#Bayram Şekeri ve Temmuz Sonu

The following two tabs change content below.
canephora
Kaybolmuş bir neslin gizli haykırışlarını açığa vurmak için çıkagelmiş olan bu nüshalar,aslında o neslin aforizmalarıdır da.
canephora

Latest posts by canephora (see all)

10429299_830879430258572_3063793938868041650_n

Saat:03:41

Hava:monoton bir temmuz gecesi

camın kenarındayım,sinekliğin ardından hafif ve yakıcı bir rüzgar çam ağaçlarını titreterek yüzümde dans ediyor.

klişe bir film karesi değil tabi bu gece elimde kahve yerine sade soda var,

klişe olan dünyanın duruşu kardeşim!

ömrünü artık tüketmiş olan bilgisayarımdan bir parça Jeff Buckley çalıyorum.

”Tapedeck:Jeff Buckley-We are fall in love sometimes”

ah! aklıma kimler geliyor gecenin bu saatinde?

tüm odanın içinde Jeff’in sesi yankılanırken birkaç şeyi merak ediyorum aslında.

dünyanın herhangi bir yerinde şu saatlerde yataklarında,koltukta,barda,sokakta soluk alan onca insan neler yapıyor?

kafam çok dağınık düşünemiyorum.

gerçekte var olan gerçekdışı o kadar çok şey var ki,

güçsüz bir martının son kanat çırpışı gibi savruluyorum yastığımın dert yanan kısmına.

içeri gelen–giden,bomboş…

yine ayaklarım ağrıyor iş dönüşü.

paramparça olmuş kuşe kağıtlar,işte gözümün önünde

üç ayaklı bir masam hiç olmamasına rağmen böyle hissetmek,

bu his nasıldır bilinir mi ki?

durmadan gözüm ekranın sağ alt köşesindeki saate kayıyor,

kovalamaya çalıştığım zaman mı,

yada tam tersi?

‘narnia’ günlüklerinden bir nüsha kopartıyorum ve iyice içine sıkıştırıyorum elimin

saat 04:16 ve ben hala bir camel yakmamışım.

hadi içelim o halde son tek sigaramızı,böylesi daha anlamlı.

saçlarımı da okşayayım,

dudaklarıma değsin.

kahretsin farketmeden yine indie açmışım.

hüzün çöktü dizelere,dizlerim gibi kanıyorlar

ama korkmam yeterince tentürdiyot ve ağrı kesici var çekmecede–varsın çalsın

bir geçmedin temmuz ayı,son saatlerini de devirdik ama

bana göre değil ramazan da yasını tutmak iftarın cenabetliğini

belki top patlayışlarını özlerim,alışık olmadığım

yada özlemem.

koparttım artık takvimden bir yasak elma daha,

yine oflarım yine puflarım

bir çaresini bulurum  günleri takla attırmaya.

döner dolaşır aynı patika da kaşık kaşık çorba içerim,

ölüme meydan okurum Sakarya Nehri’nde

içip içip koşarım,

pantolonumu indirip ıslaklığı hissederim

yorulunca monotonluktan yine düşerim kimbilir.

ele kalan her saat lehime,bariz

ikinci sade sodamı da açtım

isminden midir bilmem

hoşuma gidiyor sadelik,çepeçevre

bekleyin.

sadece biraz bekleyin.

‘biz sizi arayacağız’ repliği gibi

bak,temmuz geçti ve onca tost sıkıştırdım arasına

çay tabağı,kase dondurma,kaşık

içemediğim kadar coca cola.

birden geriye saymaya başlayıp sonsuzluğu keşfettim 70’lik vodka kapağında

denedim ve başarısızlığımla övündüm.

telefonumun camı bile bu kadar sert kırılmamıştı

genç iken,

nasıl da güzel olur derler sarp yamaçlar

ben kamelyanın etrafında iki tur dolaşan garsonum

kimden korkarım ki başka?

gözüm yine kayıyor sağ alt köşeye

Saat:04:41

Hava:monoton bir temmuz gecesi

camın kenarındayım,sinekliğin ardında

bu kez klişeye uyarak bir kahve yapıyorum ben ve tüm harabelere.

sonra da uyuyorum soluksuzca kapatırken kara kaplıyı.

bir ses azizeden beter:

     ”ellerin değil toprağın cenabet senin,dokunduğun her ritim,mimik,öz ve geriye kalanlar.”

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın