İç Gündem ve Savaş Üzerine

The following two tabs change content below.
uyanneo

Latest posts by uyanneo (see all)

Çok önemli not: Yazı diğer tüm yazılarımdan uzundur, yazarken bile sayamadığım kadar mola verilerek yazılmıştır. Sıkıcılaşabilir ve içerisinde ” a r t ı o n s e k i z” ifadeler barındırmaktadır. Ve ‘ bağzı’ sözcüklerin yazımı bilerek farklılaştırılmıştır, bir şeyler uyandırmaları için.

Uzunca bir süredir yapmadığım bir şekilde gündem ve siyaset hakkında fikirlerimi beyan edeceğim ve daha önce hiç yapmadığım bir şekilde yazımda Twitter ve Facebook üzerinden yazdığım ufak kesitleri kullanacağım. Ancak belirtmek isterim ki hiçbir ideolojiyi övmek ya da kötülemek, siyasi herhangi bir oluşuma bağlı veya karşı olmak için kaleme alınan bir yazı değil, tamamen kısırlaşan gündemimizin olağanüstü konularla işgal edilmesi üzerine yazılmış diğer tüm oluşumlardan bağımsız kişisel düşünce yazısıdır.

Öncelikle gündemin benim görüşümden nasıl işlediğini açıklamak isterim. Türkiye’de birtakım siyasi katakullilerin döndüğü, herhalde halk olarak topluca anlaşabildiğimiz tek konudur diye tahmin ediyorum. Ve bu dalaverelerin döndürülmesi için gündemin değişim hızını göz önünde bulundurursak; bu birtakım katakullici takım elbiseli “ciddi” soytarıların, abuk sabuk “kim kimi öptü hangi topçunun sol adelesinde yırtık çıktı” safsatalarıyla beyinleri doldurulup asıl mesele olması gereken ki örnek vermek gerekirse ‘ Anayasa değişimi’ gibi şeylerin arkaplanda saklaması ve böylece yerleşegelen “babam ne derse doğrudur” anlayışıyla insanı sorgulamaktan uzak tutup zaten elinde bulundurdukları kısımın desteği ile işler çevirmesidir, gündem. Tarih, nasıl ki bize aktaran kişiden duyduğumuz kadar ve bu kişiye kesin bağımlı ise gündem de gündemi yansıtma gücü olan ve yine ” c i d d i” adamların elinde bulunan medya kurluşlarına bağımlıdır. Malcolm Beyfendi’nin söylediğini ekleyebiliriz: ” Eğer, dikkatli olmazsanız, gazeteler, mazlumlardan nefret etmenizi, zalimleri ise çok sevmenizi sağlar.” Dolayısıyla gördüğümüz her şey katakullinin bir parçasıdır. Post-Modernist yaklaşımların ifade ettiği gibi davranmalı ve aten bu medyadan gördüğümüz şeyler üzerinden bir sav çıkarmaktan kaçınmalıyız. Hapishanenin içinde müebbet yemiş oturuyorken geleceğe dair planlar kurmak anlamsızdır. Dolayısıyla en baş televiyonlarınızı külliyen kapatın ve sosyal medya ile karşıt ideolojilerin gazetelerini bir arada takip ederek gündemin aslını görmeye çalışın.

How-The-Media-Can-Manipulate-Our-Viewpoint-debate-28612530-743-5421

Genel bir gündem tanımından bahsettiğimize göre şuanki gündemin kısa bir özetini Facebook’ta yazdığım bir durum güncellemesi üzerinden yapmak isterim; ” Bu kadar rezil bir siyasi yaşamı olabilir mi bir cumhuriyetin? Ortadoğu’da İslamiyet adı altında İngiltere, Amerika’ya meydan okuyan bir terör örgütü her geçen gün güç kazanıyor ki onu besleyen de yine biz ve batı. Bizim sınırımıza kadar giren bu terör örgütüne müdahale edip etmemek konusunda siyaset adamlarımız kararsız kalmışken sokaklarımız senelerdir başıboş bırakılan terör örgütü sempatizanlarının vandalist ve barbarca yakıp yıkımlarıyla cehenneme dönmüş, ardından aşırı sağcı ve sokakların önceki korkusu Ülkücüler tarafından ” Ya Allah Bismillah Allahuekber!” diye bu teröristler sokaklarda kovalanır olmuş. Neden şu memleketin derdi ve gündemi bir kere bile Ebola’ya çözüm bulmak, galaksinin varlığını açıklamak, uzaya insanlı/insansız araç göndermek, yeni rasathaneler kurmak, izafiyet teorisi üzerine çalışmalar olmuyor? Duble yollar, terör, kaset skandalı, süreç… Kısırlaştırılmış gündemimizden sıkılmadık mı artık? Araba, uçak üretebilen, kendi tarımını teknolojik olarak uzmanlaşmış bir şekilde yapabilen, market raflarında global Unilever ürünlerinden başka yerli ürünler bulunan bir devlet haline gelmemiz için; tarih, millet, ülke, devlet bilincine ideoloji bilincinden önce varıp komünizm, liberalizm, anarşizm kavramları duyduğumuz zaman suratımızı çarpılmış gibi söyleyen kişiye döndürmememiz ve bu kavramların siyaset bilimi açısından kökleri olan derin ve konuşulması gereken kavramlar olduğunu anlamamız için daha kaç kere sokaklarda insanların gerek devlet terörü gerek sivil terör tarafından hayatını kaybetmesi gerekiyor? Yetmez mi bu kadar?”

İşte gündemimizin ve onu kısırlaştıran/ üstünü örten şeylerin, gündemimiz olmasını istediğim şeylerin ve asıl meselenin kısa bir özeti. Adeta bir ödül ve lanet olan jeopolitik/ jeostratejik konumumuz itibariyle başımızın zaten fazlasıyla yoğun olması bir mesele, bunun iç sıkıntılara yol aarak uzun vadede bir buhran oluşturacak kadar sorunsallaşması ayrı bir mesele, bunların yanında Dünya gündemindeki Ebola, OccupyHongKong, Kuzey Kore gibi nükleer gücü olan bir ülkenin 17 yaşında bir kız tarafından yönetiliyor olması ayrı bir mesele… Genelleme bakış açısından sorunları böyle sıraladıktan sonra, birey olarak insanımıza dönecek olursak Pink Floyd’un bir şarkı sözüyle hitap edebiliriz ” dying to believe what you heard”( duyduğuna inanmak için ölüyorsun) ve bu duyumlar sonucu onlara medyanın yalan söylediğini gösterseniz bile artık her biri ” c i d d i” bir ” bilgin” olduğu için size inanmayacaklardır. George Beyfendi’nin ” will” ile söz ettiği günlerdeyiz.

2

Gündemden fazlasıyla söz ettiğimize göre şimdiki IŞİD terörü ile artık çok da uzağında olmadığımızı düşündüğüm savaş kavramı üzerine biraz bahsetmek istiyorum. Uluslararası sistemdeki iki aktörün dış politikanın diğer 3 yöntemi ile (ekonomik ilişkiler, propaganda, diplomasi) çözemedikleri dertlerini organize birlikler halinde kısmi veya topyekun bir şekilde birbirlerini katletmeye çalışarak ” çözümü” tesis etmeye çalıştıkları diğer ” yöntem”dir kendisi. Genel amaç karşıya kendini kabul edecek kadar onları yıkmak veya uygunsa karşıyı tümüyle yok etmek. Dolayısıyla ortaya çıkan sonuç şu ki savaş hiçbir zaman bir oluşturma, bir yeni üretim, yeni ” iyi” ortaya çıkarmamakla kalmayıp zaten kötü doğamız içerisinde az buçuk elimizde bulundurduğumuz iyi birkaç şeyi de yok etme amacıdır. Başka önemli bir beyfendimizin sözüyle; ” Savaş, yok etme bilimidir.”3

peaceachance3

İşte tam olarak bu kısımda ise Twitter üzerinden yazdığım başka bir kesiti eklemek istiyorum; ” İdealist değilim, Realizm bana çoğu noktada daha mantıklı geliyor ancak şu bölücülük ve savaş çığırkanlığı aşkını anlamlandıramıyorum. İki gün sonra yaşanacak olası büyük bir dünya savaşı ya da iç savaş sonrasında bu çığırkanların hiçbiri sorumluluk kabullenmeyecek. Savaş, ne açıdan bakılırsa bakılsın ‘ black market’ işinde değilseniz olacak en kötü sonuçtur. Yurtta sulh cihanda sulh, TDP açısından en genel kapsamlı, mantıklı, kalıcı politikadır ve meşru müdafa dışında terk edilmesi aptallıktır. Sahiden sıfatına yakışır şekilde A Y D I N’  kimse yoktur ki savaşı bir öneri, bir çözüm olarak sunmayı bırak, düşünsün. Barış için savaşılmaz.” Burada sözü görünüşünden ve pankartından tahminimce hippi olan yüce gönüllü gördüğüm, sevgili sembolleşmiş ablamıza bırakıyorum;

bombsforpeace4

Peki, gündem ve savaş aşkı bu haldeyken ve bunları 5 yaşındaki bir çocuğa anlatsan anlayabiliyorken, neden biz 7 milyar insan şu elimizdeki 2 liradan az masrafla üretilip 200 liraya kullandığımız kağıtları, daha önceden yaptığımız salaklıkların yaralarını sarmak için ( ki bu salaklıklar sömürgecilik liderliğinde, savaşlar, katliamlar, biyolojik kırımlar, istihbarat savaşları ve yapay iç savaşlardan başlıyor) kullanmıyoruz da, daha çok ölüm ve yok oluş için kullanıyoruz? Burada ise sayın fizik dehası Albert’ın sözünü anımsamalıyız;

albert5

Bu yaraların sarılması için yapılacak şeyler aslında o kadar basit ki, global şirketlerin birleşip karının sadece %10’ları ile kurtarabilecekleri ülkelerin sayısı oldukça fazla. Zaten nerdeyse tüm uluslararası olabilmiş şirketlerin aylık geliri Orta ve Güney Afrika’daki devletlerin çoğunu bir kaça katlar nitelikte. Şirketlerin dışında somut örnekler vermek gerekirse savaşlar, ve hatta özel olarak Irak İşgali;

İşte Irak İşgali için harcanan bu ” p a r a” eğer biz insanların doğası bencillik, ego, kötülük üzerine olmasaydı, bu tür dünya kalkınması üzerine hamleler için kullanılabilirdi. Fakat tonlarca ölüm saçan, saniyede yüzlerce ” d e m o k r a s i” ateşleyen, varolan tüm yaşamı yok etmek üzerine kurulmuş, topyekun yıkım makinelerine yani tanklara, tüfeklere, bombalara, uçaklara, mermilere kullanıldı ve şuan o topraklardaki insanların lügatlarında ne mutluluk, ne sevinç, ne de heyecan kavramları var. Bir devletin diğerini işgal ve yok etmesi gibi korkunun diğer duyguları işgal ve yok etmesi, mevcut durum.


1: Medyanın gözümüzü nasıl boyayabileceği, Aklını özgür kıl, Her zaman büyük fotoğrafa bak…

2: İnsanlar, medyanın onlara inanmasını söylediği şeylere inanacaklar.

4: Barış için bombalamak, bekaret için sevişmek gibidir.

5: İki şey sonsuzdur: evren, insanların aptallığı; ve evren hakkında emin değilim.

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın