The following two tabs change content below.
Hz.Till

Hz.Till

'Hepimiz İyiliksever Kötüleriz'
Hz.Till

Latest posts by Hz.Till (see all)

Beat Kuşağı…

50-60’lı yılların kafası kıyak gençleri. Sadece, ”Bir avuç yazar, şair.

Temeli Amerika’nın büyük buhran zamanlarına denk gelen bu edebiyat akımının lokomotifleri, alışılagelmişin aksine suç, cinsellik, uyuşturucu, alkol vb. ”tehlikeli” konuları kitaplarında işlemiş ve hayatları boyunca ”yolda” kariyer yapmış yazar ve şairlerdir. Bu sebeple çoğu dönemde ”sansür”, yani ”fikir katli” engeline takılmış birçok eser, yayın evi veya devlet tarafından dönemin toplum yapısı veya ahlak kurallarını tehdit ettiği için geri çevrilmiştir.

Yaşam tarzlarını ve eserlerini biçimlendiren ”Yol” teması ”Büyük Buhran” zamanında Amerikayı iş bulmak amacıyla baştan başa dolaşan işçilerin yaptıkları uzun ve maksatsız yolculuklardan gelir.

Bulundukları dönem ve sonrasında Bob Dylan, The Doors, Kurt Cobain, Johnny Depp, The Rolling Stones, David Bowie, Jimmy Page, Patti Smith, Pink Floyd, Leonardo DiCaprio ve daha niceleri gibi bir çok kişiye ve gruba ilham kaynağı olmuş, etkilemişlerdir.

“Yolculuğumuzun başında yağmur çiseliyordu ve esrarengiz bir hava vardı. Büyük bir sis destanına tanık olacaktık anlaşılan. “Hey!” diye bağırdı Dean. “Gidiyoruz işte!” direksiyona abanıp gazladı; havasını bulmuştu, herkes farkındaydı. Hepimiz keyiflendik, karmaşayı ve anlamsızlığı arkada bıraktığımızın, zamanla ilgili tek ve yüce işlevimizi yerine getirmekte olduğumuzun farkındaydık: Hareket etmek. Ve hareket ettik!”  – Jack Kerouac

Hepsini sığdıramasak da 10 isimle Beat Kuşağının yazar ve şairleri.

1. “Özgürlüğünüzde ısrar ediyorum.” -Jack Kerouac

1922 Massachusetts doğumlu yazar, Beat akımının şalteri ve mihenk taşıdır. Yazdığı ”On The Road” adlı romanıyla akımın simgesi haline gelmiş, döneminin ve ondan sonrasının çoğu insanını derinden etkilemiştir.

Bob Dylan, “On the Road” hakkında “hayatımı değiştirdi, tıpkı herkesin hayatını değiştirdiği gibi.” diye bahsetmiştir. Romanı 3 haftada, ara vermemek için birbirine birleştirdiği kağıtları rulo haline getirip yazdığı bilinir. “Şeridi daktiloya geçirdim ve yazdım; hatta paragraf da yok. Kağıt rulosunu yere açtığımda yol gibi görünüyor.” (Neal Cassady’e yazdığı bir mektubunda böyle bahseder romanından.)

Kitapları yayınlandığı dönemde Amerikan genç kuşağın el kitabı haline gelmiş, bir söylentiye göre İncil’den sonra çalınan en çok kitap olduğu gerekçesiyle kitapçılarda zulalarda saklanmıştır.

Kendi hakkında bahsettiği bir yazısında, “Bana sorarsanız, gerçek yaşam hiç durmadan dosdoğru denize gitmektir.” diye yaşamı tarif eden Jack, 1969 senesinin Ekim ayında alkole bağlı siroz hastalığı sebebiyle iç kanama yüzünden hayatını kaybetmiştir.

2. “Güneşin bir gözyaşıyım ben, bir tepeyim, şairlerin koştuğu.” -Lawrence Ferlinghetti

1919 New York doğumlu şair, Amerikan edebiyatına yön veren birçok kitabı Peter Martin ile beraber San Francisco’da açtığı City Lights (Charlie Chaplin filminden esinlenerek) yayın evi ile okurlara kazandırmıştır.

Bir nevi “dinamo” diyebiliriz kendisine. “Biz basarız, hallederiz, ayarlarız, siz bana bırakın.” edasıyla kimsenin basmaya yanaşmadığı kitapları basmış, Allen Ginsberg’in ”Howl And Other Poems” isimli (aşağıda bahsedeceğimiz) efsane şiir kitabının ilk yayıncısı olmuştur.

Beat Kuşağının sahil yakasını temsil ederler. Sadece bastıklarıyla değil yazdıklarıyla da akımın en önemli şairleri arasında yerini almış, ”A Coney Island Of The Mind” isimli şiir kitabı sansasyon etkisi yaratmıştır. Akımın en politik kalemi olarak bilinir. Siyaset, toplumsal olaylar, politika, özgürlükçü hareketler hakkında yazdıklarıyla dönemin politik yapısında arşiv önemi taşıyan yazıları, 1999 senesinde San Francisco kentinin ilk ”Poet Laureate”i (önemli devlet olaylarını yazmakla yükümlü şair) ünvanını almasına sebep olmuştur.

Hala San Francisco’da yaşayan ve Cronicle isimli gazetenin, aylık olarak çıkardığı ekte ”Poetry as News” adlı köşesinde yazılarına devam etmektedir.

3. “Konuşmak, yalan söylemektir.” -William S. Burroughs

 

Müptezel, kendi deyimiyle ”Junky” diyebileceğimiz 1914 Missouri doğumlu uç-uçuk yazar. 1951’de ki Meksika gezisinde karısıyla beraber gerçekleştirdiği bir oyun sırasında karısını hedef olarak tutup kazayla vurmuştur. Eşcinsel eğilimleri ve hayatının sonuna kadar devam ettirdiği uyuşturucu-ilaç deneyimleri ile anılır. Jack Kerouac-Allen Ginsberg ve kendisi Beat Kuşağı’nın temelini oluşturan yazarlar olarak Amerikan edebiyatına damga vurmuşlardır.

”Old Bull Lee”, ”Heavy Metal Kid”, ”Punk’ın Büyükbabası” gibi isimler sevenleri tarafından verilmiş ünvanlardır. James Graham Ballard’a göre ”ll.Dünya Savaşı sonrası en önemli yazarı”, Norman Mailer’e göre ”Dehanın hükmettiği tek Amerikalı yazar”. Samuel Beckett’a Burroughs sorulduğunda ise ”Evet, o bir yazar.” demiştir.

Kurt Cobain ile birlikte ”The Priest They Called Him”, R.E.M ile birlikte de ”Star Me Kitten” isimli bir de şarkıları vardır. Bunun yanında birçok alanda varlığından söz ettirmiş, kabaca ”respect” almıştır.

”İnsan sadece vücudunda durmaya dayanamadığı için ölebilir.” diyen yaşlı kurt, 1997 senesinde hayatını kaybetmiştir.

4. “Amerika,kitapların niçin gözyaşı ile dolu?” -Allen Ginsberg

1926 New Jersey doğumlu, akımın manifestosu olarak kabul gören ”Howl” şiirinin sahibi. Üniversite yıllarında tanıştığı Kerouac ve Burroughs ile Beat kuşağına yön vermiş Allen, o yıllarda bu grubun en toy ve yeni deneyimlere açık delikanlısıdır diyebiliriz. Bu tanışmanın ardından uyuşturucu, seks, eşcinsellik, alkol gibi yeni ve farklı denizlere yelken açan Allen, keşiflerine bu yönde devam eder.

”Howl And Other Poems” adlı şiir kitabı tabulara karşı atılmış yıkıcı bir tekmedir adeta. Gayolan Allen, şiirlerinde buna genişçe yer vermiş, ilişkilerini, aşklarını, tutkularını, hazlarını şiirlerine eli titremeden işlemiştir. Politik tavrı kitleleri yönlendirmede etkili olmuş ve birçok politik, marjinal harekette aktif olarak bulunmuştur.

Bob Dylan “dayanabildiğim az sayıda edebiyatçıdan” diye bahseder Ginsberg’den. Ayrıca Dylan’ın ”Subterranean Homesick Blues” adlı video klibinde ve ”Renaldo And Clara” adlı filminde görebiliriz Allen’ı. Bunun yanı sıra The Clash grubunun ”Combat Rock” isimli albümünde müzik yapmış ve beraber sahneye çıkmış, Sonic Youth ise ”Hits of Sunshine” adlı parçayı kendisine adamıştır. Can Yücel için yazdığı ”Can Yücel” isimli bir şiiri de vardır. Ginsberg, 1977 senesi Nisan ayında karaciğer kanserinden hayatını kaybetti.

5. “O kadar güzelsin ki yağmur başladı.” -Richard Brautigan

1935 Washington doğumlu doğa adamı, kırılgan ve son derece hassas Brautigan’da Beat Kuşağının sahil yakasındandır. Zor bir çocukluk döneminde hırpalanan Brautigan eserlerinde ufak da olsa bunlara yer verirdi.

Brautigan basit bir dilin ve hissin aksine yapıtlarında bahsettiklerini o kadar ince işlemiştir ki gerçekten de okurken zekası ve duygusu karşısında secde etmemek elde değildir. Etrafında olup bitenler, kayıtsızlık ve naif yapısı onu zamanla yalnızlığa itmiş ve depresif bir psikolojiye bürünmesine sebep olmuştur.

Karısı ve çocuğuyla birlikte çıktığı karavan seyahatlerinde daha da şekillenen doğaya duyduğu hayranlık, yalnızlık ve gizem gibi konular yazılarını oluşturan ana temalar olmuştur.

1985’te ufak bir balıkçı kasabası olan Bolinas’a yerleşti. İyiden iyiye alkole kendini kaptıran Brautigan’ın ince ruhu düşündüğü ve şahit olduğu gerçeklerle daha sessiz, melankolik, depresif bir hal almaya başlar. Etrafındakilerle ”ava çıkıyorum.” diye vedalaştıktan sonra gözden kaybolan Brautigan, belli bir süre sonra arkadaşlarının eve girmesiyle yanında bir şişe viski ve tabancayla ölü olarak bulunur.

6. “Sanki birçok hayat yaşamışım gibi-çok yaşlı hissediyorum kendimi.” -Gary Snyder

1930 San Francisco doğumlu Snyder’de sahil yakası Beat temsilcilerinin bir diğeridir.

Üniversite hayatından sonra Beat akımına dahil olan ve 12 yıl sürecek olan Japonya seyehatine çıkan Gary, burada Zen ve uzakdoğu felsefesini derinlemesine incelemiş, bunların etkisinde kalarak düşünce tarzını ve yazılarını bu yönde geliştirmiştir.

Kerouac’ın yazdığı Zen Kaçıkları kitabında Japhy Ryder olarak karşımıza çıkar. Yazdığı şiir ve denemelerle dönem edebiyatında önemli bir yere sahip olmuş yazarın, ”Turtle Island” isimli şiiri Pulitzer ödülü almıştır.

Amerika’ya döndükten sonra antropoloji ve çevre sorunlarıyla aktif bir şekilde ilgilenen şair, California Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalıştı. Fransızca ve Japonca’dan çeviriler yaptı. Snyder hala yazın hayatına devam etmektedir.

7. “On yedine bastıktan sonra daha fazla büyüme. -Tuli Kupferberg

1923 New York doğumlu, çok fonksiyonlu Beat yazarı, şairi, yayıncısı, müzisyeni. Allen Ginsberg, Diane Di Prima, Amiri Baraka, Ted Joans ve dönemin birçok beat yazarına yer verdiği ”Birth” dergisini çıkarmıştır ve derginin ömrü yaklaşık olarak dört ay sürmüştür.

Savaş karşıtı aktivist tavrıyla dikkat çeken Kupferberg 1964’de Ed Sanders ve Ken Weaver ile folk-psychedelic rock-proto punk harmanı müzik yapan ”The Fugs” grubunu kurmuştur.

Grup ”Underground Rock” tarzının ilk örneklerini vererek önceleri şiir dinletisi halinde başlayıp sonra ”Punk” kültürüne yakışır keyfi yerinde olanları -rahatsız- etmeye başlar ve zamanının (sayısı az da olsa) kafası karışık gençlerini hali hazırda etkilemeyi başarır. ”Slum goddess of the lower” ve ”Kill for peace” isimli şarkıları Vietnam savaşı sırasında gençler arasında marş haline gelmiştir adeta.

Beat kültürünü gergin damarlara müzikle enjekte eden Kupferberg 2010 senesi Temmuz ayında hayata veda etmiştir.

8. “On altılık azgın kızlarıyla-çiftleşiyorum düşlerimin.” -Kenneth Rexroth

1905 Indiana doğumlu -solak- hisseden anarşist yazar, şair, çevirmen. Akımın ilk temsilcilerinden biridir. Pek çok farklı işe girip çıkmış Rexroth tanıştığı -tuhaf-  insanları yazılarında -tuhaf- şekilde kaleme almış ve sistemin dönse bile lanet edilecek çarklarının aslında dönmediğini göstermeye çalışmıştır.

Motoruyla beraber Amerika turuna çıkmış, anti eğilimleri bu seyahat ekseninde şekillenmiştir. İyi bir öğrenim alamayan Rexroth, sonraları kazandığı burslar sayesinde öğrenim hayatına başlamış ve Japonya’ya gitmiş, burada farklı dillerde birçok çeviri yapmıştır.

Yazdığı şiirler ve yazılar ile birçok ödül alan Rexroth (tarzınız değilse bile ”Öğrenmenin Yararları” adlı şiiri tavsiye edilir)1982 senesinde California’da hayatını kaybetmiştir.

9. “Hiçbir zaman ölmeyecek birbirine sarılı savaşanlar” -Gregory Corso

1930 New York doğumlu kuşağın önde gelen şairlerindendir. 11 yaşına kadar yetimhanede sancılı bir çocukluk dönemi geçiren Gregory, buradan kendisini evlat edinen bir ailenin yanına yerleşerek orada yaşamaya başladı. Erken yaşta gösterdiği uyumsuz eğilimleriyle bu yeni yerde aidiyet hissetmeyen Corso, babasının yeniden evlenmesi üzerine onun yanına geçmiş fakat burada da aynı aidiyet duygusunun sebep olduğu sorunlarla sık sık evden kaçarak ıslah evine gönderilmiştir.

On yedi yaşına geldiğinde hırsızlık suçundan (aidiyet duygusunu reddeden bir insan için suç olarak düşünülemez aslında) üç sene hapiste kalmıştır.

1950’ler de Allen Ginsberg ile tanışmasının ardından ”kurum dışı bir insan” sıfatıyla eğitim hayatını sürdürmüş şair, Paris,Güney Amerika, Afrika gibi yol maceralarını şiirlerine yansıtmış, ”çile” günleriyle harman seyahat günlüklerini okurların tabağına koymuştur.

Şair 2001 Haziran ayı hayatını kaybetmiş, külleri ünlü şair Shelley’in gömülü olduğu mezara konmuştur.

10. ”Azizlerin hayatının cazibesine kapılmış,papaz olma hayalleri kuruyordum ancak daha sonra şeytanın daha zevkli görünen yolunda kayboldum.” -Neal Cassady

Beat Kuşağının idolü, modeli. Allen Ginsberg’in deyimiyle ”Denver’ın Adonisi”, Jack Kerouac’ın yol arkadaşı ve yer altından beat kuşağına, LSD junklarından, hippielere çoğu yazarı ve kişiyi etkilemiş, kıyısından köşesinden hepsinin hayatına dokunmuş ”Büyük Serseri”…

1926 Utah doğumlu Neal hayatı boyunca ”The First Third (Üçün Biri)” isimli gençlik yıllarını, sıradışı hikayesini, kendi yolunu, arayıp bulamadığını ve neyi aradığını dahi bilmediğini anlattığı tek otobiyografik kitabı yazmıştır fakat çoğu Beat yazarını aşırı sorumsuz bir kişilik olmasına rağmen çevresinde toplamış, ilham kaynağı olmuştur. Beat Kuşağının İncil’i olarak sayılan ”On The Road”un baş kahramanıdır.

Kısa bir yazısında harekete karşı duyduğu heyecanı ve tükenişini şu şekilde döker kağıda;

”Ardımda hamile bir sevgilim olsaydı yine düşerdim yola, ama kafamda bu kadar acı varken kıpırdayamıyorum bile. Ardımda mutlu bir an bıraksaydım yine düşerdim yola, ama içimde bunca kirli yalnızlık varken kıpırdayamıyorum bile. Ardımda bir ceset bırakabilecek olsaydım yine düşerdim yola, ama kendi cesedimi taşıyorken kıpırdayamıyorum bile. Bir bira söyle de susalım biraz, ki azıcık da gece konuşsun.”

Kısa hayatına binlerce insan ve hikaye sığdıran Neal, Meksika’da matiz kafayla yürüyüşe çıktığı tren raylarının üzerinde komada bulunur ve ertesi gün hayatını kaybeder. Yol arkadaşı Kerouac’ın da ondan bir sene sonra hayatını kaybetmesi beraber gidecekleri yeni bir yolculuk için manidar bir dokunuş olsa gerek.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 bir10

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın