The following two tabs change content below.

nostalgia's

"bir prenses ya da bir anarşist olmaktan çoktan vazgeçmiştim"

Latest posts by nostalgia's (see all)

Eğer sabahsa, eğer perdende tanımını bekleyen gölgeler saklanmışsa ve eğer göz kapakların hiç bu denli anarşist olmamışsa sana günün aydınlığını iddia edeceğim. Geceyse? (…) Günler buralarda böyle mi geçiyor sahiden? Derinden duymak isterdim oysa. Kaldırımdaki mazgallardan süzülen suyu duymak isterdim. Yaşamak orada da hatırlanmıyor mu, bilmek isterdim. Sorularım bitmez benim.Hep bir şeyler ararım askılarımdaki yersizliğe. Ne kadar çok ararsam o kadar arınırım sanmak mı bahane? Gerisin geriye kaçtığım bir yanım olsa onu reklam panolarına asardım. Belki bu sayede beni kasvetleriyle asmaktan vazgeçerlerdi. En büyük yanılgın senin bu. Oturmuş hala beni dinliyorsun. Bir resim yapmış olsam, olmaz ama, şayet yapsam benimle oynamaz mıydın yine?

Günlerdir yokum. Hiç var denmemişliğin kısmi zevki … Evet bazen kesişiyor yolum ölülerin gelecek zaman kipleriyle. Düşünmeden dönsem de arkamı son bir kez çeviriyorum başımı. Bu son olmayacak.Çünkü gitmek denen şeyi yollara adadıklarından beri gidemiyorum. Aitlik koysalardı adını kalamayacaktım, biliyorum. Birkaç adım atsam kalbim şarampole yuvarlanıyor. Geri dönemiyorum. Dönmek istemiyorum. Bir rivayete göre diyerek başlanacak hikayeler çekiyor ruhum. Küçük bir çocuk halini tasvir ederken karnım acıyarak ağrıyor demişti. Gidemediğim her yer için bırakıyorum bunu asfaltın ortasına “ruhum acıyarak ağrıyor.”

Hep savaşmak zorundayım. Nerde kıyıda kalmış şey varsa bulmak zorundayım. Bulup daha da saklamak. Savaşım kendimle de değil, savaşım kimseyle değil. Hatta buna savaş demek beni daha işe yarar hissettirdiği için adı savaş. Boşluğu sonlandırmak kulağa hoş gelmeyebilirdi. Eğer bunu yapabilseydim boşluğu mesken edinenler evsiz kalabilirdi. Yine de savaşmayacaktık. Savaşı bitirmek barışı getirmeyecek coğrafyamda. Çünkü burada gerçek bir yansıma yok. Burada gerçek bir kök salma olamıyor. Ne gidileceğinin farkında ne de gitmek umrunda… Çelişkileri deniz kabuklarıyla süsleyip mutfağın duvarına asıyorum.Güvercinler balkonumda su ve alışılmışlık arıyor. Bu ses benim değil diyeceğim ve o cümle bana geri dönecek. Aman ne hoş.

(…) Ne yapılır şimdi? Bu üç noktaya koca bir gece sığdıracağım.

Beklenen bu.

Kaç gecen oldu uyanıklığını bahşettiğin, bilmiyorum. Kaç gece tavanda hayatın çizili kaldı bunu da. Ama bana yaşından bahsedebildiğine göre sen biliyor olmalısın. Haydi anlat.Az bilinen bir şarkı ısmarlıyorum kendime. Bir arkadaşa selam veriyorum içimden. İpler sende derdi bana ama o bahsettiğim kukladan başkası da değildik.Hayatımızın öznesi meçhul gezegenler düşlüyordu ve ölmüştü. Yaşamadan ölmekti bu fazlası değil. Bile isteye salmıştık uçurtmamızı. Çocukken uzaya varacaklar sanırdım. Derken ben oraya taşındım. Dünyaya katlanmışlığım azımsanacak gibi değil. Böyle söyleyince komik geliyor ve ilerdeki benden ürküyorum, örtüsü lekelenmiş bir gururla.

“kendimden kurtulmak için gölgemi koridorda astım.”*

Her loşlukta yakama yapışan satır geliyor yine aklıma. Her boşluğu doldurabilirmiş gibi kimi zaman. Sonra ondan kurtulmak istemediğimi hatırlıyorum. Geç kalınmış bir doğum gününü hatırlamaya benziyor. Başka zamanlara kalıyor gitme endişem. Başka zamanlara kalıyor içimin küskünlüğü. Başka zamanlara kalıyor yaşamaktan bahsetmekten bıkarak ölmem.
Her gece böyle birikiyor, geçmiyor.Yine sonunu getiremeyeceğim. Yine sonlardan acıyarak ağrıyacağım. Yine kimse görmesin diye koridordan cesetlerimi toplayacağım. Bitmek bilmeyen şeyler sonlanınca anlayacağım yanlışımı. Gerçek ne ve tadı güzel mi sorularımı cevapladığımda hiç gidilmemiş bir yerde hiç duyulmamış bir dokunuş sıyrılacak.

Ve rivayete göre ben, bir gün yaşayacağım.

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın