The following two tabs change content below.
afroditgemisi

afroditgemisi

Yazmak benim için geri dönüşüm. Zihnin atıklarından büküp, bilincin sularına bıraktığım kağıt gemiler gibi yolculuğa çıkıyor. karanlık bir oda kurdum. Siyah kağıtlara siyah sözcükler karalıyorum. Merak ediyorum sadece merak, cevabı bulmak için değil bulmaca labirentinde oynamak için yazıyorum
afroditgemisi

Latest posts by afroditgemisi (see all)

Geçen gece uyuyamıyordum, arkama yaslandığım panjurdan yansıyan solgun ışıklar belirmeye başlamıştı. Yüzümde geceden kalma kalıntıları yıkayıp, kendime sıcak bir kahve yaptım. Bir kaç ay önce önünden geçtiğim köprü hafızamda belirdi. Odamdan uzun süredir çıkmadığımı, ruhumu cezalandırırcasına kilit vurup, kimseyle konuşmamam gerektiğini söylüyordum kendime, böyle durumlar çok olmuştu hayatım da. Bilirsiniz insanlar farkında olmadan ya da farkında olarak hayatınızda fazlasıyla yer kaplamaya başlıyor, gereksizce harcanan sosyal olma çabalarım beni büsbütün yorgun, çaresizlik içinde geçen durumlara sokuyordu. Yalnız kaldığımda ise bunları ve birçok şeyi düşünmek için, ucuz bir para gibi ellerimde bükülen zaman dediğim o kısıtlı an kalıyordu. Ama insanlar için zaman faktörü pahalı eğlencelere gebe kalıyor ve göz ardı edilen yalnızlık bir böcek gibi uzaklaşıyordu içimizdeki kalabalık sokaklardan… Yeterince boş geçirilen anlar, boş sohbetler, görüntünün derinliği ulaşılmaz ve soğuk bir güzelliğe bürünürken, birbirine benzeyen kimlikler yüzeyselleşiyor, olağanlaşıyor ve kabul görüyordu… Bilmiyorum belki çok lafazanım ve önemsiz ayrımlardan bahsediyorum. Ama ayrıntılar aklımın içinde kilitli bir klasör de dizili, mavi dosyalar gibi okunmayı bekliyordu

Kahvemden son bir yudum daha içip, ‘’Zaman var, yeterince zaman var dedim istemsizce’’

Şiltenin üzerinde duran sigara paketini ve kitabımı aldım. Oturma odasında yarı uyanık ve anlamsız duygularla bana bakan anneme ben çıkıyorum birazdan gelirim deyip, aile yuvası dediğim zindandan çıkmanın verdiği rahatlıkla, lanet çekirdek aile kuralından çıkıp, yollara attım kendimi… Bu tip, nereden yönetildiğini bilmediğim, bir örgüte mensup görüntüsü çizen insanların dışındaydım ve davranışlarım yeterince rahatsız ediciydi onlar için… Size nasıl yaşamanız gerektiği konusunda bir buda gibi telkinlerde bulunabiliyorlardı… Bu insanlar bunu her zaman yapıyor ve yapmaya da devam edecekler. (Ama uslanmam) Geçmişte yaşanan bir takım iyi veya kötü deneyimleri, işe yarayan bir yaratık olma pahasına satacaklar maalesef, övülmeyi bekleyen tecrübeler diye nitelendirdiğiniz hatıralarınızı bir tarafınıza sokun diyesim geliyor. Ve Gelişim denilen sülük gibi yapışkan süreç, kafamın üzerinde dönüp duran bir toz bulutu, sizin kadar pembe bakamadığım bu hayatın dışında duran biriyim… Bana dayatılanları bir silgi gibi silip, sonunda kendi kendini parçalara ayıran silgi kırıntılarına dönüşmüştüm… Yeterince temizlenememiş, daha çok kirlenmiştim… Donuk ve yuvarlak hayatla şekillenmiş o katı mantıklarına göre hayalperest oluşum, beni büsbütün deli, anlaşılmaz, uyumsuz bir insan yapıyordu… Bana verilen rolleri aile buluşmalarında, okul sıralarında ve bir takım ahlaki fikirlerle kuşatılmış parlak hapishaneler de; bu sahneleri sırasıyla iyi oynamalı ve rolümün hakkını vermeliydim… Gülen, aşağılayan, döven, en sonunda acıyıp sevgiyi hak ettiği mi düşündüğünüz bir palyaço gibi hissediyordum kendimi…

Şimdi klasörde kurcaladığım dosyaların arasında, kaybolmuş bir şekilde köprüye yaklaşıyordum… Çemberden sola sapan gri yolu devam ettim. Yanımdan hızla geçip -arabanın camından kafasını çıkarmış, tuhaf çığlıklar atan bir hergelenin saçmalıkları, yolculuğumu bir kaç saniyeliğine istila etmişti. Bir an görünen ve yok olan birilerinin artık hayali varlıklar olduğu konusunda hem fikir olmuştum… Yolun sonunda köprünün gerçekliği belirmeye başlamıştı. Köprünün altında geniş yeşil yapraklar ve hangi sızıntıdan akıp geldiğini bilmediğim, dere yatağının akıntısında kımıldayan gölgeleri, suyun içinde yüzen turuncu balıkların çağrışımını yaşadım. Unutulan küçük bir orman, beni hipnoz eden büyülü bir ev.

Köprünün arka tarafına bağlı küçük toprak yola saptım. Sağımda geniş bir alan, oldukça eski sandalyeler vardı. Tozlu sandalyelerden birini alıp, küçük ormana açılan uçuruma doğru ilerledim. Çok güzel renkli kaktüsler vardı. Sandalyede huzurlu bir kraliçe hissiyatıyla yerimi aldım. Sessizliğin içinde yüzen kuşların ve ağaçların hafif sarsıntısı içimdeki kalabalık seslerle buharlaştı. Beni büyüleyen bu küçük bahçe de, derin hipnoz seanslarına kapılmaya başladım. Sandalyenin ayakları gerçeküstü bir enerji tarafından uçuruma sürükleniyordu sanki… Suya düştüğüm çağrışımını yaşasam da, korkularım bu göl kadar dingin ve neredeyse hiç uğramamıştı… 4, 5 saniye sonra normal gerçekliğe dönmüştüm… Avuçlarımda kitabın varlığı belirmesiyle birlikte okumaya koyuldum. Geçen uzun dakikalardan sonra çantamda kalem olmadığı ihtimalini düşünüp, bir umutla çantayı karıştırdım. Sonunda yeşil çıtçıtlı bir kalem bulmuştum. Yazmaya başlamadan önce bir sigara yaktım. Bir şeyler karalamaya heveslenmişken, bir anda yeşil bir kalem, yeşil bir kazağa ve yeşil bir ormana sahip olmanın ortak duygusunu yaşadım… Yaprakların yüzen balık gölgeleri içinde, suya savrulan yeşil kazağın ve doğanın bana hediye ettiği, bu huzurlu ayrıntıları yazan yeşil kalemin suda savrulup kayboluşunu ve çıplak ayaklarımın altında, kahverengi ıslak otların ölüm kadar derin dürtüsünü hissediyordum… Sonra aniden karşılaştığım imge kafamı kurcalamaya başladı. Ağacın dallarında asılı, hardal sarısı ıslak bir kazak; ‘’Bana tecavüze uğrayan ve intihar eden bir kadını çağrıştırdı. Kazak sembolik olarak kadının bedenini temsil ediyordu. Ona artık bir kazak olarak bakamıyordum. Hala ıslak ve üşüyordu’’… Ne tuhaf

burçin pehlivan

 

 

Paylaş
Önceki İçeriksaplama!
Sonraki İçerikYalnızlık Üzerine
afroditgemisi
Yazmak benim için geri dönüşüm. Zihnin atıklarından büküp, bilincin sularına bıraktığım kağıt gemiler gibi yolculuğa çıkıyor. karanlık bir oda kurdum. Siyah kağıtlara siyah sözcükler karalıyorum. Merak ediyorum sadece merak, cevabı bulmak için değil bulmaca labirentinde oynamak için yazıyorum