The following two tabs change content below.
enjolras
İstanbul - Neo-Beat 'Diyelim ki sadece gerçekliğin sınırlarını deniyordum.Neler olacağını merak ettim.Hepsi bu.' twitter.com/enjolrasx
enjolras

Latest posts by enjolras (see all)

Control-joy-division-14558701-1024-435

ANARCHY IN KADIKÖY

Gözlerimi açtığımda bir Joy Division şarkısına uyandım. Kusmaktan daha kötü olan bir şey varsa, o da kusman gerektiği halde kusamamaktır. 72 saattir sürekli içiyordum. Liseyi yeni bitirdiğim-terk ettiğim yıllardı. Yaklaşık 4 aydır yoldaydım. İlerledikçe sahip olduğum şeylerin sayısı azalmıştı. Muğla’da cep telefonumu kaybetmiştim. O günden bu yana geçmişle aramdaki bağ kalıcı olarak kopmuştu. Karadeniz’in sisli tepelerinde yağmur altında gerçek Zen uyanışıyla karşılaştım. Sonra Van’ın tozlu asfaltlarına dek ilerledim, sınır boylarının hüzünlü öykülerine ortak oldum. Eskişehir’de apartman dairelerinde alkolle, seksle ya da dizi izleyerek varoluşa uyum sağlamaya çalışan öğrenciler, Ankara’nın sokaklarında devrim düşünün gülümsettiği umutlu yüzler, Bolu’daki terk edilmiş kasabalarda her şeyin uzağında hissetmişliğimiz… Alsancak’ta kaldırımlarda dolaşarak, uyuşarak, yabancılaşarak ve sokak aralarında her seferinde yeniden keşfedermiş gibi yaşamın zehrini içerek, Çanakkale’de Truva’nın antik kalıntılarını ararken İlyada’dan parçalar okuyup şarap içerek ilerledikten sonra bütün bu olanları anlamlandırmak için rotayı Kadıköy’e çevirdim. Hoşlandığım bir kız vardı orada, zaman zaman tiyatro temsillerine çıkan. O sadece sahneye inanıyordu, bense yaşamı filme yaklaştırmaya. Önümüzdeki 4-5 yılda İstanbul’da olmayı planlamadığım için aramızdaki iletişim kalıcı olarak kopmuştu.
Maltepe’de sahil boyunca gece 12’den sonra sokaklara yayılan bir bisiklet çetesinin parçası oldum. Burada Bugsy’le karşılaştık. Bugsy, bütün Anadolu yakasının en esaslı serserisiydi. Üniversiteyi başladığı yıl bırakmıştı, eğitimine sokaklarda devam ediyordu. Yaklaşık 20-25 kişilik grupla her gece sokaklarda kayda değer bir şey arayarak, çığlık atarak, muhtemelen çevremizde anlamsızca bir karmaşaya neden olarak birkaç kere polisle de başımızı belaya soktuktan sonra dağılmıştık. Ve karanlık bir barda -o zamanlar henüz iki ay önce kanunen girmeye hak kazandığım bir barda- sahnede Joy Division’ı coverlayan grubu izlerken, hemen yanımda elimi sımsıkı tutan kızın kim olduğunu çıkarmaya çalışıyordum. Hemen karşımda Bugsy, Joy Division’ın punk grubu olduğunu iddia eden çocuklarla kavga ediyordu. Sahne önünde yaklaşık 50 kişi Curtis’in epilepsi dansını taklit ediyordu. Sonra biz de katıldık onlara. Kolektif bir histeri bedenlerimizden geçti. “Her insan doğuştan şizofrendir ve epilepsi iyileşme belirtisidir” dedi Bugsy. Karşımdaki kız gözleriyle “baş başa takılabileceğimiz bir yer bulabilir misin” diye sordu ve ben gözlerimle “bu gezegen asla yalnız kalamayacağımız kadar küçük” şeklinde cevap verdim.

punk-is-dead_fecal-face_10_28_10-001
Sokağa çıktığımız gibi Temmuz ayının yapışkan kasveti üzerimize çöktü. Bugsy, Kadife Sokak boyunca duvarlara “Punk is dead” yazan kişinin kendisi olduğunu itiraf etti. Bunu söylemesiyle iki çocukla esaslı bir kavgaya tutuştular. Az önce epilepsi dansını deneyimlediğimiz, elimi tutma konusunda ısrarcı görünen kızdan bir sigara istedim. 17 yaşındaki her kız gibi aşka inanıyordu. Bense zaten aşıktım, ne var ki aşık olduğum şey bir insan ya da nesne değil, Arayış’tı. Az önce “Hiç aşık oldun mu” diye sorduğunda, ölümcül bir virüse yakalandığımı ve yavaşça öldüğümü söyledim. Söylediklerimi ciddiye alıp almadığından emin olmasam da, kusma isteğini biraz azaltmak için dolaşmalıydım. Ara sokaklardan birine daldık, o sustu, ben düşündüm. Geride bıraktığım 4 ay o şeyi yavaşlatmamıştı. Bir an için asla duramayacağıma ikna olmuştum. “Joy Division sever misin” dedim.
-İntihar isteğimi depreştiriyor.
-İntihar çok sıkıcı, dedim. Kendimi öldürecek kadar hayatı ciddiye alamıyorum.
Sokakta ilerledikçe tanıdık yüzlerle karşılıyorduk. Bazen gördüğüm bütün yüzleri tanıdığımı hissediyordum. Sanki ne olduğunu bilmesek de hepimiz aynı şeye doğru yürüyormuş gibiydik. Her gün sokaklardan yeni akımlar yükseliyordu, yeni heyecanlar, yeni müzik grupları, yeni tutkular… Ve yaşam yenilendikçe, biz kirleniyorduk; deneyimlemekten, düşmekten ya da kayıtsızlıktan…
“İnsanlar el ele tutuşup dolaşabiliyorlar hala” dedim. ”Hiçbir şeyi garipsemeden.”
-İnsanlar hayatta kalmaya çalışıyorlar,dedi. Müzikle ya da aşkla…
– Asfaltta vızıldayan otomobilleri izleyerek bira içenler, bir vadinin kıvrımlarında tanır sarhoşluğu. Soğuk dudaklarda duyar aşkın zehrini…

Hemen yanımızdaki kaldırımda eski kitaplar satan Gandalf’a benzeyen bir adam duruyordu.Yanına doğru yaklaştım ve “Bulantı” var mı dedim.
-Hangisi?
-Sartre’dan
-Şu an yok ama 2 saate gelir.
-Hemen temin edilemez mi?
-Mümkün değil.
-O zaman kalsın.

DSC_0013sm (1)
Yürümeye devam ettik. Çişim gelmişti.Ona John Lennon’ın Almanya’daki bir turnede bir barın balkonundan rahibelerin üzerine işediğini anlattım. Aynısını yapamayacağım üzerine ısrarcı olunca iddiaya tutuşmak gerekti. İlerleyen saatlerde bir balkon bulup gerçekten işedim de tutarlı olmak adına.Etiğe inanmasam da kendimle çelişkiye düşemezdim.
Bugsy’nin “Punk is dead” yazdığı duvarlardan biriyle karşılaştım.Gülümsedim. Nietzsche şu an burada olsa ne derdi. 4 aydır Zerdüşt’ten başka bir şey okumamıştım. Yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşten sonra yeniden başladığımız yere döndük. Bugsy çocuklarla tartışmaya devam ediyordu. Joy Division çığlıkları sokağa taşmıştı. Ve sonra fark ettim ki çılgınlık bulaşıcıdır ve belki de hepimiz ismini bilmediğimiz bulaşıcı bir hastalığa yakalanmıştık. Hep birlikte ölüyorduk. “İnsanlar buraya kusmak için geliyor” dedi Bugsy. “Melankoli dayanılmaz olduğunda toplumsallaşman gerekir.”
“Ben Paris’e gideceğim” dedi az önce elimi tutan kız.
-Paris’e gitmek yerine söyle, Paris buraya gelsin, dedim.
Kaldırımın köşesinde yaklaşık 10 kişi bir çember oluşturmuş “Anarchy in Kadıköy” diye bağırıyordu.Ve aylar geçtikçe ben kaldırıma daha çok yaklaşıyordum. 12 saat önce parkta yazdığım şiiri anımsadım:
“Bir parkta sırt üstü uzanmıştım bir banka
Sanki zaman durmuş
Sanki yarın yokmuşçasına”
Ve sonra Kadıköy’ü çok uzun süre geri dönmemek üzere terk ettim. Aradan yıllar geçti. Ve ben gitgide kendime yabancılaştım. İnsanlar ölümlü ama kaldırımlar ölümsüzdür.
Defalarca ruhumuzu parçaladık
Ve sonra defalarca birayla yüzümüzü yıkadık
Yaşam uzun bir “bad trip”tir bazen.
Love, love will tear us apart again!

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın