Satürn/Pan/Düşlediğimiz gelecek ve tutkular

The following two tabs change content below.

Başını kapıdan uzatıp, ”Yemek hazırmış, ” dedi Suriyeli. Satürn’ün uydusu Pan’dayız, bu ilk günümüz. Saçlarımı ensemde toplayıp dijital, ışıklı bir kalemle sabitledim kalktım ayağa. Telefondan daha gelişkin bir cihaz olan tele ileticimi alıp odamdan çıktım. Salih holde, başını cam panellerin ardından uzay boşluğuna çevirmiş tan yeri ağarmasını andıran kızıllığı dalgın izliyordu. Salih Suriyelinin adı. Kim bilir?Belki bu boşluk ona hatırladıklarını, kötü her şeyi unutturur. Bir yandan, bugün ne anlatsam diye düşünüyorum Salih’e ve Jürgen’ e. Grup olarak karar aldık, bir tür ödev. Burada kaldığımız her gün yaygınlaşmamış, özgün olduğunu düşündüğümüz deneyimlerimizi hiçbir kısıtlamaya gitmeden birbirimize hikaye gibi anlatacaktık. Bu sayede düşünce ve duygu sistematiğimizi bir parça yenileyip bu yeni yaşam alanında başka bir bilinçle donanacaktık. Salih’i korkutmadan, usulca omuzuna dokunup ”gidelim” dedim. Küçük bir barı da olan loş yemek salonu gayet sakindi. Sağ köşe yanda 12 kişilik bir masa, sol tarafta ise ikişerli 6 masa vardı. Büyük masa toplantı türevi oturumlar için hazırlanmıştı. Toplantılar dışında herkes dilediği kişiyle ayrı masalarda oturabilirdi. Tüm ekipten arkadaşlarla dünyadan fırlatılmadan az önce kısa süreliğine bir araya gelmiştik. Özel, sakinleştirici bir içecek ikram etmişlerdi hepimize. Daha ilk orada asker ocağına yeni gelmiş meraklılar gibiydik. Salih diğer miletten arkadaşlarla tanıştırıldıktan sonra benim doğulu olduğumu öğrenince nasıl sevindi, sonra pek tabii anlatabilirim. Fırlatıldıktan, yörüngeye oturduktan sonra ise bu ilk yemeğimiz, toplu ilk buluşmamızdı. Selamlaşarak büyük masaya oturduk. Hepimiz burada farklı nedenler, yeteneklerimiz ölçüsünde amaçlar için bulunuyorduk. Andrea kısa bir konuşma yapıp şerefe kadeh kaldırdı. Ve sonra zevkle ve iştahla yemeklerimizi yedik. Hepimiz Pan’da olmaktan hoşnut görünüyorduk. O anlarda geride bıraktığımız dünya hiçbirimizin umurunda değildi.O günlerde uzay araştırmalarına büyük yatırımlar yapan şirketler gelişmelerden, daha doğrusu durağanlıktan oldukça şikayetçiydi. Uzay Araştırmaları Sekreterliğini sık sık ziyaret ederek fonları geri çekmek tehdidine başlamışlardı bile. Doğudan batıya büyük bir akının göçün başladığı günler.Mülteci krizi patlak vermişti ve onlardan çalınan, zorbalıkla sahip olunan yeraltı kaynakları tükenmekteydi. Tam o günlerde çok uluslu şirketler, ürünlerini en az bir defa edindiğiniz ve kullandığınız, hayata yalnız ”ticaret gözlükleri”yle bakan şirketleri bir telaşe korku sarmıştı. Gene duygudan uzak tamamen mekanik ve çıkarcı talepleri vardı uzay araştırmalarından ve bulgularından. Ve Nasa köşeye sıkışıp kalmıştı…dünya benzeri 9 yeni gezegen keşfettiklerini bu olayların ardından açıkladılar. Bu, fonların kesilmemesi için uydurdukları pembe bir yalandı. Ardından Satürn’ün uydu ”Enceladus” müjdelendi insanlığa. Bu açıklama makuldü işte. Titan, Enceladus, Pan, ilk uzay kentlerinin inşa edileceği yerlerdi. Nasa ve türevleri onlara aktarılan fonların ne yazık ki önemli bir kısmını illegal araştırmalar için kullanıyordu. Bulguları gerekli görülmedikçe asla, yıllar yılı halka açıklanmayacak gelişmelerdendi bunlar. Eh işte Pan’da kurulan küçük bu kasaba da onlardandı. Tüm Avrupa Birliği Ülkeleri ve Amerikan devlet başkanı Greenwich’de gizli bir toplantı yapmışlardı. Yapay savaşcıklar ve çatışmalar yaratmak sonucu yeraltı zenginliklerini sömurdükleri Ortadoğu veAfrika Halklarını göçe mecbur bıraktıklarının pekala farkındaydılar. Ortak mutabakatla sömürüye devam etmek konusunda bir beis görmüyorlar, yalnızca göç dalgasına dur demek istiyorlardı. Mlteci krizi Avrupa ülkeleri ve Amerika için ekonomik açıdan büyük bir handikaptı. Handiyse sömurdüklerinden, kazançlarından, onlara, mültecilere harcadıklarından geriye bir şey kalmıyordu. Ülke liderlerinin zamanla kaybettiği itibar da cabası. Ve de o güne değin çare niyetine mültecileri birbirlerine paslamaktan, ”sorumluluk almaktan” epey yorulmuşlardı. Yaşanılır bir gezegen arayışı onlar için herkesinkinden farklı nedenlerle elzem ve öncelikliydi. Afrikan, Suriyeli, Afgan mültecileri dünyadan uzak bir bölgeye yollamak fikri o günlerde olgunlaştı…belki bir sonraki aşama, makbul görmedikleri vatandaşları da mültecilerle beraber dünya dışında herhangi bir yere yollamak, sürgün etmek olacak. Anlayacağınız göç olgusu bu dünyanın sınırlarında kalmayacak mülteciler ilelebet oradan oraya taşınacaklar. O toplantıdaki zalim tanrılar ne yazık böyle buyurdu. Bizim iki yılı aşkın sürecek Pan ziyaretimiz, yaşamımız ise başka idealler üzerine kuruldu. Bu yolculuğu düzenleyen, ekonomik katkı sunan kişiler bilim insanı ve uzay aşığı insanlar. Elbet onların beklentileri diğerlerinden çok farklı. Mavi gezegen dünyada aradığımızı bulamamak, Pan’da bulmak ümidi bizi buraya getirdi. Düşüncelere, farklı yaşayışlara, anlayışlara tahammül edilesi bir yaşam alanı fikri. Dünyaya, insanlarına ait sıkıntıların olmadığı, söylem ve dürtülerin bastırılmadığı serbest yaşam alanı bir fanus. Tamamı fütüristik mimariyle oluşturulmuş. Bir uydunun yakasına çengelli iğneyle iliştirilmiş şeffaf bir kürecik sanki, adeta bir gece kondu. Bizim sevimli gece kondumuz. Mutfakta ve yemek salonunda kullanılan bakır, çelik, seramik alaşımlı kap kacak, oturduğumuzda asla sabit durmayan, belli aralıklarla pozisyon değiştiren koltuk ve yataklarımız. Her koridor başında bize sözcüklerle değil de sembollerle yön bildiren kurganlar. Küçük bahçemiz ve daha önce hiçbir yerde görmediğim ağaççıklar ve bitkiler. Üzerimize örtündüğümüz yorgana değin bir sürü şey başka dokuda ve şekilde imal edilmiş. Yalnızca yaşadığımız kasaba cam panellerle kaplı değil, odalarımızın duvarı da şeffaf cam bir büfeye benziyor. Okuma alanlarımız, duşakabin ve tuvaletler birrbirimizin odasına bakacak ve görebilecek şekilde inşa edilmiş. Demem o ki, burada yaşarken tüm ekip birbirimizin iç organlarını ve gelişmelerini izlemleyemeyeceğiz yalnızca. Genel olarak tüm yapı ve odacıklar Dziga Vertov’ un Kinoglaz ”sine-göz” tekniğiyle kayıt altına alınacak. Dünyada epeydir MOBESE kameralar aynı teknikle insanları izlemede zaten. Ne var ki elde edilen veriler kolluk güçlerinin denetiminde. Üzerine tek bir sosyolojik araştırma yapıldığını sanmıyorum. Tüm bu izlence, yaşadığımız alanı keşfetme aşamasında 9 kişilik ekipten tek birinin gözünde şaşkınlık ve yahut memnuniyetsizlik ifadesi görmedim. Kendimden yola çıkarak buradaki insanların ”normal insanlar” olmadıklarını daha o dakika anladım. Rus İvan ve Liam, Norveçli Jürgen, Alman Jan, İsveçli Kim, İtalyan Andrea, Suriyeli Salih, Finlandiyalı Fernando ve bendenizden  oluşan 9 kişilik ekip burada Pan’dayız……………….. Arkası Yarın

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın