” Ve tüm aşıklar ve üzgün insanlar gibi ben bir şairim!”

* * *

Yeni günde bu defa Salih’ in kapısına ben vardım.  Pembe rujla kapısının panelinde ”Ve tüm aşıklar ve üzgün insanlar gibi ben bir şairim!”  yazılanmıştı. İçeri davet etti beni. İç Savaşta kaybettiği sevgilisinin ve iki kardeşinin fotoğraflarını mıknatıslamıştı panoya. Beni onlarla tanıştırdı. Dünya onların acısını unutturamamıştı.

Salih’in odasına konuk olduğum ilk anda onun da uyumadan önce boş durmadığını kapısındaki yazıdan fark ettim. Şair ve müzisyendi Salih. İlk gençliğinde henüz ülkesinde yaşıyorken geçimini düğünlerde bazen orkestranın bir parçası olarak enstrüman çalarak, bazen de şarkı söyleyerek sağlıyordu. Çok kazanmıyordu ama dert etmiyordu. Geleceğe dair küçük planları vardı ve her birini gün gün gerçekleştiriyordu. Sevgilisi yaşama sevinciydi. Ona ilham veren bir peri.  Kız çok güzel biri değildi, sadece çekiciydi. Salih liseye başladığı yıl  beğendiği onca güzel kıza rağmen sınıftan ona pas veren tek kızdı. Ve sevilmek dünyanın en güzel şeyiydi. Dans etmek en büyük maharetiydi. Bir orduyu kendine meftun edecek denli güzel dans ediyordu. Salih’in onunla daha sık buluşmak sevişip koklaşmak için atmadığı takla kalmıyordu. Tam düğün mevsiminde arkadaşları işten kaytarmasından ailesi de onlarla çok az vakit geçirmesinden dolayı ondan şikayet edip duruyorlardı.Ülkesindeki çatışmaların bugünkü noktaya geleceği aklının ucundan dahi geçmiyordu. Akrabalarından muhalif bir grup bir gece ansızın tutuklandı. Yalnız onun değil arkadaşlarının bulunduğu yakın semtler de asker kordonuyla çevrildi. Şehir şehir çatışma haberleri bombardımanlar aralıksız hız kazandı. İlk  arkadaşının kuzeni canını yitirdi bu saldırılarda. Sarılıp ağlaştılar gerisi gelmez diye umut ettiler. Ne yazık ki tam üç ay sonra önce iki kardeşini, ardından sevgilisini yitirdi Salih bu kahrolası savaşta. Ne kardeşlerinin ne de sevgilisinin cenazesine katılmayı istemedi. Onları orada önce bir tabut sandukada, sonra toprağa verilirken görmek öldüklerini bu dünyadan ilelebet gittiklerini kabul etmek demekti. O ise onları hatırasında son gördüğü halde anımsamak niyetindeydi.Dilleri susmamış bedenleri canlı ve hareket eder haldeyken. Yalnız o değil çevresinde benzer durumda olan o kadar çok insan vardı ki. Kayıpların çetelesini tutmak imkansız görünüyordu. Acıları ortak benzeşik insanlar sokak aralarında çay bahçesi kahvehane türü yerlerde toplaşıp saatlerce oturuyor tek kelime konuşmadan kederli gözlerle birbirlerini dinliyordu. Anne ve babası mahalleden başkalarıyla güvenli olduğunu düşündükleri başka bir şehre geçtiler. Geçmek dediysem öyle kolay değil. Yol boyunca askerlere rüşvet vererek bayağı kaçtılar. Salih işlerini bahane etti onlara katılmamak için. Oysa yazmayı bırakmıştı ve tek tük düğün işi çıkıyordu. Evlenecek çağdakiler ve nişanlılar savaş çatışma dinlemeyip bir an önce yuva kurmak sevgililerini kucaklamak istiyordu. Bir mahalleden kalkan cenaze alayı başka bir mahalledeki düğün alayıyla karşılaşıp yan yana geçip dağılıyordu. Salih bitik haldeydi. Kalırsa delirecekdi hissediyordu. İlkin Türkiye üzerinden Almanya’ya, ardından Fransa’ya geçti. Tüm kazandığı ve biriktirdiklerini Türkiye Almanya hattında bitirdi. İllegal yollarla yaptığı yolculuk boyunca her 50 kilometrede polise ve askere verdiği rüşvetle anca bu kadar yol alabildi. Türkiyede’ki kamplarda yalnız altı ay kaldı ve ayrılırken insan olduğundan şüphe ediyordu. Tüm kamp yöneticisi ve çalışanları onu o denli aşağılamışlardı ki o da artık öyle olduğuna inanıyordu. Revirde bir hemşire hastalandığı bir gece Türkçe konuşmadığı derdini o şekilde anlatmadığı için onu tedavi etmiyordu. Kahrolsundu. Eşek kafalının tekiydi işte. Türkçeyi bir türlü sökemiyordu. Salih kendini kabahatli görüyor hemşire haklı diyordu. ”Eşek kafalının tekiyim ben!”.

* * *

Almanya’ya ilk gittiği günlerde hemen kampa yerleşemedi. Bir spor merkezinin deposuna sığındı ve yetkililer buna ses etmedi. Bir süre restorant çöplüklerinden bulduklarıyla  karnını doyurdu. Kampa geçme şansı bulduğunda epey zayıflamıştı. Meydanlarda istasyonlarda enstrüman çalan şarkı söyleyen o kadar çok hemşehrisiyle karşılaşmıştı ki bu yolla yeterince para kazanabileceğine hayatını idame edebileceğine inansa kaçak yaşayıp kampa geçmezdi. İlk kamp deneyimi onu canından bezdirmişti. Karmakarışık haldeydi. Tekrar bir enstrümana dokunmayı çalmayı şarkı söylemeyi asla istemiyordu. O meydanlarda halkına, memleketine dair ezgiler duymak başını döndürüyor midesini bulandırıyordu. Bir yaz gecesi hafta sonu Almanlar tatlı bir koşuşturmayla barlara ve restorantlara akın ederlerken caddenin sonundan tanıdık bir ezgi işitti. Adımladı yaklaştı yaklaştı ve şarkı sustu. Hiç durmaksızın başka bir şey çalmaya başladı. O anda sevgilisi yitirdiği kardeşleri ana ve babası gelip buldu Salih’i. Onları ve hatıralarını kendinden uzak tutalı epey olmuştu. İşte o an onlara sarılma özlem giderme vaktiydi. Tüm sevdikleri tiril tiril elbiseleri içinde coşkun bir Halep gecesinden bu gecelik Berlin’e hicret etmişlerdi. Hissediyordu geri gideceklerini, buna rağmen üzüntü duymuyordu. Sevgilisine tüm ailesine uzun uzun baktı. Üzerlerinde ne var ne yok hepsini hafızasına kazımaya çalıştı. Dönüp tekrar baktı sevdiklerine. Onların gözü buğulanıncaya kadar da bakışlarını çekmedi. Alnının ardında aklına hepsinin bakışını tek tek,  onlar yeniden gelinceye dek idarelik stok yapmak istiyordu. Stok dokunuşlar, sarılışlar ve öpüşmeler ardından vedalaşıp ayrıldılar.

Kampta bitkisel hayatta gibi yaşıyordu. Ne mutlu ne de mutsuzdu. Hayal dünyasında bir kent inşa etmeye çalışıyor bunu bir türlü beceremiyordu. Gerçekliklere de adapte olamıyordu. Geçmişindeki görüntü ve ses efektleri istemsiz her uyaran karşısında beliriyor onlardan kaçması mümkün olmuyordu. Önce terapi, yetmeyince ilaçlı tedaviye geçildi. İyileşmeye en ufak hevesi yoktu. Tam olarak iyileşebileceğine dair ümidi de. Dünya durdukça yaşadığı travmayı atlatamayacaktı. Belki başka dünyalar, Cosmos’ta başka bir yaşam alanında.

Ağır bir depresyon ve şok tedavisinin ardından Salih Fransa’ya sevk edildi. Kamp şefi oldukça şefkatli ve iyi biriydi. Alternatif yöntemlerin kullanıldığı bu hastane ve doktorlarının  onun iyileştirileceğine inancı tamdı. Gerçekten de Salih iki ay içinde sağlığına kavuştu. Oturum başvurusu kabul edildi ve direkt kendi evinde yaşamaya geçti. Halep’ li bir grup mültecilerden ve  yaşadığı mahalleden yeni dostlar edindi. Fransa yurdu olabilirdi onu iyileştiği ilk andan kabul etmişti. Çok geçmeden ayrılıkçı terörist bir grupla tanıştı. Yaşamı hakkındaki her şeyi en ince ayrıntısına kadar biliyorlardı. Kaybettiği ailesinden girdiler sevgilisinden çıktılar. Yurdunun ne halde olduğundan ve kimler tarafından tarumar edildiğinden devamla es vermediler. Salih’ in sanrıları yeniden baş gösterdi. Bir yandan silah eğitimi almaya başladı. Ne tür kötü şeyler olacağını ve yapabileceğini biliyordu ama kendini frenleyemiyordu bir türlü. Yaşadığı ülkenin artık burası ”yurdum benim” dediği ülkenin halkından ve devlet adamlarından nefret etmeye başlamıştı. Onlardan gördüğü ilgiye karşın artık minnettarlık da duymuyordu. Tam o günlerde Almanya’daki Kamp Şefi ikinci defa Salih’in kurtarıcı meleği olmaya koşuyordu. Salih’ i aradı ve Pan gezisinden bahsetti. Salih de herhangi bir suça bulaşmadan bu gezegenden gideceğine memnundu.

Odasında Pink Floyd/Hey you! Çalıyordu.

Hey sen, koridorda ayakta duran. Beni anlıyor musun?

Bana hiç umut olmadığını söyleme.

Birlikte ayaktayız, düşeriz bölününce…

Salih sevgilisinden geriye hatıra bir ruj ve sarı tülden bir elbisesi iki elinde onları bir an bırakmadan bana anlatmaya devam etti. Bu fütüristik yaşam alanı Uydu Pan’da yaşadıklarını unutacak eminim. Ancak yeni bir zeminde her şeye sıfırdan yaklaşmak mümkün. Saçma ön yargılarımızdan kurtulmak için farklı bir yaşam sistematiği gerekli. Dünyadan ötede bir yerde  ki git gide  bütün her şeyi belirleyenin mekan algımız ve eski ilişkilerimizin olduğunu düşünürsek… burada dokunduğumuz nesnelerin hiçbir hatırası yok. Dinlediğimiz ya da dinleyeceğimiz tüm ezgiler geçmişle bağını koparmış olanlardan ve bizi gelecekle buluşturacak tınılırdan seçilmiş. Demem o ki; Salih’i ailesi bir daha bir ezginin kanadına tutununup onu ziyarete gelemeyecek. Bahçemizdeki ağaçların ve çiçeklerin görünümleri bize eski bir anımızı çağrıştırmayacak. Eh işte.. böyle böyle yeni bir yaşamı inşa edeceğiz burada. Yeni bir kültürü. Düşlerimizi gerçeğe uydurmaya böyle böyle yaklaşacağız.

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın