The following two tabs change content below.
uyanneo

Latest posts by uyanneo (see all)

Bizler, tarihin hiçbir zaman bahsetmeyeceği silik karakterlerden ibaretiz. Tanıdıklarımızın çoğunluğu karakter olmaktan bile aciz olan, modernitenin ağır zincirleri altında yıllar önce eriyen kişiliklerinden ve şuan bulundukları şahsiyetsiz uygar klonluk halinden tamamen bihaber tipler. Ve günümüzde durmadan kan kaybettirilmeye çalışılan kişiliğin, şahsiyetin önemi artık günden güne dilden de düşmekte.

Terk ettiğimiz şehirlerde, terk ettiğimiz insanlarda, asla silinmeyecek ama asla önemsenmeyecek geride bıraktığımız izler dünyanın var oluşundan beri anlamlandırılamayan ama anlamsız olması imkansız rotalar gibi. Kaldığımız hostellerde, yediğimiz restorantlarda, içtiğimiz barlarda aksi iddia edilemez bir daha önceden yaşanılanların getirdiği his aslında damarlarımıza ve iliklerimize en çok işlemesi gereken şey iken, sadece gözle görülemediği için yok saydığımız muazzam bir kayıp olmaktan ileri gidemiyor.

Çoğu zaman kendi geçmişimizde dahi 10 gün öncesinde dünya başımıza yıkılmışçasına üzüldüğümüz, nirvanaya ermişçesine huzur bulduğumuz durumlar artık en ufak bir anlam ifade etmeyen anılara dönüştüğü anda insan ancak insan olduğunu algılayabiliyor. Çünkü bilinç yaşayabilmek için şüphesiz olabilecek her yolu deneyecektir.

Dolayısıyla insan bilinci, bilinçaltı ile ikiz olduklarını var saydığımız takdirde ortalama ihtimalle 70 kilogramlık bir et, kas, kemik yığınını bazı durumlar hariç olmak üzere bizlere ödünç veren bir bankadan ibaret. Ve istediği noktada istediği şekilde, bizim yapmayı planladıklarımızı tamamen reddederek ihtimallerin hiçbirini es geçmiyor.

İnsanlık ve insanlar, ütopyalar ve distopyalar kadar birbiriyle içiçe ama birbirlerine en uzak noktadalar aslında. ” Bir insana olan en uzak nokta, sırtıdır.” mantığından yola çıkacak olursak mesela zıtlıkların aslında yaşam içerisinde kenetlenmiş olduklarını görmekte daha az sıkıntılar çekeceğiz. Nitekim insan dünyaya ağlayarak geliyor, bu aslında doğduğumuz distopyanın doğarken reddedilip daha sonraki süreçte burada bulunma mecburiyetinin istemsizce kabullenilmesinin işaretidir.

Dünyada farklı yapılar, farklı kültürler, farklı devletler ve farklı diller bulunuyor ama farklı insanlar bulunmuyor. Ne yazık ki zaman görünenin görünmeyene tercih edilmesinin bir yaşam şartı olarak kabul edildiği bir zamana dönüştürüldüğü için uzun ve planlı bir süreç içerisinde, bizler insanların içindekine bakmaksınız onu bir insan olarak kabul etmekten ziyade siyah, beyaz, Budist, Taoist, Türk, Arap, İngilizce bilen, Rusça bilen, homoseksüel, heteroseksüel, kadın, erkek gibi sınıflandırmalara tabii tutuyoruz, oysa sınıflandırmaya tabii tutmaksızın yanına gittiğim herkesin içinde aynı insanı görebilmek bence mümkün. Bunu en güzel şekilde sokak sanatçıları yansıtabiliyor. ” Ne” olursa olsunlar ” kim” olduklarını unutmaksızın tamamen sizin iradenize kalmış ve hiçbir ayrım göz etmeyen bir bedava konser imkanı sunarak ve kişiliklerini ortaya koyarcasına çalarak işleyen modernite çarklarına bir çizik bile olmasa da darbeler vuruyorlar.

Unuttuğumuz şey, zamanın devam ettiği. Biz 1 haftaya 1 gün adı versek, ad vermesek, hiç uyumasak ve ölsek de hatta en sevdiğimizi kaybetsek de zaman asla ve asla durmuyor. Tek çare, hala üzerinde çalışılan emce kare teorisi olabilir gibi. Ama zaman ve mekanın da tamamen bizim duyu organlarımıza bağlı olarak algımıza iletilen kavramlar olduklarını göz önünde bulundurursak, sınır ve olay kafamızın içinde bitiyor diyebilirim gönül rahatlığıyla.

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın