42. Cadde

The following two tabs change content below.
enjolras
İstanbul - Neo-Beat 'Diyelim ki sadece gerçekliğin sınırlarını deniyordum.Neler olacağını merak ettim.Hepsi bu.' twitter.com/enjolrasx
enjolras

Latest posts by enjolras (see all)

42. CADDE

5th Avenue’de kaldırıma sırt üstü uzanıp
Revolution’ı söyleyen evsizlerin üzerinden atlayarak
60’ların yitik düşlerini geri getirmeliyiz Greenwich Village’e (Soho ve Blues)

nyc

Mickey’nin Öyküsü
Mickey ile New York  Halk Kütüphanesi’nin kaldırımlarında tanıştım. Son bir ayı bu sokaklarda geçirmiştim. Soğuk bir geceydi.Isınmak için sabaha kadar Bryant Park’ta içtik. Park kalabalıktı, arka planda bir film oynuyordu. Mickey, Occupy hareketleri sırasında Zuccotti Park’ta polisle girdiği sert kavgalardan bahsetti, ben de Kızılay’daki barikatları anlattım ona. 42. Cadde’nin ortasına bir barikat kurulsa olabilecekleri konuştuk.
Mickey, İrlanda asıllıydı.Central Park’ta The Beatles ve Dylan’dan şarkılar çalarak hayatını kazanıyordu. Velvet Underground’ın sahne aldığı, Bob Dylan’ın keşfedildiği, Ginsberg’ün Howl’unun bütün New York’a yayıldığı Cafe Wha’da sahne almıştı söylediğine göre.Mickey’in dediklerinin ne kadarına inanacağınızı kestiremiyordunuz.
24 saat boyunca aralıksız içiyordu Mickey ama bir noktada içkiye de duyarsızlaşılıyordu.Sabaha doğru Harlem’in sınırlarında yer alan yarı komünal bir eve geçtik.Burası oldukça karmaşık bir yerdi.15-20 kişi bir arada kalıyordu.Kimin niçin orada olduğu belli değildi ama hepsinin bir şeylerin sonuna gittiği hissediliyordu. Müzisyen, şair, aylak, serseri, mülteci, devrimci ya da da dadaist olabiliyordunuz birkaç günlüğüne.

Camila’nın Öyküsü
Camila, her şeyin sonuna gitmeye hazır bir şekilde buraya gelen yüz binlerce New Yorker gibi birkaç yıl önce Florida’dan NYC’ye tek gidişlik bir bilet almış, o günden bu yana düzensiz işlerde çalışarak, deneyerek ve kendisiyle yüzleşerek NYC’de var olmaya çalışıyordu.
Camila’yla Brooklyn metrosunda tanışmıştık. Üzerimde Arjantin milli takımının forması vardı.Dünya Kupası finalini izlemeye gidiyordum.Arjantin asıllı olduğu için tanışmamız hızlı oldu.Chinatown’da Uzakdoğulularla birlikte finali izledik. Birkaç saat sonra maçın sonucunu sorduğunda şöyle diyecektim Mickey’e: Arjantin’in Dünya Kupası’nı alma ihtimali olduğu sürece hümanist ideallere inanabilirdim.Götze 113’te golü attı ve varoluşçuluğa devam ettim.

Maç boyunca o kadar çok tekila içmiştik ki, Arjantin’in kaybettiğini algılamamız zaman aldı. Maç bittiğinde Chinatown’da ölüm sessizliği vardı.Bütün Uzakdoğulular Arjantin’i destekliyordu.Oradan Times’a geçtik.Mağlubiyete rağmen Arjantinliler büyük bir kutlama hazırlamıştı.Bütün Times ayağa kalkmıştı.Ve biz her zamanki gibi kaybedenlerin yanındaydık.

DSCF0446-001

Sonsuz Gün Işığı
Bir filmde oynamak istiyorum, demişti Camila. Birkaç gün sonra Camila’yı Harlem sınırındaki yarı komünal toplanma noktamıza çağırmış ve Mickey’le tanıştırmıştım. ”Camila” demiştim, “bir filmde oynamak istiyor” “Hadi bir film çekelim Camila’ya” demişti Mickey. Son birkaç gündür noodle ve bedavaya bulduğumuz Coca Cola’yla besleniyorduk. Senaryo yoktu, profesyonel bir kamera yoktu, filme dair netleşen tek şey filmin Times Meydanı’nda geçiyor oluşuydu.
Mickey el kamerasını tutuyordu, yönetmen bendim, Camila ise oyuncuydu, Uzakdoğulu birkaç turisti de figüran olmaya ikna etmiştik. Film şu cümleyle başlasın istiyorum dedi Camila:
“Times Meydanı’nda doğdum, Broadway’de büyüdüm, Central Park’ta aşık oldum ve Wall Street’te öleceğim.”
-Fazla trajik, dedi Mickey.
”Hepimiz öyleyiz” diye cevap verdi Camila.
-Boşverin, film çekmeyelim; sokaklarda filmi yaşayalım, dedim.

Biz bunları konuşurken, cadde birden karışmıştı.Kaldırımdaki herkes ana yola geçerek trafiği kapatmıştı.Ben ne olduğunu anlamaya çalışırken “Gün batımı” dedi Mickey, “Tekrar bu ana denk gelmek için bir yıl beklememiz gerekebilir.”
Camila heyecanlanmıştı, “bir şeyler çekmeliyiz en azından” dedi.”Fotoğraf-video ne olursa…”
İfadesi bir şeyin yaklaştığını ve onu kaçırmak üzere olduğumuzu hissettiriyordu. Bir şey yaklaşıyordu.
”Bir şey yaklaşıyor” dedim.” Camila ve Mickey ifadesizce bana baktılar.

Bir kaldırıma oturdum. Camila’nın fotoğraf çektirirken(herkes birbirini çekiyordu) bir kız çocuğu gibi duyumsadığı mutluluğunu ve Mickey’nin yolda tanımadığı insanlara sarılırkenki coşkusunu izledim ve Syd’in şarkısı geldi aklıma:
Neden bugün oynayamayız?
Neden hep böyle kalamayız?
Neden erişemeyiz güneşe?

434567-001

Chinatown
Birkaç dolara karnımızı doyurabilmek için Chinatown’a gittik Camila’yla. Kasvetli bir restaurantta dünyanın en karmaşık yemeklerini yedik.Camila’nın favori içkisi Çinlilerin özel olarak yaptığı karpuz suyuydu.Bulantı uyandırsa da tadı güzeldi.”Hep bir şeylerden kaçmak istedim ama New York’taysan artık nereye kaçabilirsin? Başka bir gezegene mi?” dedi.Tasarılarını anlatmaya başladı bana:
“1. NYC’den Arjantin’e otostopla gidip Che’yi onurlandırmak istiyorum.
2. Broadway’de sahne almak istiyorum.
3. Aşık olmak istiyorum”

Birkaç saniye duraksadı, muzip bir ifadeyle parmağını dudağına götürdü:
-Ama önce sarhoş olmalıyız. Geçen hafta Dünya Kupası’nı kaybettik.
Chinatown’dan Greenwich Village’e geçtik. Greenwich’in tipik karanlık barlarından birine girdik.Sahnedeki grup psychedelic folk çalıyordu.Orada birkaç saat zihnimizi uyuşturduktan sonra ait olduğumuz yere, sokağa geri döndük. Bir kaldırım bulup oturduk.Bizim gibi yüzlerce kişi sokakları doldurmuştu.Şehir canlı bir akım olarak akıyordu. Bu sokaklarda, yarım asır sonra da Beat’in hala canlı olduğunu hissediyordunuz.

Sarhoş bir aylak ayağa kalktı ve “Heyyy” diğe bağırdı. Çevremizdekilerle biz de “Heyyyy” diye karşılık verdik. “Myyy” diye devam etti. Kalabalık biralarını havaya kaldırıp “Myyy” diye karşılık verdi ve yaklaşık 10 dakika boyunca insanlar çılgınca Hey, Hey; My My diye bağırdılar.Topluca çıldırmıştık.

Imagine
Oradan tekrar Harlem sınırındaki yarı komünal toplanma noktamıza geçtik. Odada dumandan göz gözü görmüyordu.Mistik aletlerle müzik yapmaya çalışanlar vardı. Sırt üstü uzanmış gökyüzünü izler gibi tavana bakarak yıldızlardan bahsedenler gördüm.Yaklaşık 24 saat sonra yine Mickey’le karşılaştık. Akustik gitarı eline aldı Mickey ve Imagine’i söylemeye başladı.Bu hepimizin şarkısıydı.Gerçekleşmemiş düşlerin ve 60’larda yarım bırakılmış olan ütopyanın… Uzandım ben de bulduğum ilk yere, sağımdaki duvara birisi “Into the Wild”ı kazımıştı, gülümsedim.Ve Arayış tekrar kanıma karıştı.Yaklaşık bir aydır bu sokaklardaydım, homelesslarla aramdaki fark neredeyse yok olmuştu.Tekrar yola çıkmalıydım.Dizlerim beni taşıdığı sürece devam etmeye kararlıydım, Pasifik’e, en batıya kadar gidecektim.

DSC00118-001

NYC Metrosu
Camila’yla son karşılaşmamız, ilk karşılaştığımız yerde(ilk karşılaşmamızdan bir hafta sonra), metroda oldu. Brooklyn’de kaldığı evden bazı eşyalarını almak için birkaç saatliğine ayrılacağını söyledi.Ben de katıldım ona.Heyecanlıydı, önümüzdeki hafta olan planlarından bahsediyordu.”Belki profesyonel bir kamera bulup filmi çekmeye başlayabiliriz” dedi.
-Camila,dedim fısıltıyla. Yola çıkıyorum.
Birkaç saniye duraksadı.Nereye olduğunu sordu.
-Los Angeles’a.Birkaç saat sonra.
-Anladım.
Hangi istasyonda olduğumuza baktı.5 dakika sonra yolumuz ayrılacaktı.Gülümsedi: “5 dakikamız kalmış”
Söyleyeceğim her şey anlamsız göründü.O an söylenebilecek en anlamlı şeyleri söylediğimi düşündürecek bir ses tonuyla, söylenebilecek en anlamsız şeyleri söyledim.
“Beni Facebook’tan eklemelisin” dedi.
-Elbette, dedim.
Oysa soyadını hiç sormamıştım.Ve sonraki bir hafta telefonumu şarj etme şansım olmayacaktı.
“Sanırım vedalaşmalıyız şimdi” dedi.”Kendine dikkat et, LA çok uzak.”

Gülümsedi. Aslında gülümsemek ağlamanın sadece bir biçimidir.Daha softcore olanı sadece.Metronun istasyonları gösteren levhasına baktı.Bir durak kalmıştı ayrılmamıza.Ve şöyle dedi:
-Alışacak mıyız her şeye?
“Camus” demiştim, “Cafelerde tek başına zaman geçirmeyi severdi.Favori içkisi kahveydi.”
-Ve biliyor musun ki kahve uyumamıza izin vermiyor.
-Kahve bizi öldürüyor.
-Yavaşça ölmeyi seviyorsun.
-Bu bir virüs. Ve buna alışacağız.
-O zaman, one more cup of coffee for the road!

DIRECTOR’S CUT
Kısa ama karmaşık bir dönemi anlatan bu yazı, tam anlamıyla anlatılsa 150-200 sayfayı bulabileceği için –dehşet verici biçimde- anlamını tümüyle yitirecek düzeyde kısaltılmıştır. Videoda, yazıda atlanan bazı olaylardan parçalar var.
0-0.13 gitarist: Mickey (Çaldığı şarkı: Across the Universe, yanındaki kız(Lisa): kaldığımız evden bir backpacker-Central Park)
0.13-0.21 Bryant Park Açık Hava Film Festivali
0.28-0.40 Times’ta yoga
0.43-0.55 Central Park
0.55-1.01 Greenwich’te sokakta punk
1.01-1.17 Central Park Harlem kutlamaları
1.17-1.42: Arjantin’in finalde kaybedişine rağmen yapılan kutlamalar(Times Square)
1.42-1.48: Psychedelic Folk çalan mekan
1.48-2.12 Los Angeles (detaylar: başka bir yazının konusu)
2-2.12: enjolras (çok dikkatli bakılırsa arkalarda belki görülebilir(muhtemelen görülemez:) )
2.12-2.39: NYC’de gün batımı (“Sonsuz Gün Işığı” başlıklı bölümün geçtiği gün)
2.39-2:48: Camila(pembe bluzlu, oradaki bir fotoğrafçı ve kamera tarafından kayıtta)
*Camila: Ayrıca videonun başka bir yerinde de dans ederken görülüyor.

#yoldaprojesi özgürlüktür! 2014

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın