The following two tabs change content below.
enjolras
İstanbul - Neo-Beat 'Diyelim ki sadece gerçekliğin sınırlarını deniyordum.Neler olacağını merak ettim.Hepsi bu.' twitter.com/enjolrasx
enjolras

Latest posts by enjolras (see all)

ARAYIŞ

430a16f257e3b96ef134b8526bed86ed
Arayış, ilk defa Kızılay’ın sokaklarında kanıma karıştı. Ondan sonra her şeyi Arayış’ın seyrelmesi ya da yoğunlaşması olarak algılamaya başladım. İnsanlara baktım, Arayış’ın farkında olmadan yarım bıraktıkları yaşantılarını yakalamaya çalışan insanlara… Onların kaygılarına, yanılgılarına ve endişelerine ortak oldum. Ve ben kalabalığın ortasında, onlara karışmadan hareketsizce dikiliyordum. Neden orada dikildiğimi fark eden kimse yoktu. Artık sıradan bir insan gibi geçici duygulara kapılamayacağımı biliyordum.İkinci dereceden bütün süreçler üzerimde etkisini yitirmişti.

Israrcı gözleriyle karşılaşır karşılaşmaz beni tanıdığını anlamıştım. Oysa ben onu tanımıyordum. Ne var ki bunun önemi yoktu. O, Arayış’ın karşıma çıkardığı ilk insandı ve şu an içinde olduğum yoğunluğa cevap verecek düzeyde canlılıkla doluydu. Önümüzdeki soğuk birayı sık sık dudaklarımıza götürürken, neredeyse hiç konuşmadan birbirimizi izliyorduk. Onu ilk gördüğüm andan itibaren fark ettiğim, dudağının sol tarafında beliren muzip gülümseme ve ilk andan itibaren hiçbir şeyi kaçırmayan dikkatli gözleri beni bir şeyler söylemeye zorladı ve Arayış’tan ilk defa ona bahsettim. Söylediklerimi, sanki dünyanın en büyük gizemini anlatıyormuşum gibi ciddi bir ifadeyle dinlese de rol yapıp yapmadığından emin olamıyordum.

hqdefault

Çevredeki masalara baktım. Son birkaç ayda kaç defa bu mekana geldiğimi düşündüm. Çevredekilerin daha önce hiç konuşmamış olsak da gözlerimiz kesiştiğinde bana “hepimiz aynı şeyi deniyoruz, aynı oranda başarısız olsak da” dediklerini okudum. Sustum, Tuborg istedim. Çünkü Tuborg olmadan içemem. Ben Efes severim, dedi. “Yani sence de Tuborg sert bir bira değil mi. Tadını sevmiyorum.” Dudaklarını emdi, fark edildiğinin bilinciyle tekrar bana döndü: ”Aslında bana sorarsan rol yapmayacağım. Rol yapmak fazlaca gösterişli olsa da şu an bana sinemayı anlatmanı istiyorum.”

Tekrar konuya döndüm.Önüme gürültülü şekilde konulan biradan uzun bir yudum aldım. Mekanın ezberlediğim playlistini dinledim: “Bildiğin şarkılar, sevdiğin insanlar gibidir. Bütün notalarını bilsen de her dinleyişte evinde hissedersin.”
-Peki senin evin neresi Devin? Bir evin var mı ya da?
Adımı bilmesini garipsemedim. Yine de beklenmedik bir şey söylemenin gururuyla yüzünde beliren ışıltıyı gördüm.Devam etti:
-Saat 18.30 ve güneş birazdan batacak.Şu an kaç kişi bizden bahsediyor dersin?

Bordo ruju gözümü alıyordu.Her profesyonel oyuncu gibi dikkatimi dağıttığının bilinçli umursamazlığıyla bakıyordu bana.

4391078_l3
”Aslında” dedim, tanışmamız çok yeni olsa da seni öpmek istiyorum.Ama henüz bunu nasıl gerçekleştireceğimize karar vermedim.Hemen şimdi seni öpsem her şey çok mu hızlı olurdu.
-Hayır.
-Birazdan Tom Waits çalacak.
-Hangi sırayla çalacaklarını nasıl biliyorsun?
-Hep aynı sırayla çalıyorlar çünkü. Burada kimse yabancı hissetmek istemez.
-Çılgın kalabalıktan uzak kalalım mı?
-Biz ikimiz fazla kalabalığız.
-En son ne zaman kustun?
-Edebiyat kusmanın formlarından birisidir. Kusmak yerine yazıyordum eskiden ama yazmayı bıraktım. Artık sadece gidiyorum.
-Az önce neden 18.30 itibarıyla kimsenin bizden bahsedip bahsetmediğini merak ettim biliyor musun. Bir an için dış dünyayla bütün ilişkimizi koparabilsek… Tanrımm. Tom Waits çalıyor gerçekten.Dans edelim mi?
Olur, neden olmasın. Karşılıklı masada oturan bir çift, defalarca göz göze gelebilir ama her seferinde sanki ilk kez karşılaşmışız gibi gözlerini kırpışında anlamlandıramadığım bir şeyler vardı.Masadan kalktım ve “biraz işemem gerek” dedim. Sarhoş olduğum gecelerde gözü kapalı bulduğum ve rotasını ezbere bildiğim bar WC’sine girdiğimde kendime neden tarihin bu sayfasında olduğumu soruyordum.Önemsediğim şeyler gittikçe azalıyordu.Güne nasıl başladığımı neredeyse anımsamıyordum. Burada olmayı bile ısrarcı bir kararlılıkla benimsemiştim. Başka bir şehirde yaşayamazdım. Burada olmalıydım, yılların neye evrileceğinin artık bir önemi kalmamıştı.Güç toplamaya çalışıyordum gri şehrin sokaklarında aylak aylak dolaşarak, düşerek ve artık olasılık dahilinde görmesem de çılgın kadınların dudaklarından aşkın zehrini içerek. Kanıma karışan bir virüs gibi bağlandım bu şehre ve artık başka bir şehre gidemeyeceğimi bilmekteyim.

WC’nin aynasına bakıyorum. Bordo renkteki rujla “Gözlerinin içine bak, en güzeli sensin” yazıyor. Onu buraya getirebilirim belki. Küçük ve heyecanlı oyunlar oynayabiliriz. Yabancı ve keşfedilmeyi bekleyen detaylarını bana tanıtabilir. Aynadaki yazı bordo rujunun tadını anımsatıyor bana. Belki de öğrenmeliyim şimdi gidip ama gece için henüz çok erken ve ben daha ikinci biradayım. Gün batımlarında sahil kasabalarında üzerimize çöken buruk hüzünden uzak bu metropolde gri binaların arasından geçerek yolumuzu bulmayı deneyeceğiz. Şehir kendini bize tanıtacak. Onu seveceğiz. Bir gün onu yüz üstü bırakmayı düşünmeden seveceğiz. Kalbimizi vereceğiz ona.

tumblr_mhn3h3nPPg1s3tiygo1_500
Ben bu düşünceler içinde anlamdan uzaklaşırken onu görüyorum. “Çok geciktin, merak ettim” diyor. WC’deki yazıyı gösteriyorum ona. “Az önce ben yazdım” diyor önemsemeden. Sonra bana dönüyor, parmaklarıyla gözlerime dokunuyor: Yazılanı yaptın mı peki?
-Gözlerim gözlerine içten bakamaz ama seni görebilirim, diyorum.
Garip cümlelerin var, diyor. Bugün günlerden Cuma ve burada insanlar gittikçe kıpırdanacaklar. Ama öncesinde ne istiyorum biliyor musun Devin. Bu şehri biraz daha keşfedelim, ilk kez gelmişiz gibi bu sokakların üzerinden geçelim. Bu sokakların sende ne derin yaralar açtığını biliyorum ve ne büyük umutlar. Kaldırımları onurlandıralım biraz.

-Yürüyelim, diyorum. Caddeye çıkıyoruz tekrar. Mayıs ayının herkesi içine alan yoğun coşkusu bize de bulaşıyor. Çocuklar gibi gülüyor: “Biraz dondurma mı yesek ne dersin. Ya da kalsın, daha içmeye başlamadık bile, midemizi bozacak.”

Yeni yeni sorulardan geçerek ilerlemeye devam ediyoruz. O sürekli anlatıyor. Birkaç dakika içinde 10’dan fazla konuya girip birkaç cümle kurduktan sonra yenilerine atlıyoruz. Bir noktada yakalamaya çalışmaktan vazgeçiyorum. 
Gri binaların üst katlarına bakıyorum bir cevap bulmayı deneyerek. ”Bugünlerde gökyüzüne çok bakıyorsun” diyor.
-Gökyüzü, yaşadığımızı anımsatır, diyorum. Uzaklaştığımız gerçekliğe döndürür bizi.Evrenin genişlemeye devam ettiğini görmüyor musun.
Geceyi yırtan çıplak yıldızlara bakıyor uzun uzun:
“Bütün yıldızların hızla bu gezegenden uzaklaştığını kabullenmeyeceğim” diyor. “Gerçeği görmek istemiyorum.”

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın