The following two tabs change content below.
HazelDahbest

HazelDahbest

Sadece, "böyleyim işte" dedi..
HazelDahbest

Latest posts by HazelDahbest (see all)

ARAYIŞ

İnsan; hayatı boyunca zamanın durmasını, biraların gülümsemesini ve müziğin insanlara ayak uydurmasını ister. Biz isteriz ama hayat aradığımız cevapları ya kelimelerin içinde, yâda bilmediğimiz bir insanın bedeninde saklar durur.

Zamanın durduğu an, o pazar gecesiydi. Alsancağın ara sokaklarında gördüğüm kısa saçlı kız, yerde yatan mor köpeği sevmesiyle başlamıştı. Köşe de, öylece köpeği severken gözleri ve saçları parıldıyordu. Ayağı kalktı ve köpeğe son bir bakış attı. Yola doğru dönüp yürümeye devam etti gözlerimin önünde. Arkasından mor köpek, mor köpeğin arkasından da ben yürüyordum. Yaşamım boyunca yolun bu denli heyecanlı olduğunu hiç hissetmemiştim.

Yolun bitmeyeceğini ve daima o bilinmez duyguları yolda arayacağımı biliyordum çünkü yol özgürlüktü. Özgürlük, uzayın manasız sonsuzluğu gibi bilinmez bir gerçekti.

Ben de bilinmez duygularımı ararken uzayda kaybolmak yerine, Alsancağın ara sokaklarında gördüğüm kısa saçlı kızın saçlarında kaybolmayı seçmiştim. Etrafta tanımadığım birçok insan ve o vardı.

Yolun karşısına geçmeden. Kısa saçlarıyla sokak lambasının altında beklemeye başladı. Yanına gitmem, birkaç saniye kokusunu içime çekmem, saçlarına bakmam ve aklından dudaklarına dökülen birkaç kelimeyi hissetmem gerektiğini biliyordum. Uyuşan ayak parmaklarımla ağır ağır yanına doğru gittim.

“Gökyüzüne uzanan ellerimiz. Ellerimizde tütün ve savrulan hayallerimiz var” derken, kendi kendine konuşuyor gibiydi.

“Senin yanındayken, baktığım gözlerinden dolayı ellerimizdeki tütünleri ve savrulan hayallerimizi görmüyorum.” Dedim. Yüzüme bakmadan gülümsemişti.

İrkilmiştim, gözlerimi açtım ve koca bir yanılma gördüğümü anladım. Kafamı yere eğip tekrar karşıma baktığımda, sokak lambasının altında durmaya devam ediyordu. Adımlarımı biraz daha hızlandırdım ve 6.45’in önünden geçerken kulaklarıma fısıldayan ” Us and them ” sözleri gelmeye başladı.

“Heven’t you heared. It’s a battle of words.”

The poster bearer cried.

“Listen son” said the man with the gun,

“There’s room for you inside.”

Uyuşan ayak parmaklarımı bu sefer hiç hissetmiyordum. Kelimelere can veremem gerekirken, kelimelerimi teker teker öldürüyordum dudaklarımda. Yine de uyuşuk ayak parmaklarımla sokak lambasını altına doğru yürümeye devam ettim.

BULUŞMA

Kelebeği uyandırmamak için lambayı açmayacak kadar naifçe duruyordu. Hissetmiştim o gün. Kafasını çevirdi ve gözlerinin içindeki inci gözler, göz bebeklerime bakmaya başladı.

“Selam” dedi kısa saçlı kız.

“Seni arıyordum” dedim, neden dediğim hakkında en ufak bir fikrim yoktu ama inanın bana o göz bebeklerinin nasıl güldüğünü görseydiniz, sizde ölü kelimeleri dudaklarınızda hissederdiniz.

“Beni mi, saçlarımı mı?” dedi masum yüzüyle, birde o minik parmaklarıyla mor saçlarını düzeltmesi yok muydu, gözlerimin arkasındaki duyguları gün yüzüne çıkarmaya yetmişti.

Gözlerimdeki yaşlar yavaş yavaş yanağıma süzülürken “Seni, saçlarını belki de kendimi arıyorum sende” dedim.

“Her gün karşılaşıyoruz zaten, sana gülümsüyorum. Sende oradaydın, saçlarım ve bende” dedi kısa saçlı kız.

Gözlerimi açtım ve dikkatlice bakmaya başladım. Tekrar gülümsedi yüzüme, şu alçak yüzüme gülümsedi ve

“Kitapların içinden her gün gülüyorum sana. Bazen aradıklarımız gözlerimizin önündedir ama fark etmeyiz” dedi, durdum biraz. Toz tutmuş kitabım aklıma geldi ve

“Hatırladım seni, sen “Beyaz Geceler” de gördüğüm kısa saçlı kızsın” derken heyecandan sol elimde ki siyah ceketimi yere düşürmüştüm.

Kendi kendime “bu sefer toz tutmuş kitabımı buldum mu?” diye fısıldadım. Kısa saçlı kız yere düşen siyah ceketimi almak için eğildi.

Ve zaman durmuştu o an, boynu ve göğüs dekoltesini, eteğini gerilmesiyle bacaklarının rengi, varlığımın bu dünyaya ait olduğunu hissettirmişti. O an hiçbir şey düşünmeden sadece bakmıştım. Ayağı kalktığında.

“İyi misin?” Dedi o masum dudaklarıyla.

“İyiyim, gitmem gerek sadece.” dedim ve arkamı dönüp Alsancağın arka sokaklarına daldım. Bulantıyı, dudaklarımdan ölü olarak çıkan kelimelerde görmüştü.

BULANTI

Ağır adımlarla Alsancağın ara sokaklarına doğru yürürken. Sol elimde siyah ceketim ve yanaklarımda gözyaşlarım vardı. Kokusunu unutmaya çalışırken, aklımın içinde dolanan bir lanet gibiydi. İstemiyordum işte, kokusunu istemiyordum. Sadece aklından dudaklarına dökülen bir kaç kelime duymak istiyordum. Derin derin nefes alırken, ağır adımlarımla olan olayların, yaşadığım her şeyin beni daha fazla cevaba götürmesi gerektiğini düşünerek gidiyordum.

“İnsanı, ne özgür kılarsa. Özgür kılan kişi bir o kadar daha bilinmezliğe sürükler” derken öylece yürümeye devam ettim.

Kimsesiz, yalnız bir alçak çocuk gibi Alsancağın ortasında duran boş bir odadan farkım yoktu o an. Dünyaya küfürler ediyor, gökyüzüne bakıyordum. Alsancağın ortasında duran, şairlerin muhabbetlerine maruz dahi kalamayan bir oda gibi hissederken, dudaklarımda ki ölü kelimeler teker teker gün yüzüne çıkmaya başladı.

“Yırtık perdeleri olan bir odadan ne farkım var şimdi, soğuk havanın bedenime vuruşu kadar aciz, geçenini aydınlığı kadar yoksunum işte. Varla yok arasında bir yerdeyim, istenmeyen sokaklarda dahi bulunamayan, yıkık dökük duvarlarım ile zar zor ayakta duran bir odayım. Kendi benliğini unutup, içimde bira içen insanlara hasret bir odayım. İstenmeyen insanların, istenmeyen muhabbetlerine maruz kalan, kullanıp atılmak üzere bulunan bir odayım ve ben yalnız kalan bir odayım. Boyasız, kapısız ve penceresiz, terk edilmiş bir odayım. Zamanı geldiğinde ki zamanı gelmiş yıkım tebligatı kadar çaresizim!” derken ara sokaklarda ağlayarak yürümeye devam ettim. Terk edilmiş, 19.yy’dan kalma evin merdivenlerine çıktım ve cebimden tütün paketini çıkarttım. Yüzüme bir kaç tokat atarken, kısa saçlı kızın kokusu tekrar aklıma geldi. Gökyüzünün güldüğünü fark ettim.

Tütün paketini açtım ve tütünümü sarmaya başlamış. Öylece gökyüzüne bakmaya devam ediyordum işte. Değişen hiçbir şey yoktu. Yalnızlığımla, kitap tozu tutmuş defterimi tekrar yazacaktım. Biliyordum, varlığı olmayacak ama daima defterlerimin içinden gülümseyecekti. İşte o zaman, ağaçların dans ettiğini, kitapların güldüğünü ve kuşların Pink Floyd’a eşlik edeceğini görecektim.  Bu beni yeni bir yolun içine sokup çıkartıyordu işte! Hayat bundan ibaretti ve daima Tanrının yalnızlığını, o yollarda yaşayacaktım…

Belki de, adını bilmediğim kısa saçlı kızın yolunda kaybolup, ölü kelimelerle intihar edecektim…

Bekledim… Bekledim… Bekledim…

Saat gece yarısını geçiyordu. Ayın başka türlü parladığı o günde karşıma tekrar çıktı kısa saçlı kız. Avuçlarını yanaklarıma koydu ve parmaklarıyla kafama bastırmaya başladı. Kızaran gözleri,

“Aşk, insanın uyuşturucudur” dedi ve kayboldu o gece…

Paylaş
Önceki İçerikDelik 1
Sonraki İçerikBiz?
HazelDahbest
Sadece, "böyleyim işte" dedi..

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın