Ben’de Kayboluş

The following two tabs change content below.
ChaosByLilith
bulunuşumu arıyorum, kulağımda tuhaf bir müzik
ChaosByLilith

Latest posts by ChaosByLilith (see all)

1

Sartre : “Cehennem başkalarıdır.”
Wittgenstein : “Cehennem kendinizsiniz.”
Rimbaud : “Ben bir başkasıdır.”

 

‘Ben’ olmaya çalışıyorum. Evet, hani şu günün her anı fütursuzca dile takılan tüm cümlelere pis bir şekilde yapışıp, onları tüketen özne olan -ben. Kendimi tanımaya çalışıyor, kendime yüklediğim sıfatları özümsüyor, tartıyor ve kafamda oluşan ‘ben’ imajını aklımdan hayatıma görünmez bir sicim varmışcasına aktarmaya çalışıyorum. Hareketlerim ben olsun istiyorum, ben’den dökülen her sözcük ben’i yansıtsın, ben’im olsun. Öyle bir görüntüm olsun, öyle bir bakışım, bir ifadem olsun ki kendi küçük (!) evrenimin renkleri üzerimde form bulsun istiyorum. Renklerim ve renksizliğim aynı anda görünür olsun, kendi arafımdaki bulunma halim dilimden pürüze takılmadan dökülsün istiyorum. Kendimi ifade edişim, anlatışım, sinyallerim, duruşum hep ‘ben’ olsun; şartlandırmanın getirdiği parmaklıklar ardına tıkılmış sahte benlikten arınmak istiyorum, evet.

Peki ben, ben’e bu kadar takılı kalmışken; ne kadar ben’im ? Biz ne kadar biziz ? Bizi oluşturan bu sözümona etkenler bizi ne kadar biz yapar ? Diyoruz ya ‘oluşturan’, oluşan değil. Benlik daima oluşturulan bir şeydir. En basiti ile toplum tarafından oluşturulan, aile tarafından oluşturulan; coğrafya, siyaset, din, gelenekler tarafından; yasaklar ve hatta yasak olmayanlar, doğrular ve yanlışlar…akla gelebilecek tüm dayatmalar ve sizden beklenenler karşısında şekillenen benlik ne ölçüde gerçektir ? Her ne kadar ‘öz’ davranmaya çalışsak da kenarda duran sahtelik ihtimali ürkütücü değil midir ?

Katıksız bir özgürlük mü bizim ki, yoksa kavramın bize verildiği kadarını mı yaşıyoruz ? Kararlarımızın, belki de o gurur duyduğumuz seçimlerimizin ne kadarı gerçek biz’e ait..özgürlük bize lütuf gibi sunuluyor, karşılığında müteşekkir olmamız bekleniyor. Zaten özgür olduğumuzu düşünmemiz isteniyor, buna sınırlar koyuluyor, şartlandırılıyoruz. Önümüze üç yol çizip seç birini, özgürsün diyorlar; seçiyoruz. Özgürüz diyoruz. Ya yolun dışı ? Soruyor muyuz yolun dışını ? Belki de o koyulduğu kabın şeklini alan suyuz biz, o yoğurulan hamuruz. Ya da yaşadığımız hayatı kabuklarımız yaşıyor; ondan da öte, biz dediğimiz zaten bir kabuktan ibaret ise ?

Rüzgara kapılıp giden güçsüz bir tüy kadarsa yön özgürlüğümüz.. Rüzgar demişken, aile evimin terası esiyormuş. Yazın getirdiği cıvık mutluluğu ve gevşekliği uzak tutuyor benden. Yazı sevmem ben. (ben?) Yaşadığımı hissetmem için rüzgara ihtiyacım var, soğuğa. Neyse. İstediğim gibi yaşayamadığım fikri lanet bir böcek misali kemiriyor beynimi şu sıra. Bunca etkeni somut bir şekilde benliğime baskı yaparken görebiliyorum. Defetmeye çalışıyorum, insanlar başardığımı söylüyorlar. Bunu özenerek söyleyenler bir benliklerinin bile olduğunun farkında olmayan veya oluşan bu benliği tanımayan insanlar. Kendilerine bakınca ne görüyorlar acaba ?

Sanırım özgürlüğün sınırı yok, çünkü tamamen özgür olan yok ! Kişiler bir diğerine göre daha özgür/daha az özgür olabilir ancak. Diyen demiş: “hepimiz kuklayız, bazılarının ipi diğerinden uzun sadece” ya da öyle bir şeydi, hatırlamıyorum. Kahvem soğudu, tablada içemeden bir kül çubuğuna dönüşen sigaram duruyor. Sanırım dokunmayacağım, durabildiğince dursun. Rüzgar da çekti elini.. çelişkilerle dolmuş, bir bütün oluşturamayan düşün’seline ara veriyorum istemsiz. Son sigarama gitmeden elim..

Bu kuklalar havuzunda, ipi uzun bir kuklayım. Kendimi tanıdığımı söylesem, kendimin ne kadar kendim olduğunu bilmiyorum. Ben ben’i -kendimi- tam tanımadığımı bilecek kadar tanıyorum diyebilirim sanırım. Ne olursa olsun ipimi uzatmaya da devam edeceğim, özgürlüğün sınırı yok.. düşünceleri ile elim çakmağı arıyor, gece düşlerine çekilebilirim artık.

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın