The following two tabs change content below.
jarmuz

jarmuz

jarmuz

Latest posts by jarmuz (see all)

image

– Günahlarından pişman olmayan günahkarlar. Ayakkabılarını giymek isterken peyoteyi eziyorlar. Metanetlerini koruyorlar sağanağın altında. Yalnız, şarap şişesini duvara çalmak kontrolsüz bi hareket değil. –

Duvar, yavaş yavaş elektronlarını hatırlatıyor. Bir evin içindesin bu günahkarlarla, inançsızlarla, aşıklarla, şehvetli kadınlarla, asilerle, müzisyenlerle, şairlerle…

Hoparlöre bağlanan telefondan -veya telefona bağlanan hoparlörden gelen David Gilmour’ın gitarına yoğunlaşıyorsun. İnançsızlar, bir köşede yok olana kadar meditasyon yapıyor. Cordoza’nın varlığı belli belirsiz. Onu ne kadar sevdiğini düşünüyorsun. Onu göremeyince Recep Tayyip Erdoğan’ın evine gitmişsin de, adam sana içerde salep hazırlıyormuş gibi hissediyorsun. Gitar solosunun sonuna doğru Tom ayaklanıp “Hepimiz nezareti boylayacağız” diye bağrınıyor.

Ayağa kalkıyorsun ve başına konfetiler yağıyor. Kanına karışan kimyasalların da etkisiyle bağımsız bir dansa kalkışıyorsun. Müzik, arkaik dönemde de duyuları bu denli harekete geçirirdi işte. Bunu hissettiğini hissediyorsun. Ki Aristo denen gazoz kapağı, haz veren üflemeli çalgıların gençlere yasaklanması gerektiğini söylüyordu. Kolların, tavan arasındaki örümcek ağını işaret eden bir dans figürüne bürünürken Aristo’ya başkaldırıyorsun.

Bir köşede saçı sakalı uzun ve bir öğrenci evi kadar kirli, kimsenin tanımadığı bir herif oturuyor. Bakışları Slavlara özgü o donukluğa sahip, ama herif Slav değil. Yanında oturarak mızıka çalan Alobar’ın varlığından bile bihaber görünüyor. Eşcinseller ve henüz reşit olmayanlar birbirleriyle tanışmadan flört ediyor.

Simon’un elleri şimdi bütün vücudunu geziyor. Dudaklarınız hevesle birbirine giriyor ve yüksek perdeden kısa bir inleme bırakıyorsun bu kasvetli odaya. Sıcak dili patlarcasına ağzına giriyorken tek bir vücutmuşcasına pencereye savruluyorsunuz. Simon, eliyle kasıklarını yokluyorken iç çamaşırı giymediğini fark ediyor ve külotlu çorabını yırtarak vajinanı sergiye açıyor. Elinde olmadan kızarıyorsun bu noktada. Açık pencerenin balkonluğuna bacaklarını açarak oturmuş durumdasın ve sırtına vuran soğuk sana yaşadığını hissettiriyor. Simon yavaş hareketlerle bacaklarının arasına çömeliyor ve öpücükler kondurmaya başlıyor. Tüm vücudun titriyor ve dili senin çukuruna yılan gibi girip çıkarken klitorisini şefkatle dişlerinin arasına alıyor. Simon’u sımsıkı tuttuğun saçlarından tutup çekiyor ve odaya doğru fırlatıyorsun. Kontrolünü kaybedip geriye doğru pencereden düşüyorsun saçlarındaki konfetilerle.

Asfalt. Eğer bir yere “medeniyetin beşiği” deniyorsa oranın olmazsa olmazı. Asfalt. İnsanlığını -daha doğrusu evrenin bütününün bir parçası olarak insanlığını- unutan insanların her gün gördüğü asfalt. Düşsel ve duyusal yoksulluğun simgesidir asfalt. Aşktan, münzevilikten uzaktır. Egzoz borularının ve kara taşıtlarının tekerleklerinin eskittiği asfalt. Asfalt 21. yüzyıldır. Asfalt, “başarı” ve hırstır.

Senin hikayen soğuk bir asfaltta son bulurken duyduğun şey pişmanlık değil, şehrin gürültüsü.

Paylaş
Önceki İçerikSanat, Dünya ve Karnaval
Sonraki İçerikÖlümsüz

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın