The following two tabs change content below.
karkalaki

karkalaki

#NeoBeat - İsmin yerine geçen şeyleri bırak. Mutlak değerin içinden ya artı çıkarsın ya eksi, sıfır ol.
karkalaki

Latest posts by karkalaki (see all)

Düşünceden önce ne vardı? Descardes için düşünce varlıktı. Varlıktan önce ne vardı? Nietzsche’ye göre varlık yoktu. Tin bedene hapsolmamıştı, tin bedeni hapsetmişti. Tin’den önce ne vardı? Jack Kerouac’a göre delilik vardı. Bedenini özgür bırakmaya çalışan ruhların, bilinç suyunu içtikten sonra gerçekleşen varoluşunun özetiydi delilik. Bu delilikte ego zayıflar, algılar olağanüstü şekilde açılır ve Huxley’e göre göz çocukluğun algısal masumluğunun birazını yeniden ele geçirir. Batı mantığı deliliği açıklayamaz. Ancak Doğu anlayışı deliliği tanımlayıp benimseyebilir. Zen için de aynı hakim görüş geçerlidir. Post modern toplum deliliği dışlamıştır. Entelektüel bir tavır takınarak deliliği meşrulaştırmaya çalışan Amerikalılar ise deli rolü yaparak deliliği dışlamışlardır.  Deliler normalleşmemelidir, normaller delirmelidir.  O yüzden hepimiz deliyiz ve o yüzden hepimiz delirmeliyiz. Opzen deliliğini yaşayabildiğin yerdir.

000002

Varoluşunu delirten her form için devinim başlar. Devinim kaçınılmazdır. Devinim deliliğin delirdiğini anladığı andır. Durduğun gibi hareket etmeye başladıysan artık hayatın her anında delilik varolur. Deliliği var edebilecek ne bir siyasi doktrin ne bir ideoloji ne de bir kurum vardır. Bunu sağlayacak tek şey devinimdir.  Jim Morrison’ın devinimi neydi?  Üniversiteden arkadaşının evinin çatısında yaşayarak, kısa filmler çekerek,  dönemin bohem ve avangard sanat merkezi Los Angeles Venice Beach’de şiirler yazması ve arkadaşlarıyla birlikte algının kapısına atıfta bulunarak The Doors’u kurması mı? Bunca seçeneğin arasında onun yaptığı seçmek değil yaşamak oldu. Aslında, bedenlerimizi laflarla sakatlıyoruz; toplum, gerçekten hissettiğimizi söyleyememenin başarı olduğunu öğretmiş bize, diyen Morrison 60’lı yılların enerjisini taşıyordu.

60’lı yılların şiirsel ve ütopik deneyimi muazzam bir delirme ve devinim örneğidir. Avrupalı ve Amerikalı on binlerce genç Doğu’ya doğru yola çıkarak Doğu mistisizminin merkezlerine doğru yaptıkları bu yolculuklarla Batı aklı ile Doğu aklını harmanlanmıştır. İşte bu yüzden Morrison’un Nietzche odaklı kısa filmlerinin yahut Şaman danslarının ortaya çıkmasını Platoncu felsefenin varlığı ‘’olmak-lık’’ ile açıklamak yetersiz kalacaktır. Aynı şekilde Zen’i Batıya tanıtan ve uyarlayan Alan Watts, Gary Snyder, Christmas Humphreys gibi isimler bu yetersizlikten bahsederler.  Şöyle ki Yunan ve Musevi kültürüne dayanan Batı’da Descartes bilimsel düşünce ile endüstri devrimini oluşturdu.  Fakat Batı’da bilimsel alanda çok işler başarılmış da olsa kültür devrimi ve uyumlu, huzurlu yaşam konusu hep geri planda kaldı. Erich Fromm’un Zen Budizmi ve Psikoanaliz kitabında Batı toplumu şöyle tasvir edilir: ‘’Bugün Batılı insan hastalıklı bir biçimde duygulanmak yeteneğini yitirmiştir. Bu nedenle de  kuşkudan, tasadan, ruhsal yıkıntıdan kendini kurtaramıyor. Hala mutluluk, bireycilik, hür girişim gibi bir takım ezberlenmiş, basmakalıp lakırdılar ediyor ama aslında hiçbir hedefi yok. Niçin yaşıyorsun diye sorun bakalım! Yanıt vermekte güçlük çekecek. Kimisi ailesi için yaşadığını söyleyebilir. Kimisi yaşamın keyfini çıkarmaktan ya da para kazanmaktan söz edebilir. Aslında kimse ne için yaşadığını bilmiyor. Bütün isteği yalnızlıktan kurtulup güvenini sağlamaya çalışmak.’’ Bu yetersizlikler üzerine arayışa giren bireylerin ve dolayısıyla toplumun günümüze kadar uzanacak dönüşümü de başlamıştır aslında. Bu dönüşüm refleksinin 60’lı yılları tetiklediği çok açıktır. Felsefi gelenek dahi bu devinimden etkilenmiştir.  Şu anda yaşadığımız Dünya’da hegemon olan Batı düşüncesi ve sistemi için varoluşçuluk hem materyalist bir eylem hem de bir metafizik olmuştur. Sartre ‘’Yol değildir yaşamak, yolda olmaktır. İçinde ben varsam bu yolun, bir anlamı vardır.’’ diyerek neyi kastetmiş olabilir?  Tüm bu özellikleri bünyesinde toplayan, Avrupa ve Amerika’da 60’lı yıllarda ortaya çıkan hareket bu nedenle hem varoluşsal hem de devrimseldir.

Opzen devinim ve deliliği tekrar ortaya çıkartacak itikleyici güç konumuna oturur böylelikle. 90 nesli yeni kayıp nesildir. Günümüzde her alanda sıkışmış insan, iktisadi olarak meta fetişizmine uğrayarak niteliksizleştirilmiş ve kişiliksizleştirilmiş, varoluşunu tüketerek sağlayan toplumda varolmaya çalışır. Bu anlamda Neo Beat ve aynı şekilde Opzen bir yaşama sanatıdır. Opzen süresince kendisini devinime bırakan onlarca Neo Beat’in bu süreçte yaşadıkları, 40’lı ve 50’li yıllarda ilk Beat’lerin yol ve arayışının, 60’lı yılların ‘’dünyayı istiyoruz, hemen şimdi istiyoruz’’ çığlığının dışavurumudur haliyle.

DSC_0479

Bu nesil tıpkı tarihin yüzlerce kez öngördüğü şekilde Abbey Road, Venice Beach, Hotel Chelsea, Woodstock, Greenwich Village, Factory gibi yerlerle buluşmaya aç, bunu istiyor ve alacak. Allen Ginsberg’ün her şeyi kutsaması gibi aslında.

Kutsal Opzen, kutsal Olimpos, kutsal Yozgat, kutsal muz, kutsal Kertenkele Kral, kutsal Kadıköy, kutsal tüm yaz yağmurları ve kutsal sonunu bekleyerek ölmeyecek ruhlar.

 

Paylaş
Önceki İçerik42. Cadde
Sonraki İçerikBukowski’den Birkaç Parça
karkalaki

#NeoBeat – İsmin yerine geçen şeyleri bırak. Mutlak değerin içinden ya artı çıkarsın ya eksi, sıfır ol.

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın