Defol ya da Norveç’te Bir Yol Kenarında Terk Edilmek

The following two tabs change content below.

Karasapka

Hikayeci.

Latest posts by Karasapka (see all)

20140429_005043_20140429143747533-210x300

Çizim: Tugay Doğrayıcı

 

Bir İskandinav kasabasında, buğulu camlardan içeriye sızan soğuk hava genizlerimizi yakarken ve gecenin yarısı buz zifirisi bir aydınlıkla üzerimize yağarken beni terk etti. Canı cehennemin en dibineydi, umurumda bile değildi ve ben de içtim. Ve kustum. Tüm dünyayı, gittiğim yolları, içimdeki acıyı. Kanlarla beraber, karların üzerine.

Ayağa kalkmış, bana sarılmış ve sanki hiç tanışmamışız, bir kaç gece önce resim fırçasının simsiyah mürekkebi tüm vücudumda dolaşmamış ve zamanı hesaplayamayacağımız kadar çok süre yatakta zehirli yılanlar gibi kaygan ve saydam bir akışkanlığın içinde kıvranmamışız gibi öylece barın kapısından çıkıp gidivermişti. Ahşap barın cehennemden sürünerek çıkmış suratlarla bezeli karanlık ahşap camlarında durmaksızın yağan karları yararak gelen bir tıra otostop çekerken görmüştüm onu en son. Donmuş yüzüm ve buzdan gözlerimle. Tırın altında kalıp organları kopup o camlara yapışsa bile aynı donuk ifadeyle izlerdim herhalde. Siktirsindi.

Sonra yeni bir kadeh şarap söyledim. O kuzey ülkesinin o soğuk mevsiminde gün doğmadığından sabaha kadar içemeyeceğime küfrederek. Ve yepyeni bi sigara sardım. İkisini de hızla bitirdim ve dışarı, garip bir senfoniyle sürekli hızlanıp yavaşlayan kar fırtınasının tam ortasına çıktım. Akordeonum, küçük bavulum, onun zihnimde parçaladığım suratı. Ve vedası. “Defol” diye tükürdüm dişlerimin arasından gittiği yola bakarak. “Yok edeceğim seni.”

Fırtınadan az da olsa korunaklı bir yer bulana kadar barın arkasındaki karın karanlığıyla ışıldayan kapranlık ormanın içlerine doğru yürüdüm. Devasa ağaçlarla çevrili, rüzgarın az, kar tanelerinin daha az girdiği bir yer buldum, oturdum.

Önce ayini tamamlamalıydım ve ben de dakikalar boyu akordeonumla bildiğim en keskin ağılı şarkıları çaldım. Sonra soyundum, çırılçıplak kar tanelerinin üzerine uzandım. Bavulumdan yıllardır tüm yollarda ve yolculuklarda bana eşlik eden küçük bıçağımı çıkardım. Artık hazırdım.

Bıçağı titreyen ellerimle havaya kaldırdım. Parmak uçlarım bembeyazdı ve tüm bedenim sarsıldı, iskandinav göğünün altında, heybetli ağaçların arasında, zavallıca. Boğazımdan kopan vahşi bir çığlıkla beraber bıçağı karnıma indirdim. Sonra bir daha, daha sert, daha ve bir daha…

Karnımdan kara süzülen kanlarla pembe bir mezarın içinde yatarken soluk soluğa, artık emindim. Bebek ölmüştü. İkisinden de kurtulmuştum. Beni terk ederken bende bir parçasını bırakamamıştı. Artık istediği yere gidebilirdi. İzin verilmişti.

Uykulu gözlerle beyaz kar taneleriyle bezeli lacivert gökyüzüne bakarken “Defol…” diye fısıldadım. Ve şeker pembe, yumuşacık bir uyku beni karşı konulmaz bir cazibeyle kendine çekerken cümlemi tamamladım.

“Yok ettim içimdeki seni.”

Paylaş
Önceki İçerik#DİNAMİT (Festival Cut-up’ı)
Sonraki İçerikSaçma .
Hikayeci.

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın