Jack Kerouac ve Allen Ginsberg’ün Çalışmalarında Budizm

The following two tabs change content below.
karkalaki

karkalaki

karkalaki

Latest posts by karkalaki (see all)

Beat nesli yazarları için düş âlemi dünya hakikatini gözler önüne serer, düş âlemi evrene hakiki bir bakış sağlayan gerçeğin arkasındaki perdeyi aralamaktır. Bu görüş zihinsel bünyeyi ve yerleşmiş fikirleri kökünden sökerek geçmişi yeni bir pencereden görmeye olanak sağlar, böylece değişim için gizli gücü ortaya çıkartır. Fakat insan bilincinin sınırlarını aşan metafizik çelişki, hayali durumun sönükleşmeye başlamasıyla yani bir nevi keşişin deneyimlerini sıradan varoluşa dönerek öncelikli deneyimlerini anlamlandırmasıyla doğrudan ilişkilidir. O halde bir Beatnik için asıl soru metafiziksel sezgilerini derleyip böylesine geçici deneyimlerden geleceğe nasıl aktaracağıdır. Allen Ginsberg ve Jack Kerouac’ın eserlerindeki ‘’soyut imgelemsel deneyim’’ tartışmalar bu gedikle cebelleşir, aslında iki yazar da imgelemlerini anlamlandırmakla mücadele eder. En nihayetinde, her ikisi de kalıplaşmış ego bilincinin ötesinde yer alan Budist meditasyon biçimine dönmüştür. Bu konuda sürekli sıkıntı çeken bu iki ismin Budist meditasyon biçimine açılması, kalıplaşmış ve izole olmuş imajlardan ve deneyimlerden sıyrılarak görünen kadarıyla geçmişi, bugünü ve geleceği birbirine bağlayan anlamlı bir bütüne dönüştürmelerini sağlamıştır.
zen

Her iki yazarın da transandantal meditasyon (trans haline geçme; üst beyni devre dışı bırakıp, alt beyni faaliyete geçirme metodu) girişimlerinden sağladıkları fayda ile yüzleştiği sorun, düşsel ana bir anlam yüklemektense ona son vermeleriydi. İmgelemlerin çekiciliği konusunda ise başka ayrıntıya ihtiyaç olmadan hakikate kısa bir bakış atarak nihai çözüm sağlamaya çalışmalarıdır. Şu var ki, imgelemsel deneyim imgenin mümkün kıldığı geniş bilgelik havuzuna girmek için yalnızca bir başlangıç noktasıdır. İmgelem(görüş), keşişe bilincin yarattığı rastlantısal ayrımların ötesine gitmesini sağlayan ikiliksizliğin(nonduality) başlarında görünür. Fakat imgelem salt bir çabadır. İmgelemsel tecrübe kişinin dünyayla ilişkisini yeniden değerlendirmesini sağlayan adımı atmak için en iyi düşünüştür.

Kerouac ve Ginsberg uğraşlarına hem eserlerine ilham kaynağı olan hem de dünyadaki konumlarını anlamalarını sağlayan bir mercek olan imgelemsel tecrübeye inançları sayesinde başladı. Fakat zamanla karşıt eğilimler açığa çıktı. Kerouac hiç durmadan yeni imgelemler ararken, Ginsberg tekrar tekrar kendi özgün imgelemsel tecrübesine atıfta bulunuyordu. İki yazar da Budizmi keşfederken, bu alandaki gelişimleri bile ayrı patikaları takip etti. Kerouac sıklıkla Budizmi kaçınma yahut sakınma olarak kullandı, Ginsberg ise kendi bedenine odaklanmayı seçerek, Budist meditasyonundan(stillpoint) yararlanarak imgelemsel tecrübesini kullanıyordu.

Kerouac Budizimle ilgilenmeye Ocak 1954’te başladı. Bu ‘’iyileştiren’’ imgelem, savaş sonrası Budizm’in yeniden canlanmasına dair etkileriyle çok fazla övgü alan bir roman olan Zen Kaçıkları’nda (The Dharma Bums) en iyi şekilde açıklandığı üzere bir dizi Budist meditasyonun sonucuydu. Kerouac bu konu hakkında şöyle yazmıştır: ‘’Sanskrit dilinde ‘Transandantal Ziyaretler’ anlamına gelen Samapatti denen şeyi deneyimlemeye başladım…..O imgelem herhangi bir kendim olmak hissinden yoksundu, bu tam olarak saf bir egosuzluktu, basitçe yanlış yüklemlerden sıyrılmış çılgın ruhani aktivitelerdi.’’ Kerouac aynı zamanda Neal Cassady’nin karısı Carolyn Cassady’e gönderdiği bir mektupta Samapatti deneyimini şöyle açıklar: ‘’12 Martta yani doğum günümde annem sürekli öksürüyordu, tüm boğazı iltihaplanmıştı. Azimli bir şekilde tüm gece boyunca yatağıma oturdum ve ne yanlıştı bulmak için kendi kendimi hipnotize ettim. Anında gözümün önüne bazı görüntüler geldi. ‘Heet’ ilaç şişesi, konyak şişesi, ve son olarak beyaz çiçek demeti. Oturma odasına gittim …… ona Heet’i rahatlaması için boğazına koymasını ve orda gezdirmesi gerektiğini ve yarın da boğazın içerisi için konyak alacağımızı söyledim ve baktım, masada bir demet beyaz çiçek vardı ve onları (hiçbir şey söylemeden) verandaya koydum, ve ertesi gün hafifledi öksürüğü, durduk hep beraber ısmarladığım konyağı içtiğinde.’’

kerouaccor460

Kerouac’ın bu egosuzluğa ulaşması, odadaki eşyaların eski yerlerinin yeniden derlenmesi ve gündelik bağlantıların kendi aralarında yerleşmiş olmasına izin verir. İmgelem yeni hiçbir şey yaratmaz. Aksine, Kerouac’ın ‘’eskiyi’’ yeni anlamlarla anlamlandırmasını sağlar. İlaç şişesi ve beyaz çiçek demeti gibi eşyalar her gün olağan düşünce kalıbından çıkarak yeni anlamlar kazanır ve konyak satın almak gibi olasılıklar var olur. Uzay ve zaman yeniden karışmış olur, çiçekler masadan verandaya hareket eder,  ilaç şişesi oturma odasına getirilir ve değerlendirilir,  yeni gelecek (yarın boğazın içerisi için konyak alacağız cümlesiyle) şekillenir.

Ginsberg’ün imgelem kullanımı ise onun daha farklı bir yöne doğru yol almasına yol açtı. Kerouac gibi Ginsberg’de imgelemlerini hayatının merkezinde görüyordu. Ginsberg 1948 yılında Harlem’de bir apartmanda yaşarken hayatını değiştiren İngiliz şair William Blake’i tanıdı. Ginsberg’ün Blake hayranlığı onun varoluşunun ve şair olmak istemesinin yegâne sebebiydi.

Kerouac sürekli yeni imgelemler peşinde sürüklenirken, Ginsberg’ün problemi ise ilk imgelemine sadık kalması ve onu terk edememesiydi. Blake bakış açısıyla kendisini ‘’Her şeyle ilgili olmaktan hiç usanma’’ sözüne adaması, Ginsberg’ün hayatının bu bölümünde etkili olmuştur. ‘’Hayatımın on beş yirmi yılını Blake deneyimini kafamda yeniden üretmeye çalışarak harcadım, zamanımı boşa harcamıştım …. Böylelikle sonunda asitte olduğu gibi avuçlamaya çalıştığım, yerleşmiş fikirlerin son bulmasına yönelik isteğimden gelen normal bilinç ile kafamı yaşayarak bu evreyi sonuçlandırdım.’’

Ginsberg’ü Kerouac’tan ayıran şey dikkati ve önemi bedene yöneltme isteğiydi. Mevcut deneyim üstüne geçmiş kavramın tekrarlanan katmanları, Ginsberg’ü yeterince yerleşmiş imgelemsel durum için gerekli olan bütün mevcut açıklık ve olasılıklarla bağlayarak ilerletiyordu. Ginsberg’ün bedene odaklanması onun önceki imgelemsel deneyimine erişmesine izin veren mevcudiyetle bağlanmasını mümkün kılıyordu. Daha 1940’larda Colombia Üniversitesi’nde öğrenciyken Budizmle karşılaşmıştı Ginsberg. Fakat Budizmle gerçek anlamda ilgilenmesi ve Budizm çalışmaları 1953’te D.T. Suzuki’nin Zen Budizmine Giriş kitabını keşfetmesiyle başladı. 1962’de Hindistan’a gerçekleştirdiği gezi sayesinde de bedenin Budizm’deki önemini kavradı.

lotusframe

       ‘’Gel, şirin yalnız Ruh, bedenlerine geri dön

   Gel, ulu tanrı, eşsiz görüntüne geri dön

                         Gel , nice gözlere ve memelere’’ (Bütün Şiirleri, 328)

Böylelikle arayışın ipuçları bu literatür incelemesi sayesinde netleşiyor. Kerouac’ın ve Ginsberg’ün Beat hareketine Budizmi aşılamaları, ki çok geniş bir perspektifle ele aldıkları unutulmamalı, özellikle yaşamın ve arayışın Yol’a uyarlanmasında, müzikle, sinemayla, edebiyatla 1960’ların enerjisini günümüze kadar getiren yegane şey oldu. Nefes’i bir meditasyon biçimi olarak ele alan Ginsberg bedeni yüceltirken görüşünü evrene yaymayı başarmış ve Beat hareketini şiirleştirmiş, Kerouac hayattaki son anlarında gerçek hayatın derinliklerinde alkolik olmuş ve şan yüzünden acı çekmiş ama o an gülümseyebilmiş ve Yol’u kutsamıştır.

(Yararlanılan Kaynak: Keeping Vision Alive, Erik Mortenson)

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın