The following two tabs change content below.
enjolras
İstanbul - Neo-Beat 'Diyelim ki sadece gerçekliğin sınırlarını deniyordum.Neler olacağını merak ettim.Hepsi bu.' twitter.com/enjolrasx
enjolras

Latest posts by enjolras (see all)

BAHAMA DREAM

Tropik yağmurlar bastırdığında çırılçıplak koşmak istiyordun
Otobanda son hızda Key West’e kadar sürmek
Bir gemiye atlayıp Havana’ya kaçmak istiyordun
Hollywood’a altın yıllarını geri getirmek (Soho ve Blues)

Geçici Amnesia: Kişinin bütün geçmişini ve bildiği her şeyi unutması. Ve bunu önemsememesi.

Hardcore carpe diem: Kişinin sadece içinde bulunduğu ana değer vermesi.Hiçbir şey yaşamamış gibi hissetmesi ve hiç yaşanmayacak…

SWEET JANE

Jane’le ilk defa South Beach’e giden asfaltta karşılaştım. Bisikletteydim, işe gidiyordum. Onunsa altında bir BMW vardı. Önce yavaşlamış, sonra durmuş, “Neden bisikleti de alıp arabaya atlamıyorsun” demişti. 18-19 yaşında olmalıydı. -Ben o zamanlar 21’dim- Üzerinde “You’re in Miami Bitch!” yazan bir tişört vardı. Adımı sormuştu. 3 saniyeliğine de olsa aklıma hiçbir sözcük gelmemişti, sonra gözlerine baktım ve “Enjolras” dedim. En-jol-ras dedi, heceleyerek… “Güzel isim, ben de Jane. Aslında şarkıdaki gibi biraz: Sweet Jane.” Sonra elini başımdaki kovboy şapkasına uzattı ve şapkayı alıp başına taktı. “Şapkayı taşıdığın gibi aşağıda da bir silah taşıyor musun” dedi. Ben daha cevap vermeden oraya bakarak güldü. “Ben Wal-Mart’ta çalışıyorum. Sen nerede?” dedi. “Publix” diye cevap verdim.

-Bugün işe gitmeyeceksin sanırım, diye karşılık verdi. Partiye gidiyorum, benimle gelir misin?
3 sn. kadar duraksadım. 3 sn. kadar duraksadığımı gören Jane’in dudağının tam da sol üstünde o ifade belirdi.
Gözlerine baktım ve konuşmadan dedim ki:Biz aynı türdeniz. Sen ve ben. Aynı sırrı gizliyoruz içimizde. Hiç konuşmadık, tanışmadık, şehre karıştık…

Hardcore Carpe Diem

Partiye geldiğimizde olayların aslında daha geleneksel olmasını ummuştum ama her şey çok hızlı gelişti. Jane koluma girmişti.Aslında ona dair bildiğim tek şey adıydı. O ise daha gerçek adımı bile bilmiyordu. Çevremizi bir anda 30 kadar Küba-Bahama göçmeni sardı. İspanyolca bir şeyler söylediler. Tek kelimesini bile anlamadım. Elime 70’lik bir kokteyl şişesi tutuşturdular. Ve aynı anda tempo tutmaya başladılar. Bir yabancı olarak şişeyi fondiplemeye dayalı düelloya girmem bekleniyordu.

O an –belki de yapılacak daha anlamlı bir şey olmadığı için- teklifi kabul ettim ve şişeyi dikmeye başladım. Tadı berbattı. Bu nedenle içmeye devam ettim. Yarıştaki diğer isim olan Bernardo, kusmaya başlayınca şişeyi bıraktım. Yarış bitmişti. Alkolün etkisi birden oluştu ve bir anda diz çökmem gerekti. Çevremi saran gürültücü Latinler İspanyolca tempo tutuyorlardı. Sanırım adımı söylemekteydi hepsi. Ama kısa sürede aldığım aşırı alkol algımı parçalamıştı. Yanımdakilere tutunarak tekrar ayağa kalkmayı başardığımda Jane arabadayken benden aldığı kovboy şapkamı tekrar başıma yerleştirdi ve “İşte yeni sevgilim” dedi. Her şey çok hızlı yaşanmıştı. Bir anda Jane’in annesi ve babası olduğunu tahmin ettiğim iki kişi yanıma geldi ve bana sarıldılar. Alkolün etkisi üzerimde devam ediyordu. Jane’in kuzenlerinden birisi kadehini havaya kaldırdı ve “Enjolras’a” diye bağırdı. Aynı anda bir uğultu partinin düzenlendiği bahçeyi kapladı ve elime bir kadeh tutuşturdular. Arkalarda kurulan küçük sahnedeki grup eski folk şarkılarından birini çalıyordu.

Kadehi ani bir refleksle havaya kaldırdım ve “Comandante’ye” dedim.Bu sözcüğü söylememle partidekiler bir anda buz kesildi. Bense devam ettim: “Comandante Che Guevara’ya…” Bunu söyledikten hemen sonra, partidekilerin, Fidel-Che öncülüğündeki devrimden kaçan anti-devrimci Kübalıların yoğunlukta olduğu bir grup olduğunu fark ettim. Yaşlı Kübalılar ayıplayan gözlerle bana bakıyorlardı.Bu esnada –gizliden gizliye Che’ye hayran olan ve aile baskısından dolayı bunu itiraf edemeyen- bir genç Hasta Siempre’nin ilk dizelerini söylemeye başladı. Hemen ardından katılanlar oldu ve bir anda alandaki gençlerin neredeyse tamamı coşkuyla Hasta Siempre’yi söylemeye başladı. Sahnedeki grup da müziğe uyum sağlamıştı ve şimdi partide coşkuyla Hasta Siempre çalınıyordu.Bu esnada devrimci sempatizanı parkalı Küba asıllı bir genç heyecanla yanıma geldi. “Arjantin’den mi geldin” diye sordu. ”Hayır, Ankara’dan geldim” diye cevap verdim. O ise ”Commandante” diye haykırarak sımsıkı bana sarıldı.

Geçici Amnesia

Gözlerimi açtığımda kendimi bütün duvarları kırmızı olan bir odada buldum. Bütün bedenimi uyuşukluk kaplamıştı. Aşamalı olarak karşımdaki görüntü netleşmeye başladı. Tam karşımda bir çift sevişiyordu. Sola döndüğümde Jane’i gördüm, üzerinde mavi bir bikini vardı. Göz göze geldiğimizde parmağını dudağına götürdü ve “Sus” işareti yaptı. Buraya nasıl geldiğimi ve son 3 saat yaşananları çıkaramıyordum. Bunun adı geçici amnesia’ydı. Bir anda bütün geçmişim silinmişti ve ben bunu umursamadım.

Uyuşma karnıma dek ulaştığında, üzerimde tişörtün olmadığını gördüm. Jane’e döndüğümde elinde bir enjektör tutuyordu: “Merak etme, bu sana iyi gelecek” dedi. Ve konuşmamı beklemeden koluma sapladı. Enjektörün etkisiyle önümdeki görüntü tekrar kayboldu. Sesleri duyabiliyordum sadece. İspanyolca anlamadığım birçok söz… Ara sıra Jane’in sesini seçer gibi oluyordum: “Bu multivitamin” demişti Jane, “uyanmana yardımcı olacak.”

Karşımdaki görüntü ara sıra belirip kayboluyordu. Her şeye rağmen belli belirsiz Jane’in sesini duyuyordum. Anımsamadığım bir süre sonra görüntü tekrar belirdi. Yerden destek alarak ayağa kalkmak için hamle ettim. Bunu gören iki kız bana doğru yaklaştı ve aşağı doğru eğildiler. Bunu gören Jane “O benim sevgilim. Yaramazlık yok!” diye kızları uyardı. Bunun üzerine kızlar geri çekildiler ve karşıda devam eden grup sexe katıldılar. Bense ayağa kalktım. Bir şeye karar vermeden önce, bir şeyler yemeliydim. “Ben bir şeyler yemeye gideceğim” dedim. ”Olur” dedi Jane. ”Ben de sonra gelirim.”

Binanın hemen önünde başlayan otobana çıktım. Üzerimde boxerdan başka bir şey yoktu ve elimde 10 dolar. Çıplak ayakla asfaltın kenarında 5 dk kadar yürüdüm ve 24 saat açık olan benzinlikteki McDonalds’tan bir Big Mac şiparişi verdim. Restoranda kimse, siparişi o şekilde vermemi garipsemedi. Hamburgerden birkaç ısırık aldım, tadı berbattı. Yine de kendimi yemeye zorlayarak devam ettim.

Kola o kadar mide bulandırıcı görünüyordu ki içemedim ve bir portakal suyu istedim.Tam o sırada Jane geldi, arabasıyla. Umarsızca kornaya basıyordu. Beni orada görünce araçtan atlayıp yanıma geldi. Bir portakal suyu da o istedi. “Dünyanın en iyi portakalları Florida’da yetişiyor” dedi. Heyecanlıydı. Birkaç yudum aldıktan sonra kendini daha fazla tutamayarak kucağıma atladı.

”Şimdi öpüşelim” dedi. Dudağını ısırdı ve “kondomlu sexte aşkın var olabileceğine inanmıyorum” dedi ve ekledi: ”Cinsel devrimin başkenti olan Miami’de aşkın ve cinselliğin tanımının değiştiğine inanıyorum.” Ve ekledi: “Burada, bugün birbirimizi yeniden oluşturacağımıza inanıyorum.” Ve devam etti: “Birbirimizde bir parçamızı bırakmamız gerektiğine inanıyorum.” Ve dokundu: “Susmanın yeri geldiğinde tahrik edici olduğuna inanıyorum” ve dudağımı ısırdı “Canını acıtmanın sahip olmanın bir biçimi olduğuna inanıyorum.” Ve karşılaştırdı: “Özel mülkiyete ve liberalizme inanmasam da beni sahiplenmen gerektiğine inanıyorum.”

Ve bakıştık. Onu oradan, ifadesinin hemen başlangıcından, dudağının sol üstünden kısaca öptüm. 3 sn. için geri çekildik ve birbirimizin gözlerinin içine baktık. Orada “beni tekrar öpmelisin bakışını” gördüm ve “bu daha sert olmalı.” Önümde duran portakal suyundan biraz içtim. Sonrasında bardağı ona verdim.O da eline aldı ve birkaç yudum aldı. Ve tekrar onu öptüm.Daha uzun. Ve daha sert.

Kalktığımız gibi sağanak başladı.Bunun üzerine arabaya atladık. Arkadaki çift yağmuru umursamadan sevişmeye devam ediyordu.”Nereye gidelim”dedi Jane. ”Okyanusa gidelim” dedim. Bu sırada radyoda “Summer Wine” çalmaya başladı. Jane kendine özgü vokaliyle bağırarak şarkıya eşlik etmeye başladı:

“Strawberries, cherries and an angel’s kiss in spring
My Summer wine is really made from all these things”

Gözlerine baktım ve konuşmadan dedim ki: Aynı ölçüde uzağız her şeye. Sen ve ben. Aynı şeyden kaçıyoruz.Kaybolacağız…

YAZ YAĞMURUNU BEKLEMEK

Jane elini saçıma götürdü ve gözlerimi açtım.Başımı dizlerine yaslamıştım, aklımdan geçen her şeyi biliyormuş gibi bana bakıyordu:
-Dün gece… Beni hamile bırakmış olabilirsin. Şu an bunun oldukça kuvvetli bir ihtimal olduğunu düşünüyorum.

Elini karnına götürdü. Bense gözlerimi gün ışığına alıştırmaya çalıştım. Bir yönetmen tarafından planlanmış bir filmin içindeymiş gibi hissediyordum. Jane’in canlılığını hiç kaybetmeyen gözlerine baktım.Sol eliyle karnını tutmaya devam ederken, dudağının kenarındaki muzip gülümsemeyi görebiliyordum. Dudağının sol tarafının hemen üstünde başlıyordu. İçindeki yaratıcı enerjinin tamamını orada toplamıştı. Orada gizlediği anlamı okuyamıyordum. Konuşmaya başladı:

-Dün gece senden hamile kalmak, benim için beklenmedik bir hamle oldu. Partiye gelirken olayların bu noktaya geleceğini düşünmemiştim. Aslında bakarsan, seninle görüşmek fantastik bir hamleydi. Bir aşk şarkısının parçası olacak Jane, gözlerinin içi gülümseyecek. Ben sana diyeceğim ki bir çocuğumuz olsa nasıl bir çocuk olurdu? Sen “ben evliliğe inanmıyorum” diyeceksin. Konu evlilik değil, diyeceğim. Çocuktan bahsediyorum. Senin ve benim genlerimin birlikteliğinden ve ortaya çıkan şeyden. Bunu düşünmek seni heyecanlandırmıyor mu? Bir anne güdüsüyle söylemiyorum bunu. Senin ve benim genlerimin birleşmesinden, karışmasından, tek olmasından…

O bunları anlatırken, ben de ayağa kalktım. Geçici Amnesia’nın üzerimdeki etkileri devam ediyordu. Yaşadığım olaylar kontrolümden çıkmış gibiydi. Buraya nasıl geldiğimi ve dün gece neler yaşandığını anımsayamıyordum. Sağanak yağmurdan sırılsıklam olmuştuk. Okyanusun başlangıcına geldiğimde Jane karşıyı işaret etti: Bahamalar orada, yerleşmeye gidelim mi, ne dersin?

Dalgaların ardında görünen kara parçasına baktım.
Tam da o sırada Jane elimi tuttu. Elinin soğukluğunu hissettim.
-Ellerin soğuk. Üşüyor olmalısın, dedim.
-Bira yüzünden, birazdan geçer.

Göz göze geldik.Çocuksu görünüyordu.Üzerinde bikini altından başka hiçbir şey yoktu.”Çıplak denize girelim istiyorum” dedi. “Bu yağmuru yavaşlatacak.”

“Yaz yağmuru” diye karşılık verdim “Onu gerçekten hak edenler için. Ve biz bu anı defalarca yaşadık.”
Birden ciddileşti ve suçlu bir ifadeyle:
-Az önce hamile olmamla ilgili söylediğim şeylerden ötürü bana kızmadın değil mi. Bir an için emindim bundan ama şimdi sana söyleyiş tarzım bana yanlış görünüyor.Sanırım gerçek değildi de… Balıklarda ilk görüşte aşka inanır mısın?
-Eğer gerçekse dünyanın en acı verici şeyi olurdu, dedim. İlk görüşte aşık oluyorsun ve sonra onu bir okyanusta kaybediyorsun. Onu bulmak için bütün okyanusu dolaşman gerekiyor.Asla bulamayacağına kendini inandırmak istemiyorsun.
-Biz insanlar için de öyle değil mi.7,4 milyar kişiyiz.Uzay yaklaşık 14 milyar yıl önce, Dünya yaklaşık 4,5 milyar yıl önce ortaya çıkıyor ve biz burada, Bahama düşünün kıyısında, senle ben, karşılaşıyoruz.Ve şu an elimi tutuyorsun.Şu an ne yapıyoruz sence?

Gözlerine baktım ve konuşmadan dedim ki: Sanırım kaybolduk. Sen ve ben. Deneyeceğiz, susacağız, vazgeçeceğiz. Ama hiçbiri işe yaramayacak.

Ama bunun yerine:
-Birbirimizi tanımaya çalışıyoruz sadece, dedim.

Alkolün üzerimdeki etkisi devam ediyordu. Yağmurun da etkisiyle, gün ışığının ilk parlaklığında tam karşımda Bahama Düşü’nü görüyordum. “Bir gün oraya yerleşeceğim” dedim. ”Ve bu kozmostaki yerimizi tanımlamamıza yardımcı olacak.”
Anlamını tek bir şeyde bulmak güzeldi.Çünkü doğru zaman geldiğinde
her şeyi bir yana bırakıp onunla uzaklara kaçabileceğini biliyordun.

Arabanın radyosunda çalan şarkı:
Ruhumda kocaman bir boşluk var.
Bunu ifademde görebilirsin” diyordu.

-Sözcüklerin yetmemesi. Gözlerini kapatmak. Ve birlikte susmak, dedi Jane. Ama hep böyle kalamaz mıyız?
-Ruhumuzu parçalayabiliriz ya da zamanı durdurabiliriz.
-Nasıl?
-Hardcore carpe diem!

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın