The following two tabs change content below.

nostalgia's

"bir prenses ya da bir anarşist olmaktan çoktan vazgeçmiştim"

Latest posts by nostalgia's (see all)

“O şu an zaten ölü bir kadın, bunu sen de biliyorsun.”

Günlerden salı , aylardan bilmem ne. Üzerimde bir rüyanın düşme sahnesi giyili, çıkartamıyorum.Nerdeyim demek için fazla buğulu ,tamam burdayım demek için bir hayli suskun.

Bana bir bardak düş ısmarlasana.

Kim olduğumu sormaya karar verdim. Kim olduğunu boşverir gibi. Zoraki bir gezintide atılan adımlarla varılan o hiç bilinmemiş yer gibi. Yaş edinmekten yaşaran gözlerin buruşuk torbalarda saklanması her devam edişte bir yanın benden bu kadar demesi gibi.Gibi-yi benzetme edatı olarak değil de tasvir imkansızlığına atfetmekteki affımla sokuluyorum yanına. Yankılarından edindiğim cümleleri biletim sayacağını umarak.

Yolculuğumuz karmaşa, bu yolculuk uçamayan penguenler kadar saçma. Yine de “fark etmez, hep aynı.” deyişlerimi benden uzat tut, belki yetmeyecek, bazı sonları şu ikinci dönemeçte unut. Çok aşk, çok hayal, çok umut, çok şans, çok beklenti, çok yıkıntı, çok boş. Çok boş. Boş. Böyle olmasını istemezdin tıpkı istemeyecekleri gibi. Koroyu bozmak pahasına; ben istiyorum, nolur sorma nedenini.

Bir bavulu ölümsüz kılmaktaki yorgunluğu anlatsam yine öylece oturur muydun?

Duyduğuma göre korkar olmuşum birçok şeyden ve delirir gibi düşüvermiş heyecanım cebimden.Yenilgi çeker olmuş hayatım. Bazı kayıplara üzülebilmeyi, bir damar vardır ya hani onda istenen anlık ritim değişimini, sesimde belli belirsiz ton kaymalarını, aslında kalkma zevkini unutmuşluğuma birkaç kadeh düşmeyi bekliyormuşum.Bekle kızım, bekle.Sonsuzluğa olan inancımı sorgulatacak bir bekleyiş bu ve nedense hala inanıyor olmak da bana bir tebessümü çok görüyor.Elimde yine kala kala çok’u boş’a sarmalamak kalıyor.

Haydi oyun senin olsun bana yenilgilerden bahset desem yine öylece oturur muydun?

En az kelimeyle dünyayı anlat desem mesela, kaçıncı saniyede anlardın sus dediğimi?Ailesinin eski mektuplarını karıştırmış bir çocuk kadar bağdaştıramıyorum kendimi burayla. Bu aidiyetsizliği taşıyorum her gün yastığıma. Taşıyorum demek bile bir gün daha eğiyor beni. Yine de dik durmalıyım değil mi? Çünkü diklik daima saygınlıktır, kimse eğilecek cesaret edinmişliği görecek kadar bakamaz, bakmaz.

Ya sen meçhul rejimin meçhul direnişçisi, sen ne kadar daha kalacaksın bu kıpırtısız rüzgarlarda? Bibloluk merteben meçhullüğünü zedelemiyor diye pasifliğinin arsızlığında kaç günü daha “kim o?” der gibi açacaksın? Nefes alır gibi bekleyecek misin hep? Ya hep su bitmişse susuzluğunu unutacak mısın? Tanımını bulmadan yazdıklarımın yegâne öznesi olacaksın da sen bana meçhul imzalı yazılarından taç yapmayacak mısın?

Çık gel, bilinmezliğini zamandan sayalım desem yine öylece oturur muydun?

Yani sevgili meçhul hal tasviri şartsa yine doğamadım yaşama. O yersizliklerim bitmedi, zamanla olan münasebet ortada. Zaten şu yeryüzüne de katlanamadım* hala.
Sıkıldım işte. Dörtnala giden kurulukta koyulduğum açıyı değiştirme isteğimle ortalığı sırılsıklam etmekten sıkıldım.Elde kalanın anlamla olan kavgasından ve devamlı devam eder gibi başa sarmaktan sıkıldım.Evet sevgili meçhul, tasarladığım onca şey arasında bana düşenin tasa olmasından şikayet edecektim sana. Sen öylece oturacaktın, otur.

Günlerden salı, aylardan bilmem ne.Yazdıkça çekildiğim girdabın girişinde rastladım bir silüete. Ona soruyorum seni, hangi ayda olduğumuzu söylüyor çok da mühimmiş gibi. Sana yazdıkça daha da merkez ediniyorum bu halden ve bir cümle ekliyorum silinirken gölgesi : dışarısı buysa, söyle ona, asla bırakmasın beni.

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın