The following two tabs change content below.
uyanneo

Latest posts by uyanneo (see all)

John Brack- Collin's St. 5 PM 1955

Dönüşüm, değişim değil aslında sürekli olan. İşte bu sebeptir tam anlamlandırmamızın önüne geçen. Değişmiyor hiçbir şey ama dönüşüyor. Ve ağır işleyen bir fakat çok büyük bir dönüşüm bu. Öyle ki ağır ağır işlemesine rağmen kısa sürede çok fazla ufak dönüşümlere sebep oluyor, büyük çerçeveden bakamadığımızdan ötürü sanıyoruz ki bunlar asıl değişimlerdir ve değişim önlenemez, durdurulamaz tek şeydir. Yanlış değil tabii ama eksik nasıl ki Skrik tablosuna bakıp ana kahramanın yüzündeki o dehşetin ve erimişliğin mükemmel tasvirini hatta boya olup tabloya aktarılmasını görüyorsak, arkada ilerleyen Munch’ın 2 dostunun umursamazlığını ve kendi aralarında devam eden koyu muhabbetten, bu büyük dehşetin madde halinin yanından geçip gitmelerine rağmen taviz vermemelerini de görmeliyiz. Ve büyük turuncu gökyüzünün nasıl da Pink Floyd’un psychedelic parçalarından fırlayan notaları kulağımıza zorla sokarcasına bize baktığını. Ve köprünün, o sonsuzdan gelip sonsuzluğa doğru dümdüz tasvir edilişinin de arayış içerisinde olduğumuz muazzam yaşantımızın büyük AN’ın SONSUZLUĞU içerisindeki o ufacık birkaç yıldan ibaret olduğunu çıkarabiliyor insan inceledikçe. Gökyüzünde ne zaman Ay çıksa arkasından doğacak bir günün olması beni üzüyor. İşte Ay’ın ışıltısını Güneş’ten alması aslında burada benim görmek istemediğim büyük dönüşüm gibi. Ben Ay’ın parıltısını seviyorum lakin Güneş’in parıltısı beni usandırıyor. Bir zaman, Güneş’in parıltısına hiç katlanamayacak olduğumda sizi Ay’ın Karanlık Yüzü’nde bekliyor olacağım. Çünkü Güneş, her zaman aydınlığı temsil etse ve bu da bilginin ufuk genişletici, göz açıcı ve hatta göz kamaştırıcı muazzam etkisiyle her zaman özdeşleştirilse de aydınlığın kime, kim tarafından, kaç derece açıyla vurduğu hususları çok önemlidir. Bu sebeple insan bazen siyahı, Darkside of The Moon’u, Darkside of The Force’u seçebilir. Çünkü insan kusursuz olmaya çabalayan ve aşırı kusurlu olan bir canlıdır. Debelenmekle her zaman meşguldür. Bilimin hala sebebini anlayamadığı uyku, insan yaşantısındaki ölüm ve doğumu temsil eder. Bu minör düzeyde temsildir. Major düzeyde temsile örnekler çoktur ancak yeni yıl da buna örnektir. Ölüm, her zaman sırrını koruyacak bir olgudur. Ölüm bir olay değildir. Çünkü olaylar geçidir, olguların minör düzeyde gözler önünde birkaç faktörün çarpışması sonucu açığa çıkışıdır. Ama ölüm majordür. Herkesi içerir, her şeyi içerir. Fil de ölür, çimen de ölür. Kalemler de ölür, telefonlar da. Ve müzik de ölür. Grunge buna örnek teşkil eder. Grunge ölmüştür, benim gibi haddini bilmez birkaç kişi dinliyor diye ölümün önüne geçilemez. Ölüm, major düzeyde bir olgu olmasına rağmen minör düzeyde müthiş etkiler oluşturduğu için saman beyinlisinden Kafka’ya, selfie çekmekten başka bir işe yaramayanından Tezer Özlü’ye kadar herkeste etki bırakır. Çünkü o, ölümdür. Herkese hitap eden dünyaya dair sayılı şeylerden biridir. Sınıf, ırk, yaş, ayakkabı numarası göz etmeden herkesi kucaklayan, her zaman karanlık ve soğuk tasvir edilmiş bir olgudur. Her zaman yanınızda fakat sadece 1 kere karşılaştığınız bir şeydir. Yaşam ise ölümle tamamen zıttır. Her zaman yaşadığınızı hissetmezsiniz, zaten çoğu kişinin sahiden sahi yaşadığı bile şüphelidir. Bir kere yaşantıya atılırsınız ve asla geri dönüşünüz, baştan başlama şansınız yoktur. O ana dönemezsiniz, geriye pedal çeviremezsiniz. Ve ne olursa olsun, ölüm ile buluşmadıkça yaşam devam eder. ” Herkes, herkessiz yaşayabilir.” Özlü’nün dedi gibi. Genişletmek gerekirse; herkes, canlı olan her şeysiz yaşayabilir.

spanish-galleon_Hawaii

İşte bu bir gemi yolculuğudur. Rüzgar, yaşantıyı temsil eder. Kaptan sizsinizdir. Ölüm, varış noktası; doğum, çıkış noktasıdır. Rota sizdedir, yükü siz belirlersiniz, kimin mürettebat kimin yolcu olduğunu da. Ve kesin olan 2 şey vardır. Yolculuğunuz başladıysa ( ki bu yazıyı okuyabildiğinize göre başlayalı bayağı olmuş demektir) bir yerden yola çıkmışsınızdır ve nereye, ne yolla, ne hızla, kimlerle, ne yükle giderseniz gidin bir yere varacaksınızdır. Yolculuk asla yarıda bitmez falan bu geminin sadece 1 kaptanı vardır ve yalnızdır. Yaşantının en büyük handikapı budur, daha önce belirttiğim gibi sevilen bir lanettir yalnızlık. Adeta tuttuğunuz her şeyin altın olması gibi bir lanet. Ve önlenemez, kaçınılmazdır. Bu sebeple kimse rotanızı, varış ve çıkış noktanızı sizin bildiğiniz kadar bilemeyecektir. Varış noktanıza geldiğinizde yalnızca siz anlarsınız, kalanlar sizin yolculuk esnasında gösterdiğiniz hal ve hareketlere göre ne kadar erken vardığınızı, ne kadar zor yollardan geçtiğinizi vb. şeyleri konuşabilir ancak.

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın