The following two tabs change content below.
EnginYILMAZ

EnginYILMAZ

EnginYILMAZ

Latest posts by EnginYILMAZ (see all)

tumblr_mzruvs9FS91r05ep9o1_500

Yorulmadan, usanmadan yapabildiğim tek şey; bir yatakta yatmak. Kendi yatağından başka bir yerde yatmak zorunda kaldıkları zaman, rahatsız olan insanlar tanırım, sizin de çevrenizde vardır böyle insanlar. Ben onlardan değilim. Yeter ki bir yatak olsun. Beraber olduğum kadınların yataklarında da çok yatmışlığım var, ama seksten sonra birçoğu yatakta kalmak istemezler. Evden çıkıp bir partiye, ya da bir bara, ya da bir kafeye, ya da alışverişe gitmek isterler. Asla tek bir insan yetmez, tek bir uğraş. Dışarı çıkmak benim için korkunçtur. İnsanları sevmem. Yatakta olduğum zamanlar hariç. Benden uzak olduklarında severim onları, neredeyse…

Özellikle kendi yatağımda, gece çökünce yatmayı severim. Işıkları kapatırım, klasik müzik çalar, karanlığın içinde öylece yatarım. Bazen yatakta otururum. Önemli olan yatakta olmaktır zaten. Dışarıdan uzakta. İnsanlardan uzakta. Kendine yakın. Ölüme yakın. Gerçeğe yakın. Karanlığın içinde olmaktır, önemli olan.

Bana deli diyebilirsiniz! Ben kendime genelde derim çünkü. Ama akıllı insanlarımız petrol için, para için, toprak için ve başka saçmalıklar için savaşıyorlar. Ben savaşmayı reddediyorum. Her ne nedenle olursa olsun.

Yenilmiş o kadar çok insan var ki sokakta, ezilmiş, kaybetmiş, rendelenmiş, hayat tarafından taşaklarından çarmıha gerilmiş o kadar çok insan… Bu iç burkan insanları görmek canımı sıkar. Bende onlardanım. Belki bu yüzden karanlık bir odadayımdır. Evet, bu yüzden…

Radyoda, klasik dönemin en iyi bestecilerinden birisinin bir senfonisi çalıyor: Haydn, 85.senfoni.

Bazen bu karanlığın içinde otururken, ölümün camın arkasından beni izlediğini hissederim. Beni almaya can attığını, ama zamanımın olduğunu bildiğini ve gelmesini beklediğimi bildiğini düşünürüm. Bunun elbette hiçbir halta faydası yok. Sadece, ölümü bilmek; yaşamaya olan sabrımı arttırır ve hayata karşı olan irademi. Benim iradem hayatın kendisinedir. Mesela, bir deniz, okyanus veya göl kıyısında tek başıma olmak güzel olabilirdi, belki…

İnsan düşündükçe ve anladıkça yabancılaşıyor ve sonunda işte böyle bir yere kapatıyor kendini. Edebiyatın yapı taşlarını oluşturan tüm o iyi adamları ve kadınları okudum. Okumaya da devam ediyorum. Ömür boyu yetecek kadar kitap var okunacak, okunması gereken. Bir yerlerden anımsadığım bir adam geldi aklıma, nereden tanıdığımı hatırlayamıyorum şuan, zaten bir anlamı da olmaz hatırlamamın. Neyse, şöyle dedi bir keresinde; ‘’Ben kitap okumaktan nefret ederim, okusaydım iyi bir işim olurdu, çok para kazanırdım, kitap okumak zaman kaybından başka bir işe yaramaz, başkasının yaşadıklarını neden okumak isteyeyim ki?’’ Hep mutluydu. Hiçbir şeyden şikâyetçi değildi. Siyasi yöneticilerden memnundu. Hayatından memnundu. Kazandığı paradan şikâyetçiydi sadece. Daha fazlasını hak ettiğini düşünmüyordu ama daha fazla kazanmak istiyordu. Bilgili değildi ama her konuda bir görüşü, bir düşüncesi vardı. Onunla konuşurken, ondan en çok duyduğum sözler: ‘’Duyduğuma göre…’’, ‘’Ne kadar doğru, ne kadar yanlış bilmiyorum ama…’’, ‘’Bana öyle söylediler…’’

Ben yatağımda mutluyum! Klasik müzik ve karanlık… Pencerenin dışında ölüm… Ömür boyu yetecek kadar kitap…

İnsanlar uzaktalar. Uzak bir yerlerde birbirlerini öldürüyorlar şuan, birbirlerini soyup soğana çeviriyorlar, birbirlerinin karılarını düzüyorlar, trafikte küfürleşiyorlar, aptal partilerde aranıyorlar, gereksiz sanat sohbetlerinde fikir teatisinde bulunuyorlar. Bana bulaşmadıkları sürece ne halt yedikleri umurumda bile değil. Sonuçta yeteri kadar acı var hayatta, daha fazlasına ihtiyacım yok. İnsan acıdır, çok insan çok acıdır.

Işıltılı caddeler ve sokaklar bize göre değil. Karanlık bir mabettir aradığımız. İçimizdeki aydınlığı bastıran o ışıltılı sokaklara ihtiyacımız yok. Karanlığa ihtiyacımız var. Çünkü ışığımız var.

Paylaş
Önceki İçerik#Kodeks
Sonraki İçerikOklar

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın