The following two tabs change content below.
hack_tor

hack_tor

0 ve 1 arasında, hayatın virüsü, sabit bir yer yok ama Gondor diyelim.
hack_tor

Latest posts by hack_tor (see all)

Günün son ışıkları yok olurken daha fazla hissizleşiyordum. Geceleri binlerce yıldız varken gökyüzünde,
insanlar şehir ışıklarına bakmayı tercih ediyordu. Daire 2’de hayat daha buruklaşıyordu. Bir camın kenarında
koltukta otururken boş manzarayı ve onu izliyordum. Yutkunamıyordum, boğazlarım günlerdir acıyordu. Şarkılar
sürekli değişiyordu, ama benim hissettiğim şey aynıydı. Yağmur hızlanmaya başlamıştı, sokaklar boşalıyordu.
Bana baktı ve ne düşündüğümü ne hissettiğimi anlamaya çalıştı, sonuç yine aynı.

-Dışarı çıkalım mı ? Dolaşırız, kahve içeriz belki.
+Hava yağmurlu, kahve iyi olur yapsana.
-Dışarda içelim demiştim ben.

Dışarı çıkmam için hiç bir sebep yoktu. Evde durmam içinde yoktu. Bir adam zamanında çok düşünmüş bunu.
Yaşamak için bir nedenimiz var mı diye. Yıllardır bende kendime bunu soruyorum. Öleceğimizi biliyoruz
bunu neden kendimiz yapmıyoruz ? Düşünceler beynimi ve ruhumu kemiriyordu. Düşüncelerimi önemsememeye başladım,
bütün düşüncelerim sonucu ölüme çıkıyordu. Ölümden kaçabilir miydik ? Saatler önce eve girdiğinde, bu his yoktu.
Daha önce hiç öpüşmemiş gibi öpüştük ve hiç ölmeyeceğiz gibi konuştuk. Bu kadar kısa sürede değişen neydi ?
Ya da sürekli değişen dünya da sabit durmamız mıydı saçma olan ?

-Yağmur hızlandı, ne güzel yağıyor bak gel çıkalım.
+Saçlarını daha yeni kuruttuk, özenerek taradım.
-Olsun bir daha tararsın.
+Saçların çok dökülüyor.
-Milyonlarca yıldız ölmüyor mu ? Hepsi birer birer düşmüyor mu ?
+Bilmem düşüyor mu ?
-Hemde pat diye !

Dışarı çıkmak istiyor ve beni ikna etmeye çalışıyordu. İkimizde tekli koltukta oturuyorduk, aramızda bir masa vardı.
Masaya doğru yöneldi telefonunu aldı. Telefonu ile uğraşmaya başladı. Koltuğa biraz daha gömüldüm, kafamı yasladım
şarkının sesini biraz daha açtım.
“Belki de terslik bende”
Daire 2’de çok yüksek sesli müzik dinlenmezdi. Kulaklık insanlığın bulduğu en büyük icatlardan biridir. Yalnızlığı
daha da meşrulaştırır. Mutfağa gittim, iki kahve yaptım. İki kahve yapmak… İki kahve yapmak, çok güzel bir his.
Söylemesi bile çok güzel. Yazması da güzel. İki kahve koydum, iki elimle taşıdım. Yalnız değil, bir değil birden fazla.
Kahveleri masaya koydum, dışarı çıkmak istemediğim biliyordu, çıkmayacağımı anlayınca suratını astı. Ayağa kalktı,
bana baktı ve telefonuma uzandı çalan şarkıyı kapattı. Yüzümde anlamsızca bir ifade ile ona bakıyordum. Eline kahvesini aldı
camın önüne geçti. Camı hafif araladı.

-Dışarı çıkmıyorsak, sadece yağmuru dinleyelim.

Ne düşündüğünü çok merak ediyordum. Çok fazla geçmeden üşüdüğünü hissettim. Dakikalarca hareketsiz bir biçimde yağmuru izliyordu.
Camı kapadı, bana döndü. Elinde ki kahveyi masaya koydu. Kahvesi bitmişti. Bacağıma oturdu, koltuğun kolluğuna doğru sırtını verdi ve
diğer kolluğundan ayaklarını uzattı. Kahvemi masadan aldı ve içti. Bana da uzattı bir yudum aldım, yutkunurken canım acıyordu.

-Bu göbeğine daha bardak koyamıyoruz galiba.
+Biraz daha uğraşmam gerekiyor.

Kısa süren bir gülümsemeydi. Derin bir iç çekti.
Daire 2’de bir sigara gibi yanıyorum. Binlerce apartman binlerce daire. Milyarlarca insan ama ben kıçı kırık bir apartmanın 2.dairesindeydim.
Bazen annem bile öyle bir bakıyor ki çok büyük bir günah işlemiş gibi. Yıllardır kendimi kandırıyordum. Bütün yaşamımı tek bir yalan üzerine
kurmuştum. Başka plan, başka fikir yoktu. Yaşamak, yaşabildiğimizi sanmak kendimize söylediğimiz en büyük yalandı oysa.
Bir sigara yaktı. Bana baktı, o kadar yakındık ki iğrenç bedenlerimiz olmasa ruhlarımız sarılacaktı. Dünyanın sonu gelmişcesine öpmek istedim,
dudakları engelliyordu. İçimden kirpiklerini saymaya çalışıyordum.

-Ben saçlarımı banyoda değil yağmurda yıkamak istiyorum artık.
+Yağmur sonrası daha güzel açar çiçekler.

Kucağıma aldım, kahkahalar atmaya başladı. Ceketimi aldım, ceketini verdim. Kapının önüne çıktım ayakkabılarımı giydim. Siyah kısa topuklu
ayakkabılarını elinde tutuyordu. Elinden aldım, önünden eğildim. Ayakkabılarını giydirdim. Yıllar önce annem bir masalda anlatmıştı.
Ama ne ben o züppe prens, ne de o kaşar prensesti. Apartmandan çıktık. Duraksadım yağmuru hissediyordum. Bana baktı, gözlerinin içinde ki
gülümsemeyi hak edecek bir insan değildim. Elimi bir daha hiç bırakmayacak gibi tuttu.

“İçkiye benzer bir şey var bu havalarda,
Sarhoş ediyor insanı, sarhoş.”

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın