Jim Morrison Parçacığı / Ritim Kuşağı

The following two tabs change content below.

Konum: Dünya. Sagan’ın eşsiz tanımlaması ile: ‘’Küçük soluk mavi nokta’’.

İnsanoğlu tarihi misyonunu tamamlamak üzereydi. 2050’li yılların sonuna doğru, karbon bazlı davranışlar sergilemekten hiç çekinmeyen bu ırk evrenin sırrına vakıf olmuştu (Sonunda!). Yıllar önce Cern’de yapılan deneyler sadece atom parçacıklarına odaklanmıştı ama Sgt. Pepper’s laboratuarında bulunan insanlar ki çok sonraları Zen bilim adamları olarak anılacaklardı, ritim ve devinim üzerine yoğunlaşarak bazı kozmik kodlara ulaşmayı başarmışlardı. Cern’de kullanılan parça hızlandırıcının yerine kozmik ritim-dinleme-hızlandırıcısı kullanılmıştı. Bu sayede evrende biriken frekansları dinleme şansı bulan bilim adamları bir takımyıldızında gizlenmiş şifreli yayını çözebilmişti. Yayında evrene dair çok net mesajlar veriliyordu. Adını Rock’n Roll takımyıldızı koymuşlardı. İşin aslı ise daha sonra anlaşılmıştı. Yeryüzünden yayılan ezgiler evrenin saykodelik nebulalarla dolu bir bölgesinde kümelenmişti. Bu nebulalar arasında Jefferson Airplane nebulası diğerlerinden biraz daha farklıydı. Zen bilim adamları özellikle Jefferson Airplane nebulasına odaklanmıştı. Beyaz tavşanı andıran bu nebulada garip bir şeyler vardı. Bilinen mutlak zaman ve mekanda ortaya çıkmış tüm sesler burada toplanmıştı. Sokak müzisyenlerinin ritimlerinden, Beatlemania döneminde atılan tüm çığlıklardan, ilk insanın kalp ritmine şimdiye kadar ortaya çıkmış her ses buradaydı. Tüm umutsuz haykırışlar, özgürlük çığlıkları, histerik inlemeler, aksak bağırışlar, kelebeklerin kanat çırpışları, Route 66’da vızıldayan lastik sesleri… Peki bunları bir arada tutan şey neydi? Karanlık madde, karanlık enerji ve atom evrenin kütlesini oluşturuyordu. Yani bir yerde bulunmak ve cismen var-olabilmek için gereken şeylerin toplamını bu üç şey belirliyordu. Ritmi bir arada tutan başka bir şey olmalıydı. Sonunda, aslen bu tip durumlarda uzun uğraşlar sonucu denmesi beklenirdi ancak Zen bilim adamları sadece  11 dakika 43 saniyede* eksik halkayı bulmuştu:  Jim Morrison parçacığı.

Buluş sonrası Sgt. Pepper’s laboratuarı çalışanlarının yaptığı açıklama şuydu:

‘’Hepimizin oldukça etkileyici bulduğu bu buluş sonrası herkesi, zamanın dünya üzerindeki sembolik olarak 0 noktası kabul edilen Greenwitch bölgesine davet ediyoruz. The Big Bang Konserine.’’

Açıklama şöyle devam ediyordu:

‘’Bu konsere gelmemek kendi varoluşuna ihanettir. Ama kimseyi de zorlamıyoruz. Dinleyebilen ve dans edebilen insanlara ihtiyacımız var .

Sorun barizdir. Bizce ritimden uzak olan yaşamdan da uzaktır. Bu keşif insanoğlunu ütopik bir yerlere taşıyacaktır ancak aramızda yaşayan kaba kulaklar buna engel olmaya çalışacaklar. Bu kaçınılmaz. Şimdiye kadar kaba kulakların zamanıydı, artık sıra bizlere geldi.  Biz işte bu kaba kulakların dinlediği şeyleri dinlemek istemeyen milyonları davet ediyoruz. Biz, Rock’n Roll takımyıldızı Jefferson Airplane nebulasında keşfettiğimiz bu kozmik kodları sizlerle paylaşmak için bu daveti yapıyoruz.

Kodlara erişim hakkı tüm yaşam formları için varoluştan gelen bir haktır. Aksi halde mikro düzeyde bir yıkım gerçekleşir: depresyon. Ritmi duyumsamamak hastalığından muzdarip birçok karbon bazlı yaşam formu ise barlarda felsefe kasmaya devam etmektedir. Bu ise yozlaşmadır. Sanat ve kültürü mikro düzeyde depresyon ve yozlaşma kafasına indirgeyenler makro düzeyde ise toplumsal muhalefetin sesini kısmış olurlar. Sanatın, bireysel aydınlanmanın, uykudan uyanmanın yolu 60’larda Londra, New York gibi şehirlerde ortaya çıkan underground sanatı devinim prensibiyle tekrar ortaya çıkartmaktır.  Jazz ve Blues’un evrimi insanoğlunun evrimidir. Bu evrimi gerçekleştiren ise Beat yani ritimdir. İnsanoğlu bu evrim sayesinde Rock’n Roll’la tanışmıştır. Woodstock ruhuna atıf bu uyanma hali yüzündendir.

Ütopya  hiç bu kadar yakın ve teknolojik değildi. Bu zamanlarda hala umudumuz varsa bu yüzdendir.

Follow the white rabbit.’’

Kozmos hakları evrensel beyannamesinin ilk maddesi der ki:

-Her mikro-kozmos evrenin herhangi bir köşesinde kümelenmiş ritimlere erişim hakkına sahiptir.

Big Bang Konseri

Giriş ücretsizdi…

Tüm ezgilerin yani evrendeki ritmin keşfi ile kelimelerin yetersiz kaldığı bir dönem başlamıştı. Artık kelimelere ihtiyaç yoktu…

O gün ise bu küçük gezegenin Greenwitch bölgesinde olağandışı şeyler yaşanmıştı. Ruh yani varoluşun gizemi çözülmüştü. Bir parçacık, evrenin bilinen tarihi boyunca her cisimde varolmuştu. Bu sayede dokunduğu her şeyin oluşunu da var etmiş oluyordu. Yani hareket, olasılık, cisim, bilinç bu parçacık sayesinde bir bütün olarak hiçliğe yayılıyordu. Böylece zaman oluşuyordu. Çünkü zaman göreceliydi. Bir şarkıyla sonsuzluğu hissedenler için öyleydi en azından.  Işıltılı kol saatleri, büyük çerçeveli duvar saatleri, geri sayım yapan tüm sayaçlar ve tarih boyunca doğmuş olan tüm insanlar sıfırlanmıştı. Teorik olarak zamanın göreliliğine ulaşan insan bu zamana kadar yarınını yaşayarak sanmıştı bugününü garanti altına aldığını. Vietnam savaşında kolunu kaybeden askerlerin kol saati takacakları bir yerleri yoktu belki ama ideoloji mağarasında herkesin bir kol saati vardı. İlk defa o gün bu kol saatleri durmuştu. Kimse işe gideceği, sevgilisiyle buluşacağı ve gelmesi gereken bir sonraki trenin zamanını bilmiyordu artık.

Milyonlarca özgür ruh alanı doldurmuştu. Doğu’dan ve Batı’dan yola çıkan milyonlar 0 noktasında buluşmaya gelmişti. Beklenen bir şeyler vardı ve hiç kimse neyle karşılaşacağını bilmiyordu. Gerçi Zen bilim adamları bunun bir konser olacağını açıklamışlardı ama yine de bu kadar mühim bir buluşun ardından konser düzenlenmesi kafaları karıştırıyordu. Konserin adının Big Bang olması bir tesadüf değildi hâlbuki. Başlangıç için daha iyi bir isim düşünülemezdi. 2050’ler sanki bir başlangıç gibiydi. Zaten o sıralar sıklıkla ne zaman başlamıştı ve ne zaman bitecekti sorularını sorup duruyordu kendine insan. Alanda bulunan kalabalık, yolun verdiği enerjinin de etkisiyle fırtına öncesi sessizliğinde koca bir okyanus gibi görünüyordu. Riders on the storm kalabalığı diye betimlenecekti çok sonraları bu görüntü. Kim betimlemişti bunu bilinmez halen.

To be continued…

*

Paylaş
Önceki İçerikDeniz Feneri
Sonraki İçerikSormak mı Sorgulamak mı?