The following two tabs change content below.
birtutambulut

Latest posts by birtutambulut (see all)

“Başlamak lazım” dedi kutsal ruh ” Gitmek lazım.” diye ekledi yıpranmış ayakkabılar. Bu sefer yolun nereye gideceğini biliyordum en kuzey ve doğuya bakıyordum. Başlamak lazım ama nasıl? En sevdiğim filmlerden birinde şöyle der Bilbo Baggins: “Kapıdan çıkmak tehlikeli iştir Frodo. Yola adımını atarsın ve eğer ayağını sağlam tutmazsan nereye sürükleneceğin belli olmaz.” Adımları sağlam olmalı bir insanın; bir müzik, bir kitap, sonsuz macera aşkı ve ilk adımlık cesareti olmalı yanında. Evden çıktığım o ilk anı ve o ilk adımımdaki kararlılığın yarattığı atmosferi ancak bir bilim adamı “Eureka!” diye bağırıp elindeki kağıtları etrafa saçtığında hissedebilirdi.

Bir otobüste başladı yolculuğum, içimde değişik bir his vardı. Yalnızlığın kutsallığı her nefesimde sürünüyordu göğüs kafesime. Tekerlekler dönerken güneşle kavrulmaya bıraktığım sokakların yerini karlar altında kaldırımlar kapladı. O kocaman gökyüzünü görmemi engelleyen binaların yerini ise ucu görünmeyen tarlalar aldı. Nasıl desem sanki beynimin kıvrımlarında küflenmiş yüzlerce soru bir anda kaybolmuş gibiydi, içinde kaybolduğum bir labirente yukarıdan bakıyor gibiydim. Johhny Cash- I walk the line ile eşlik ediyordu kayboluşumu keşfime. Yol uzundu, yol gündüzdü, yol geceydi, yol bir şarkıda ritimdi, yol kutsaldı…

Çaprazımda iki küçük kız vardı. Yalnız çıktıkları ilk yolculuk olduğu belli oluyordu. Biraz telaşlı, biraz heyecanlıydılar mutluluk ve hüzün aynı anda gözlerinde geziyordu. İnsan ne garip bir varlıktı; korkarken mutluluk duyabiliyor ya da gülerken hüzünlenebiliyordu. İnsan teninin altındaki kaç hücreye hükmedebiliyordu? Özgürüm! dediğinde kaç hücre tutsaklığın bilincini yayıyor. Kaç hücresi insana karşı geliyor? Özgürlüğü soluduğum o dakikalarda tutsaklığımı fısıldayan hücre topluluğum olduğunu biliyorum. Duymamış gibi yapıyorum, yol uzun.

Yanımdaki koltuğun boş olduğunu görünce gece oraya kıvrılıyorum. Boş olmasına şaşırmıyorum yanım hep boştur benim. Nedenini bilmediğim bir boşluğun çelikten dokunuşları vardır. Sabaha doğru seslerle uyanıyorum, bağrışan bir grup insan sesi, birbirine girmiş ses dalgalarının karmaşası. Bir süre sonra ufak çaplı bir kaza olduğunu anlıyorum. Yol devam ediyor.

Gecenin karanlığında bakmaya başlıyorum sol şeridimdeki denize, dalgaları kıyıya yavaşça geliyor, sertçe çarpıyor. Günü denizde aydınlatıyorum, gökyüzü eşsiz  bir tonunda mavinin. Ne gece ne gündüz, zamandan bağımsız beşinci bir boyutta gibiyim. Derinliği, uzunluğu, yüksekliği ve zamanı inkar eden beşinci bir boyuttayım.

1422367756452

Sabahın ilk ışıkları sağımdaki dağlara çarpıp yansıyor. Kayaların yüzeyinde aşınmış zamanın kutsallığı çarpıyor tenime. Otobüsten iniyorum,  soğuk derimi delip kemiğime kadar işliyor, başka bir araçla dağlara doğru döndürüyoruz tekerlekleri. Tırmanıyorum zirveye ve yine iniyorum en derine. Bir buluta değebilecek kadar atmosferi deliyorum ardından derin bir kuyuya dalıyorum. Yol o kadar dönüyor ki nerede başladığımı unutuyorum, sanki bir saatin akrebine tırmanmış onunla beraber dönüyor gibiyim, sanki olduğum yerdeyim çevremse akıp gidiyor. İki tarafımda yükselen dağların arasında yanımdaki minik dereler ve taşlarla yola devam ediyorum. Yer yer şelaleler var, dağın en derinliklerinden güneşe değebilmek için ayrılmış yağmur damlaları. Dağların arasında bir araç daha değiştiriyorum, hava hala soğuk. Aklıma geçenlerde yoldayken önümde oturan ufak bir çocuğun sorusu geliyor. “Tanrı nerede anne?” “O, her yerde” “Ama ben onunla konuşmak istiyorum, keşke arada dışarı çıksa.” Bir çocuğun arayışı geliyor aklıma, bir çocuğun masum isyanı. Ne konuşacağını merak ediyor insan, belki de tek diyeceği “Bana da uçmayı öğretir misin?” olacaktır. Kanatlarını arayacaktır yıllarca, bir arayışta harcayacaktır yıllarını, kanatsız uçana kadar arayacaktır.

Yürüyerek devam ediyorum, dağlar kutsal ve yaşanmışlıkla kaplı. Kutsal bir kanyona yöneliyor ayaklarım. Kayadan başka bir şey olmayacak çevremde. Mızıkamı çıkaracağım yoldaş çantamın ön gözünden ve dağlara çarpacak notaların fısıltısı, her çarpışınca yankılanıp etrafa yayılacak. Gökyüzüne doğru yükseleceğim notalarla. Varoluşumu haykıracağım en zirvesinde kuru taşların, biraz daha tırmanacak biraz daha var olacağım.

1422213149894

Sonra bir torosla değirmene doğru yola koyuldum. Bir derenin yanındaki, o eski değirmene, geçmişime yolculuk ettim orada. Ellerimin yaşlanmış halini gördüm, bir sobanın sıcağıyla kavrulan kestaneyi hatırladım, bir kedinin ayaklarımda uyuyuşunu hissettim, yaşlı bir gözdeki sulara karıştım.

Birkaç gün sonra bir kamyonetle dağlara vurdum kendimi. Karlarla kaplı dağlara tırmandım, soğuğun ciğerlerimi kaplayışıyla ağırlaştı soluğum. Kulağımda The Doors- Riders on the storm yankılanıyordu. Karların arasında kamyoneti kovalayan üç koca çoban köpeğinin ardından tırmanışa devam ettim. Yol beni bir yere kadar götürdü sonra indim. Etraftaki birçok dağı, az önce tırmanıp indiğimi, eteğinden geçtiğimi tüm dağları görebiliyordum, tepelerindeki karları da. Dünyanın zirvesinde gibiydim. Kollarımı açtım “Hallelujah!”

El yapımı küçük bir kızakla kaydım, beyazın altına saklanan siyahı çıkarana kadar. Siyahla beyazı birbirine bulayana kadar, psychedelic evrenin kapılarını zorlayana kadar buladım renkleri. Sonra yürüdüm öylece yürüdüm kuru ağaçların gövdesinden tutarak. Bir şeylerin sonsuz döngüsünü keşfettim. Sonsuzluğu hissettim, üstelik sonunun yakın olduğunu bildiğim nabzımda hissettim…

Maceramı anlatmayı burada bırakıyorum, hep kalmak istediğim yerde kutsal ve el değmemiş bir ormanın kuytu köşesinde varoluşumun keşfi içinde…

1422611060004

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın