DÜZENSİZLİKTE KENDİ İÇİNDE BİR DÜZENDİR

The following two tabs change content below.
EnginYILMAZ

EnginYILMAZ

EnginYILMAZ

Latest posts by EnginYILMAZ (see all)

imagesDCR9SIJY

DÜZENSİZLİKTE KENDİ İÇİNDE BİR DÜZENDİR

 

 

Uykusuzluğun ve yorgunluğun verdiği yükle cüzdanından kartını çıkardı ve kartı, duvarda asılı olan makineye okuttu. Makine kartı okuyunca ince ve tiz bir ses çıkardı. Arkasını dönüp kapıya doğru ağır adımlarla ilerledi, bu arada kartı cüzdanına yerleştirdi ve cüzdanı arka cebine soktu. Kapıdan çıkınca bir sigara yaktı. Fabrikanın küçük bahçesini aştı ve kendisini sokağa attı.

Evine doğru yürürken, daha ne kadar burada çalışacağım, diye düşündü. Yaklaşık 5 yıldan beri bu fabrikada çalışıyor ve her ay, bir ay sonra çıkacağım, diyordu kendisine. Her ay bir şeyler oluyordu ve çıkamıyordu, bir şeylerin olmadığı aylardaysa bir sonraki ay kesin bir şey olur, düşüncesiyle işi bırakamıyordu. Bazen de, işi bıraksam ne olacak ki sanki diye düşünüyordu, sanki buradan çıkıp başka bir işe başlasam kendimi daha mı iyi hissedeceğim, diye geçiriyordu aklından. Aldatılmış, kaybetmiş, yenilmiş, kıç deliğimden vurulmuş gibi hissetmemi sona mı erdirecek yeni bir iş, diye sordu kendisine, sorunun cevabını bilerek. Elbette, hayır…

Mete, böyle şeyler düşünerek eve vardı. Cebinden anahtarı çıkarıp kapıyı açtı. Ayakkabılarını kapıda çıkarıp, içeri girdi.

Yaklaşık 2 yıldır Mete kız arkadaşıyla birlikte yaşıyordu. Eda’dı kızın adı… Eda, bir barda garsonluk yapıyordu. Eda’da gece çalışıyordu ama yine de Mete’den erken geliyordu eve. Mete bunu bildiği için olabildiğince sessiz bir şekilde içeri girdi ve mutfağa doğru ilerledi. Buzdolabının kapısını açtı, mısır gevreği ve süt çıkardı. Mutfak tezgâhının üstündeki dolaptan kahvaltısı için bir tabak çıkardı.

Kahvaltısını bitirince tuvalete gidip işedi. Elini yüzünü yıkadı. Çoraplarını çıkardı. Ayaklarınız 12 saat ayakkabı içinde durunca ister istemez kokuyordu.

Temizlendikten sonra yatak odasına gitti. Yatak boştu. Olduğu yerde kaldı, anlamaya çalışıyordu. Şaşırmıştı. İki yıldan beri her sabah yatağınızda gördüğünüz birini, bir sabah yatağınızda bulamasaydınız sizde şaşırırdınız. Şaşkınlığını atlattıktan sonra telefonunu çıkardı cebinden aceleyle. Eda’nın numarasını bulup çevirdi. Telefon uzun uzun çaldı, açan olmadı. Tekrar aradı, yine açan olmadı. Üçüncü sefer aradığında, Eda’nın telefonunun kapandığını bildiren o mekanik kadın sesini duydu. Telefonunun ekranına baktı bir süre. Öylece boş gözlerle ekrana baktı. Neler oluyor, diye geçti aklından. O sırada komodinin üzerinde duran kağıt parçasını gördü. Endişeli adımlarla komodine yürüdü. Kâğıdı eline aldı, şunlar yazılıydı kâğıtta;

 

   Merhaba Mete,

   Evet, sanırım bunun ne anlama geldiğini söylememe gerek yok! Beraber iki yılımız geçti, bunun bu şekilde olması benimde hoşuma gitmiyor ama böyle olması gerektiğine inanıyorum. Biliyorsun, uzun süredir tartışıyorduk. İkimiz yapamıyoruz artık! Bir şeyler hep eksikti ve buna katlanıyorduk. Hayat zor, ikimiz üstesinden geliriz diye düşünmüştük birlikte yaşamaya karar verdiğimizde, ama görüyorsun ya, üstesinden gelemedik. Beni merak etme, geçenlerde tanıştığım avukattan bahsetmiştim sana hatırlarsan, onun evine taşındım. Seni seviyorum ama sevgi yetmiyor! Sıkıntılarımız, borçlarımız her geçen gün artıyordu. Beni anlamaya çalış. Sen tek başına daha rahat edersin. Rahat geçinirsin. Böylesi elbette ikimiz için de en iyisi. Sen iyi bir yazarsın, bir gün kıymetini herkes anlayacak ve ünlü bir yazar olacaksın. Tüm eşyalarımı topladım ve yiyecek bir şeyler yaptım senin için. Acıktığında buzdolabından alır ısıtırsın. Beni düşünme, seni seviyorum…

                                                                                                                                                                                                                    EDA

 

Mete, kâğıdı aldığı yere bıraktı. Boş vermiş bir gülümseme belirdi yüzünde. Bir sigara daha yaktı ve masasının olduğu tarafa yürüdü. Masanın üzerinde kendi parasıyla yayınlattığı iki kitabına baktı: ‘Sonbahar Sabahında İntihar Eden Doksanlık Moruk’ ve ‘Ayak Parmaklarını Yalayan Cücenin Karısı.’

Kitaplarına bakarken, ünlü bir yazar olacağım, diye dalga geçti kendisiyle. Bu cümleyi düşündükçe gülüyordu. Sandalyeye otururken hâlâ gülüyordu. Üzerindeki iş kıyafetlerine baktı, sigarasından bir duman daha çekti.

Eda’yla geçen iki yılı düşünüyordu. Güzel günlerde yaşamışlardı, cehennemide… En kötü zamanlar; sigara ve içki alacak paralarının olmadığı zamanlardı. Kira, faturalar, mutfak masrafları hiçbiri önemli değildi. Hatta sigara bile o kadar önemli değildi ama içki, içki olmazsa olmazlarıydı.

Mete, Eda kadar bağımlı değildi. En azından bir hafta ara verebiliyordu. Eda her gün içiyor ve çok sık sarhoş oluyordu. Bu yüzden uzun bir süre aynı işte çalışamıyordu. Eda’nın sürekli iş değiştirmesi, iyi para kazanamaması anlamına geliyordu. İçkileri olduğunda onlardan iyisi yoktu ama para suyunu çektikten sonra kavgaların ardı arkası kesilmiyordu.

Yine de belli bir rutin vardı. Hayat akıp gidiyordu. Düzensizlikte kendi içinde bir düzendi.

Avukatı düşünüyordu Mete. Adamın zengin olduğu belliydi. İçki asla sorun olmazdı. Eda çalışmak zorunda da kalmayacaktı ve sürekli içecekti. Eda’nın Mete’den beklediği hayat buydu zaten. Çok sık söylerdi bunu. ‘Meşhur bir yazar ol ve bu bok çukurundan kurtar bizi, bol bol içelim,’ derdi hep. Buna rağmen Mete’nin kitaplarının satışı, ne işe yaradığı bilinmeyen ama sürekli marketlerin raflarında duran saçma sapan ürünler kadardı. Olmuyordu işte! Şans her istediğinizde yakanıza yapışıp, ‘hadi evlat,’ demiyordu. Şans, kader adı her ne haltsa, bazılarının sürekli yanındaydı, bazılarına selam bile vermiyordu. Düzensizlikte kendi içinde bir düzendir işte.

Mete yeni bir sigara yaktı, bir ay sonra bırakacağım bu işi, diye geveledi…

 

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın