Deniz Feneri

The following two tabs change content below.
afroditgemisi

afroditgemisi

Yazmak benim için geri dönüşüm. Zihnin atıklarından büküp, bilincin sularına bıraktığım kağıt gemiler gibi yolculuğa çıkıyor. karanlık bir oda kurdum. Siyah kağıtlara siyah sözcükler karalıyorum. Merak ediyorum sadece merak, cevabı bulmak için değil bulmaca labirentinde oynamak için yazıyorum
afroditgemisi

Latest posts by afroditgemisi (see all)

Köprünün altında dalgalanan ölümün su meleği. Huzursuz ruh, vazgeçişin çürüyen sandalında, sükûnet dolu bir boğulma anı. Saniyeler bu lanet evrenden daha büyük görünmüştü gözlerime, çürüyen bedenim siyah ve huysuz kanatlar gibi çırpınıyordu. Mavi dalgalar, gri suratlı kayalıklar rastgele bir şeyler mırıldanıyor, gökyüzünün mavi kum görüntüsü altında yolculuk yapan araba sesleri derinliğini kaybediyor, ölümün avuçlarında yaşamın anlamsızlığı derinleşiyordu. Ufak bir mezar kazıyordum suyun yüzeyine. Gözlerim ağırlaşıyor, bedenim ise uyuşma ve gerginlik arasında gidip geliyordu. Bu kocaman gibi gözüken yanılsamadan ibaret hayatım, meraklı gözlerle bakan bir maskeye bürünmüştü. Evcil kuşlar sürü halinde yaşamaya devam ediyor, bense ıslak, yabanıl, siyah bir kuş gibi sürüden ayrı geziniyordum. Bana ne olacağı hakkında hiç bir fikrim yoktu. Kayalıkların üzerinde duran deniz fenerlerine benzetiyordum kendimi. Herkesin az uğradığı, büyük şehirlerden uzaklaşmak istediği yalnızlık müzesiydim. Fenerimin ucunda karanlık bulutlara yayılan ışık hüzmeleri her şeyi açığa çıkarıyordu. Kırmızı kayalıkların arkasına fırlatılmış koca binalar, yollara çizilen sarı şeritli yılanlar üzerinde insanların sürekli yarış halinde, bir yerden başka bir yere koştuklarını, ama ne yaptıkları hakkında hiç bir fikri olmayan yaşantılarını istila eden tımarhaneleri görebiliyordum. Giderek parlıyordu tepemdeki şu lanet ışık. Fenerin odası, soğuk ve tuz kokusunun sindiği sarmal merdivenlerle kaplıydı. Biraz ürkütücü hislerle doluydum, metalin mavi dökük boyaları ve merdivenin yağlı kollarından ibarettim. Dışarıdan bakıldığında denizin o derin ışıltısı deniz fenerinin yalnızlığını başka duygularla tamamlıyordu. Bu renkli aldatmacanın farkındaydım, yalnızlığımla uyuşmayan bir şeyler vardı. Güzel insanlar arasında yerini alamayan, hiçbir cümleye uymayan eksik parçamı kaybetmiştim. Başka türlü fikirler düşünülemezdi sanırım, doğal fikirlerimin bu lanet düzenin naylon gerçekliğinde hiç bir önemi ve geçerliliği yoktu. İnsanlar da böyle değil miydi?  Tüm bu eskimişliği kapatmak adına, kendinde olmayana sahip olma hırsıyla tamamlandıkları hissine kapılıyorlardı. Bilinmezliğe karşı olan merak duyguları, işlevi olmayan bir organ gibi terkedilmişti bedenlerine, bu yanılsamalar aynasında mutlak bir güç tarafından gözetleniyorduk. Her şeyin bir karşıtı olmalıydı, ama buradaki denklem zorlama, arz talep üzerine şekilleniyordu. Düşüncenin zorbalığı, kararmışlığın aptal ışığıyla bayat resimler çiziyorduk. Evet, hepimiz kendi hapishanesin de yıkanan ama temizlenemeyen varlıklardık. Kandırılışın karanlığında, sahte umutlarla geleceğin oluşmamış zamanı, kalbin kırmızı zambaklarını parçalıyordu. O saf hücrenin köklerini kaybetmiştik. Saksılar da büyüyordu çiçek çocuklar, fırtınada dağılıp flulaşan ağaçların doğal halüsinasyonu bu gerçeklik yanılsamasında ruhumu uyuşturuyordu. Bir yanılsamadan başka bir yansıma masalıydı benim hikayem… Patikaların biçimsiz yüzeyinde sarhoş bir yürüyüştüm. Etime başka türlü canlıların içgüdülerini giyiniyordum. Bu çılgın merakımı bazen ben bile anlamakta zorlanıyorum. Kendimi tanıdıkça yabancı hisler çoğalıyor, yeni bir beden gibi biçimleniyorlardı. Bilincimde çoğalan milyonlarca benlik ‘’yüzyılın yalnızlığını bağırıyordu’’… İçimdeki varlıklar çoğaldıkça yalnızlığın genç bedeni ölümsüzleşiyordu. Bedensel güzelliğin eti ve zamanın karşı konulamaz buruşuk kıyafeti arasında, ruhumu ölümsüz bir saat gibi yeniden kurmalıydım. İşte zaman denen lanet sürtükle, sessizliğin çılgın zamansızlığında sevişiyorum. Sessizliğin sayfalarını okudukça suskunluğum büyüyordu. Yazdığım şiirler, izlediğim filmler, zekâmı test eden aptal sorular; samimiyetsiz cevaplar verme arzusunun iltifat maskesi altında, saygı görünmek adına yaptığım, bu zengin ve övgünün müptelası gibi görünen sosyal olma çabaları, edilgen toplumun aç gözlülüğünü doyurmak adınaydı. Bana ne olduğu hakkında bir fikriniz var mı? İçimde kim olduğuma dair bir kanıtınız var mı? Biliyorum varlığımın hiç bir önemi yoktu. Beni sevdiğiniz için değil, doyumsuzluklarınızdan tattığınız zevki almak istediğiniz için var oluyordum ve tüm olan şey, tüm bu olan şey; bedenim acıktığında, mideme tıktığım doyumsuzluğunuzun tükürüğe bulanmış etiydi…  Bana bahşedilen en güzel şey; kavradığım yaradılışım, ‘’sözüm ona’’… Bildiğim yegâne şeydi…

burçin pehlivan

Paylaş
Önceki İçerikTınısal Kişilikler
Sonraki İçerikJim Morrison Parçacığı / Ritim Kuşağı
afroditgemisi
Yazmak benim için geri dönüşüm. Zihnin atıklarından büküp, bilincin sularına bıraktığım kağıt gemiler gibi yolculuğa çıkıyor. karanlık bir oda kurdum. Siyah kağıtlara siyah sözcükler karalıyorum. Merak ediyorum sadece merak, cevabı bulmak için değil bulmaca labirentinde oynamak için yazıyorum