HİÇLİK ODASI

The following two tabs change content below.
HazelDahbest

HazelDahbest

Kitaplarım, onları yazdığım vakit içtiğim tütünlerin parasını dahi karşılamaması için dua edeceğim! Ege sahillerinde sürten alçak bir çocuk!
HazelDahbest

Latest posts by HazelDahbest (see all)

Kelimeler susar mı baba? İnsanın içi hiç konuşur mu? İnsan nasıl olur da kaçtığı küçük odasına yıllar sonra bağlanır? Baba! Ağlıyorum, küçükken dışarıya, dünyanın topraklarına basmak için küçük odamın duvarlarından kaçarken. Nasıl olurda şimdi tek dertleşe bildiğim şu duvarlar oluyor. Pencerenin önüne çekilen tüller, özgürlüğüme çekilmiş bir sınır değil de ne baba, söylesen bana şu toprağın altından. Perdeleri yavaşça aralamak, dışarıda ki insanları izlemek, yeni birisini görme heyecanı. Güzel bir kızın saçlarını görme arzusu. Nereye gitti baba? Nere, söylesene?

Susarak konuşuyorum kendimle. Kendi kendime anlatıyorum çoğu şeyi, anlatırken ne perdeyi aralıyorum. Ne de dünyanın toprağını elliyorum. Hiçlik içinde, küçük odamın duvarları arasında tütün içip, etrafa bakıyorum. Yalnızlığımla sırdaş oluyor. Bir kadının saçlarını görmek istemiyorum.

Uzun zaman oldu seni görmeyeli. Senle konuşmayalı bilmem kaç hafta. Keşke bana söyleseydin. “Bir gün gelecek ve istemediğin her şey senin dostun olacak” diye.

İnsan ne garip bir varlık baba. Kendimden, küçük odamın duvarlarından hatta senden kaçıp dünyanın toprağına gitmek istersek. Şimdi zamanımın hepsini, küçükken istemediğim şeyler ile dolduruyorum.

İnanç, sevgi, arzu. Baba hiçbir şey yok! HİÇBİR ŞEY! Yırtık birkaç fotoğrafına bakarak, tütün izmaritlerini küllüğe basıyorum. Ne tarafa dönsem, hep aynı, hep bir bilinmezlik var. İçimin içi yanıyor baba! İçimin içi…

Artık perdelerim, küçük odamın duvarları beni dinleyen tek varlıklar.

Ara sıra ayağı kalkıp, uyuşmuş ayaklarımı ve ellerimi oynatıyorum sonra tekrar yatağa uzanıp elime kömür tozu dolmuş kalemimi bir de kitap tozu tutmuş defterlerimi alıyorum işte. Seni yazmaya çalışıyorum şu yırtık fotoğraflara bakarak. Olmamış anılarımızı olmuş gibi yazıp, hayatta hiç olmamış gibi yaşamak istiyorum.

Kendimle çelişip duruyorum baba. Ellerimin uyuşukluğundan değil de, aklımın uyuşmasından herhalde. Yâda, seni çok özlediğimden oluyor baba. Sırdaş olduğum, içimi döktüğüm bazen kavga ettiğim şu duvarlar bile, üstüme, üstüme geliyor. Keşke “Sırdaş olduğun varlıklara güvenme” deseydin. Deseydin de bilseydim benden sıkıldıklarında üstüme, üstüme geleceklerini.

Yine de teşekkür ederim baba. Şu uyuşuk ellerime kömür tozu tutmuş kalemimi aldırıp, kitap tozu tutmuş defterlerimi yazdırdın ya. Teşekkür ederim.

Bazen düşünüyorum baba, ya da yaptığım tek şey düşünmek. Eskisi gibi güzel kadınların saçlarını, dünyanın toprağını değil de senin uyuduğun toprağı düşünüyorum, toprağı toprak diye düşünmüyorum, sen oralarda bir yerlerde oturduğun için düşünüp duruyorum.

Baba, bir gün perdeyi aralasan da, şu küçük odamın içinde ki duvarlara güneş çarpsa, ciddi kendim için demiyorum. Duvarlarım beni yıllardır dinleyip durdular. “Bir hediye vereyim” diyorum. Fena olmaz he, ne dersin?

Ben bekleyeyim madem, bir gün şu perdeyi aralarsın sabahın ilk saatlerinde. Dur baba, tütün sarayım.

“…”

Tütün sararken aklıma bir şey geldi baba. Tütünümün dumanı hep tavana gidiyor, içime çekip öpüştüğüm dumanlar dahi tavana gidiyor. Ne anlattım ki ben bu kadar tavanıma, duvarlarıma.

Yâda, gece ben uyurken, sen onlara massalar mı anlatıyorsun. Tütünümün dumanı, senin masallarını dinlemek için tavana mı gidiyor baba? Söylesene.

Bende öyle düşünmüştüm var ya. Bu yüzden duvarlarıma “dostum” deyip, içimi döküyorum her gün. Sende duvarlarıma güvendin değil mi? Biliyorum baba, biliyor. Beni çok sevdiğin için gidip onlara beni anlatıyorsun, “üzmeyin onu” diyorsun. “Kırmayın onu, sevin. Benim yerime sevin” diyorsun. Sen düşünme beni baba, ben perdeyi aralar, duvarlarıma sesimi değiştirerek masallar anlatırım senin ağzından. Sen yeter ki rahat uyu. Ben her şeyi hallederim. Senin oğlunum nasıl olsa!

Baba, bazen düşünüyorum da, neden senin oğlunum da başkasının oğlu değilim diye. Bunu sen mi seçtin acaba. “Bu çocuk benim oğlum olacak” sen mi dedin? Neden, neden senin oğlunum da başkasının oğlu değilim. Bence, sen seçtin. Biliyorum işte, sen beni gördün ve dedin ki “Bu benim oğlum.” Derken de hiç çekinmedin. Bunu da biliyorum işte. Hem, babasını hiç görmemiş çocuklar. Babasını gönlünden geçenleri bilir. Değil mi?

Ne yapıyorum ben baba. Böyle küçük odamın içinde oturmuş. Duvarlarıma ve kömür tozu tutmuş kalemime bakıp duruyorum da ne yapmaya çalışıyorum.

Bir şey demem gerekirse baba. Geçen gece perdeyi araladım. Kızma, yalan söylemedim sana, içime veya duvarlarıma. Kimse görmez diye aralayıp, eski günleri aradım. Ne güzel kadınların saçları, ne de dünyanın toprağı vardı. Sadece koça bir hiç, karanlık vardı işte. Korktum o gece, bir daha da hiç açmadım geceleri perdeyi. Çocukken gördüğüm gibi değilmiş dünya. Keşke bunu da deseydin. Belki açmazdım perdeyi, açar mıydım yoksa?

Düşünmeye başladıktan sonra, neden dünya bu kadar bilinmez oldu baba? Düşünmemeli miyim? Düşünsem bile, bir cevaba varacak mıyım? Varsam bile birkaç cevaba, o cevaplarla elime ne geçecek. Elime bir şeyler geçse bile, seni geri getirecek mi baba?

Biliyorum… Biliyor işte, sen geri gelmeyeceksin ve şu duvarlarım yıkım tebligatı yayacak küçük odamın içine. Bir gün onlarda giderse baba, ben de senin yanına geleceğim. Gerçekten bak. Belki, iskembeleri olan bir bar vardır oralarda. Birlikte oturup bira içeriz, olmaz mı baba?

Uykusuzluktan gözlerim ağrıyor baba. Gözlerimin arkasında ki duygular dışarıya çıkarken, damla damla yatağıma düşünüyor. Hepsi seninle olan, olmamış anılarımız olduğu için bira bardağına dolduruyorum. Her sabah, onları üzülmeyeyim diye alıp kendi bardağında saklasan da. Bende ağlamadan gözlerimi sıkıca sıkıyor, sonra ağlıyorum yere gözyaşlarım düşmesin diye.

Seviyorum seni baba. Çok seviyorum, sevginin ne olduğu hakkında bir fikrim olmasa da seviyorum işte. Eğer, güzel bir kadının saçlarını gördüğüm zaman ki gibiyse, ondan daha fazla seviyorum seni. Anla işte baba, söylememe gerek yok. Seviyorum işte.

Paylaş
Önceki İçerikPangea Dergi 1. Sayı
Sonraki İçerikOpZen 3 Tarihi
HazelDahbest
Kitaplarım, onları yazdığım vakit içtiğim tütünlerin parasını dahi karşılamaması için dua edeceğim! Ege sahillerinde sürten alçak bir çocuk!

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın