The following two tabs change content below.
Utis
#NeoBeat 一は全、全は一/Ichi Wa Zen, Zen Wa Ichi

Asla yeterince kelime olmayacak. Gülümsemeler ve karmaşa asla yeterli gelmeyecek. Geçmişten gelen bir güç,  şiirsel bir mıknatıs gibi çekiyor. Çekim bir dilemma.

Ve aynı mıknatıs beni Güneş Sistemi’nin dışına itiyor.

Daha küçük yaşlarda fark ettiğim bir problemim vardı. Külkedisi’ni değil de Beyaz Kuğu’yu düşlerdim, denizin dalgaları arasında baloncuklara dönüşen Küçük Deniz Kızı’nı sevmiştim, Kibritçi Kız’ın son kibritinde gördüğü sanrının gerçekliğine yemin edebilirdim. Bir şekilde tutunamayan karakterleri buluyor ve ilgimi onlara sunuyordum. Kendi yollarını kaderin acımasız ellerine bırakmaktansa devam etmemeyi seçişlerine hayranlık duyuyordum.

Peter Pan’in seçimi ise o yıllarda henüz anlam veremediğim bir ağırlık hissi vermişti.

Hayatın kişiyi kendi iradesi dışında kalıplarla çevrelediğini o yaşlarda fark etmem mümkün değildi.  Kendi dünyamızı kurma isteğimizi ileri götürüp hayal gücü okul sıralarına fazla gelen birkaç çocuk, alternatif bir gerçekliği günlük yaşamımıza almıştık. Kendimize “Gizli İmparatorluk” derdik. Belli ki o dönemlerde okuyup etkilendiğimiz Pal Sokağı Çocukları’ndan ilham almıştık.

Akasya ağaçları ve ağaçların arasında gizlenmiş metruk villalarla çevrili sokağı bisiklet gezilerimizden birinde keşfetmiştik.  İmparatorluğumuzun bir kalesi yoktu, kumdan “Akropolis”lerimiz (kumdan şehirlerimize daima bu ismi verirdik) geceleri deniz tarafından  yutulurdu fakat toplanma merkezimiz akasya ağaçlarının gölgesiyle her yaz sabahı bizi bekliyor olurdu. Pek çoğumuz ilk aşkıyla ilk kez o sokakta el ele tutuştu, karne günleri başlayan yaz üzerine planlar o sokakta hep o sokakta yapılmalıydı.

O yılları hayatımın Please Please Me dönemi diye anarım alayla. Çoğu zaman gibi bu küçük alaycılık büyük bir özlemin maskesidir. Farklı bir coğrafyada, yıllar sonra ortaya çıkmış bir Baby Boomers kuşağıymışız gibi gelmiştir hep. Öyle olduğumuzu iddia etmemekle birlikte, sadece o dönemin verdiği bu his bile dönüp tekrar deneyimleme isteğimi perçinlemeye devam ediyor.

cc

Zamanın şeklini çizseydim, bu çizim değişiminki ile ikiz olurdu. Günlük hayatta zamanla ilgili iki büyük problemle karşılaşılır. Birincisi, ona kapılıp gittiğinde varlığına karşı farkındalık geliştirmek zordur. İkincisi, izafidir. Algılanışı gözlemciye göre değişmektedir. Hoşnut olmadığın zamanlar uzayıp gitmekte, hoşnut olunmayan dakikalar kendilerini derinliklerine dek sindirtmektedir. Değişim olgusu bu iki özelliği de olabilecek en acımasız biçimde barındırmaktadır.Değişim oyuncudur. Farkına dahi varılmadan yeni nostaljik özlemler üretir. Varlığı arzulandığında ulaşmak zordur.Ruhun değişime aç da olsa, korkularının mevcut olana sadık kalmak istediğini bilir. Korkuları besler.

Yıllar geçerken  “Gizli İmparatorluk”un vatandaşlarının yaşları artıyordu. Kayıp Sokak bizi Neverland’de tutmak için yetersizleşmeye başlamıştı. Villalar birer ikişer restorasyon görüp yenilenmişti, kısa süre sonra da kaldırımımız park eden arabalarla doldu. Ve tüm bu değişimin yanında biz, değişmemize rağmen henüz değişimin bilincine varabilecek kadar “an”dan uzaklaşamamıştık. Oysa rüyalarımız bir bir unutuluyor, galaksiler aşan hayallerimizin yerini reel gündemler alıyordu.

Hayatın Rubber Soul dönemi başlamıştı.

Peter Pan sessizce Neverland’i terk etmişti. Üniversite yıllarında sanıyorum hiçbirimiz Kayıp Sokak’a dönmedik. Değişimi durdurmak mümkün değildi çünkü. Ve bunun farkına varılabilinen an daima o geri dönüşü olmayan noktanın ilerisinde bir yerdeydi.

Bugüne dek yaptığımız gibi, hayatımızın geri kalanı yeni bir Kayıp Sokak arayarak geçecek. Şehirleri, insanları, hayalleri tüketerek ilerleyeceğiz. Her yeni deneyimi o sokaktakiler ile kıyaslayacağız. Her şey değişmeye devam edecek. “Timshel” diye fısıldayacak kulaklarımıza gizli özlemimiz. Timshel! Bir ihtimal üzerine koyacağız bahsimizi. Gördüğümüz her yüzde o sokaktan bir parça arayacağız. En çok da insan kalabalıklarını seveceğiz. Kalabalıkların içindeyken de gizlice, Dünya ile iletişimi kopmuş bir astronot kadar yalnız hissedeceğiz. Ama yarısı kadar bile özgür olmayacak ruhumuz.

“Dünya daha trajik”demişti bu fikrim üzerine. Elini uzatırken, bir şey denemek ister gibiydi. Soğuk parmaklarım, parmak uçlarına dokundu.”Gördün mü? En yakınımdaki insan dokunabileceğim mesafede. Ve en az benim kadar yalnız. Bu en dayanılmaz olanı. Daha trajik bir gerçek yok.”

Anlamıyordu.

“Ayaklarım da yeryüzüne dokunuyor ama…” Dedim.

Elini gökyüzüne uzattı, zihninde yıldızlara dokunur gibi. Anlamıştı. Yakınlık ve uzaklık anlamını beş duyu organının ötesinden alırdı. Yalnızlığın somut bir tarafı yoktu. Sancının suçlusu üç boyuttan bir tanesi değildi.

Osaki.Nana.full.72615

Bugün emin olduğum tek bir şey var: Hepimiz hala, bitkin olduğumuz günlerde gözlerimizi her kapayışımızda o kayıp sokağa dönüyoruz. Bu bizim elimizde bize özgü kalan tek sırrımız. Bu bizim akasya ağaçlarımızı kurutan çağ ile mücadele edebilmemizin tek yolu.

Hala her gece uykudan önceki o tatlı saniyelerde Kayıp Sokak’ın akasya ağaçları arasında yürüyoruz.

Beyaz elbisemin eteklerine elimdeki böğürtlen lekeleri bulaşıyor, yerde bulduğumuz defterin sayfalarını karıştırıp gizli şifreler aramaya devam ediyoruz.

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın