The following two tabs change content below.
enjolras
İstanbul - Neo-Beat 'Diyelim ki sadece gerçekliğin sınırlarını deniyordum.Neler olacağını merak ettim.Hepsi bu.' twitter.com/enjolrasx
enjolras

Latest posts by enjolras (see all)

like_a_cigarette_in_the_mouth_by_weebobeebo

Ortada bir ben vardı.Ben, anlamını bekleme eylemini sürekli biçimde devam ettirmesinden alıyor.Benin bunu yapması için belki özel bir nedeni yoktur.Bir bütün olarak sokağın o köşesinde muhtemelen en sıradan biçimiyle duruyor.

Ama bu sıradanlığı bile fark edecek olanlar vardır.Benim orada bekleyerek gerçekleştirdiğim eylemi bir başkası da kalabalığın içinde kaybolarak gerçekleştiriyordu.Ansızın edilgen bir pozisyonda bilinemeyecek ama hareketin getirdiği sezgisel kavrayışla taraflardan birisi, diğerini görecektir.

Kitlenin içindeki ucubeler çok çabuk fark edilir.Binlercesinin taşıdığı o tuhaf endişeyi göremezsin bizde. Bizim acelemiz yok. Bir şey de aramıyoruz. Bir sonraki sokakta bir başkası tarafından beklenmiyoruz da. Birazdan telefonumuz çalmayacak, çünkü telefonu zaten yanımıza almadık. Yanımızda olsa bile muhtemelen kapalı olacaktı.Kapattığımız için değil, açmayı unuttuğumuz için.

Her koşulda yeni bir iletişimin meydana gelme olasılığı yoktu. Ben sokağın, caddeyle kesiştiği noktada tahminen bir dakikadır aynı konumda duruyordum. Duruşumda ne sabırsızlığa dair bir işaret ne de sıkılganlığın en küçük kırıntısı vardı.Bundan başka duruşumla övünmüyordum da.

Hareket konumunda olan ama beni gördükten sonra duygusal bir karmaşa içinde saçmalayan o insan ise tam olarak bir yere gitmiyordu.Beni görmesinden sonra meydana gelecek eylem kombinasyonları belliydi.Bir film çekiyor olsaydık, filmin başrol oyuncuları olacağımız kesindi.Çünkü sadece biz ama biz, bir oyuncu gibi sahneyi sıra dışı hale getiriyorduk. Biz hayatın profesyonel oyuncularıydık.

Benim duruşum ne kadar sanatsalsa, onun bana bakışı da öylesine mükemmeldi.Ve garip karşılaşmamızı da elbette profesyonel oyuncular gibi oynamıştık. Şimdi de yarım bırakılmış bir sohbeti tamamlar gibi konuşacaktık. O yavaşça bana dönecek, ben onun yürüyüşüne eşlik edecek ve orada bizi beklemekte olan barın kapısından içeri girecek(her şey kusursuzdu), en köşede bizi beklemekte olan masaya oturacak ve sanki içkiler kendiliğinden gelecek, beklediğimiz şarkılar çalacak, beklediğimiz insanlar çevremizi saracak, sorular çoğalacak, cevaplar atlanacaktı…

İlerleyen saatler ilerledi. Önüme baktığımda küçük, iddiası olmayan ama görevini tümüyle yerine getirebilen bir masa gördüm. Sağ tarafımda o konumlanıyordu.Konumu mükemmeldi, çünkü masadaki tek kişi olsaydım, konuşamazdım. Çünkü masadaki tek kişi konuşursa, diğer masadaki insanlar tuhaf şekilde bakarlar. Bu bakmalar rahatsız edici değildir ama dikkati dağıtır.

İşte şimdi bir kişi var. Dinleyebilir. Aptal sorular sorabilir. Sorsun. Önemi yok. Nasıl olsa soruları konularımı değiştirmeyecek. Hangi soruyu sorarsa sorsun, kendi cevaplarımı vereceğim. İlerleyen saatlerde konuşacaktır da. Belki adımı da soracaktır. Belki başka kişisel sorular da gelir.

Olsun. Özele inildikçe, nasıl olsa benim dışıma çıkılır. Orada yeni bir hayat sahası konumlanır. Belki 4 saat sonra olur da, kimle konuştuğumu çıkarmak için yanımdakinin yüzüne bakarım. Ama tam da o anda yüzünü çevirmiş olacağını tahmin ettiğim için, dikkatimi dağıtacak bu eylemi yapmayacağım. O nasıl olsa yüzünü bir şekilde bana gösterecektir. Sigara içmediğimi bildiği halde, masanın çevresini dolaşacak ve benden ateş isteyecektir.

İşte o zaman “Ateş” dedim.”Ateşin kaç tane rengi vardır? Üstündeki giysinin rengi mordur.Mor karanlıkta çok parlamaz.Sigaranın paketi kırmızı renkte görünüyor. Ancak yavaşça öldürüyor.Şimdi sana dokunduğum anda bunun bazı hücrelerini tükettiğini görüyorum.Bundan büyük bir zevk almış gibisin.Üzerindeki giysi mora çalıyor.En son ne zaman intihar girişiminde bulundun, merak ediyorum. Ama bugün girişimde bulunmanı istemiyorum kesinlikle. Hafta sonları böyle karmaşık girişimlerde bulunamayacak kadar kısadır. Oralardan bir yerden gece yükseliyor. Ama zaten burada güneş doğsa bile haberimiz olmayacak.”

“Güneş çalıyor” dedin.”Kolunda bir saat taşımıyorsun.Burada durma isteği zamanla artacak bir olgu değildir, bilmektesin ama cümle kuruş tarzını ilerlettikçe duyulan sözlerinin içinde birçok soyut ifade var.Kırmızı olan dudaklarımdı, sigara değil.O an birçok yere bakmış olabilirsin, bilmiyorum ama beni ayakta bekletiyor olman da büyük bir nezaketsizlik örneği.Burada saatlerimizi geçiriyoruz tatlım, her şey güzel gidiyor, bazı insanlar gidiyor ve ben ne yaptığımızdan da hala emin değilim…”

O, benden sonra birçok şey konuştu.Söylediklerinin kaçıncı cümlesinde dinlememeye başladığımı anımsamıyorum.Ama herhalde bir ara masadan kalkmıştım.Bir ara barın koridorunda ikimiz yürümüştük.O tuvalete girmiş ve biraz yüzüyle oynamıştı.Beni yanına çağırmıştı, bense uzun süredir bir afişe bakıyordum.O kadar dikkatli ve ilginç şekilde bakma eylemini gerçekleştiriyordum ki, kendini alamamış, en içten ifadesiyle bana gülmüştü.
Yüzümde hangi ifadenin olduğunun bir önemi yok.Başka olaylar da gelişti gecenin sonuna doğru.Şu an onları yaşamam gerekiyor.

 

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın