The following two tabs change content below.
lili marleen

lili marleen

There's someone in my head but it's not me!
lili marleen

Latest posts by lili marleen (see all)

inspiration

Gündüz vakti yüzü görünmeyen bir adam tanıyorum, geceleri ise karanlığı aydınlatan.

Onunla uzun zaman sonra ilk defa görüşecektik, sabahın erken saatlerinde buluştuk. Başta nerede oturacağımızı bulmak zor oldu çünkü o saatte açık bir bar yoktu. Yürürken hararetli bir şekilde konuşuyor, konudan konuya atlıyorduk. Büyük ihtimal ikimiz de anlaşıldığımızı varsayıyorduk ama yanılıyorduk. Sonunda olabildiğince karanlık bir mekân bulup oturduk. O an yüzünü aslında hiç tam olarak göremediğimi fark ettiğimi söyledim. Bazen farklı karakterlere bürünürüm ondandır dedi. Mekânda çalan müzikten rahatsız olduğumuzdan bahsederken konu müziğe geldi. ‘’Şarkı söyler misin, sesin iyi midir?’’ dedi. Ben de sesim güzeldir dedim. Bunun üzerine mütevazı insanları sevmediğini söyledi. Ben ise aslında mütevazı olduğumu ama genelde insanlardan sesimle ilgili iyi yorumlar aldığım için sesimin iyi olduğunu rahatlıkla dile getirebildiğimi söyledim. ‘’İnsanlar dış görünüşe fazla önem veriyor, benim için önemli olan o kişinin frekansıdır. Çoğu insan farkında değil her insanın bir frekansı var ve ben frekansa önem veririm.’’ dedi. Sessizleştiğimiz sırada birasını yavaşça yudumlarken kendini hiç kısıtlamadığını eğer içinden gelirse birine tecavüz edebileceğini ya da birini öldürebileceğini söyledi. Kendisiyle ilgili hiçbir şey bilmediğimi, aslında onu tanımadığımı fark etmenin verdiği dehşetle gözlerinin içine baktım.  O an oradan kalkmayı düşünürken bir an durup insanoğlunun doğasından bahsediyorsun galiba dedim. Hayatta katil olmayacağımızın bir garantisi yok elbette.

Yılbaşına bir hafta kalmıştı ve yılbaşı için ne planladığımı sorduğunda arkadaşlarımla evde kutlama yapacağımızı söyledim. Aynı soruyu ona yönelttim, yılbaşı kutlamalarının coşkusuna tanıklık etmeyi sevdiği için dışarıda kutlayacağını söyledi. Gün batmıştı ve biz birbirimizle konuşarak zamanı dondurduğumuzu fark ettik çünkü hala buluştuğumuz saatte olduğumuzu hissediyorduk.

 

Oturduğumuz yerden kalkıp ayrı duraklara gitmek üzere yürümeye başlamıştık. ‘’Sen tarihi eserlerin fotoğrafını çekmeyi seviyorsun öyle değil mi?’’ dedi. ‘’Evet, çünkü estetik buluyorum özellikle de kırık dökük olanları.’’dedim. Senin de hoşuna gitmiyor mu gecedeki bu şehvet, sokaklardaki tehlike dedi. O an adımlarımı hızlandırdım; artık bir an önce gitmem gerektiğini düşündüm korkutmuştu beni.

O zaman anlamamıştım ama şimdi fark ediyorum ona doğru çekildiğimi fark ettiğim için o gün korkup hızlıca uzaklaştığımı.

Çok geçmeden bir kez daha buluştuk. Bir önceki görüştüğümüzde konuşkan, heyecanlı bir hal içindeyken bu sefer tarifsiz bir melankoli içindeydim ve bu beni suskun biri yapıyordu. Beni gördüğünde sen depresyona girmişsin böyle biri değildin dedi. Aslında her ikisi de olduğumu anlaması uzun sürmeyecekti.Bir keresinde eski bir arkadaşını ağlarken gördüğünde, hiçbir şey hissetmediğini bunu sadece bir film karesi olarak gördüğünü söyledi. Şaşkınlıkla söyleyebildiğim tek şey ama o gerçek ve karşında ağlıyor olmuştu. Bunun üzerine olabilir dedi sadece. Çok sonraları beni ağlarken gördüğünde bu senin için bir film karesi mi sadece dedim. Hayır, tabii ki değil dedi. Bana böyle dediğini hatırlattığımda bunu hatırlamadığını söyledi. O zaman çok sık fikir değiştiren biri olduğunu düşündüm.

O gün o kadar sık duygu değişimi yaşıyordum ki bana manik-depresiflik var sende dedi. Olabilir dedim. Sırtımı sıvazladı toparlan artık dedi. Onun hep fark ettirmeden koruyup kollayan bir hali vardır. Kalabalık içinde uzaklardan izler gözünün üzerimde olduğunu hep hissederim. Yüzünde genç yaşına rağmen yaşanmışlıkların getirdiği kayıtsız bir ifade olurdu çoğu zaman.

Ayrılırken zihinlerde bu şarkı çalıyordu(It’s such a perfect day, I’m glad I’m spending with you). Bir daha görüşüp görüşmeyeceğimiz meçhuldü ama o gün kurtarılmış bir gündü en azından.