Gemiler, Özgürlükler ve Asfalt

The following two tabs change content below.
uyanneo

Latest posts by uyanneo (see all)

Hayat, çok kırılgan. Çok geçişli. Artık eminim görmediğimiz çok boyutu var. Ve insan, sadece nehirdeki bir yaprak. Çünkü dönen çok büyük bir düzen var, çok büyük bir çark var. Tabii kimi büyük yaprak kimi küçük ama hiçbiri değirmen değil. Birileri var oluyorlar, hayatına giriyorlar ve sonra yok oluyorlar. Aslında onların senin hayatın için yaşama süreleri senin onları tanıdığın kadarıyla kısıtlı. Yani kim ki benim kafamdan çıkar, ben onu öldürürüm. O kişi sonra ölse üzülürüm elbet ama bu onun kafamdaki ölü halinin kalan herkesin kafasındaki ölü hal durumu almasından başka bir şey değildir. Bazıları, hayatlarımıza ölü doğuyorlar. Bazıları da bizim hayatımız içinde o kadar güzel, tam bir hayal gibi yaşıyorları ki, herkes gibi onlar da bir gün öldüğünde, kafamızda veya doğada, işte o zaman afallıyoruz. Çünkü bize yaşamayı öğretiyor o insanlar. Yaşamayı kolaj gibi düşün, asıl yaşamaktan bahsediyorum. Sanki parça parça bir yapboz gibi ve herkes diğerlerinden topladıklarını bir araya getirdiğinde aslında diğerleri için de bir parça üremiş oluyor. Ve ne zaman ki biz birinin ölümüne tanık oluyoruz, bize yapbozu miras kalıyor. Gülmesi, esprileri, alaycılığı, küstahı, önyargısı, aşkı, nefreti ve her şeyiyle o kısa süreli hayatımıza doğup, gülüp bizim hayatımız için ölen kişi hayatımıza dokunuyor. Çok boyutlu dokunuyor. Sanki bir ışığın kırılması gibi. Ve bu bizim hayatımızın bir diğer kırılma noktası oluyor. Hayatımız giren her kişiyle aslında yeni bir yola sapıyor. Dümdüz bir ışık hüzmesi gibi ve hayatımıza giren herkes bir mercek. Böylesine garip bir şeyken hayat, biz her zaman koşuşturmaya alıştırıldığımız için, kavgaya ve yarışmaya, hiç göremiyoruz asıl görmemiz gerekenleri. Bir kişinin önemini ve milyonların kıymetsizliğini. Ve hiç ama hiç değer bilmiyoruz. Keşke birkaç ay önce anne kızlık soyadını bile bilen kişileri birkaç ay sonra gördüğümüzde tanımamazlıktan gelmesek. Keşke hep suçu üstümüzden atmaya çalışmasak. Ve keşke güvenen insanları bitirmesek. Güvenmeden insan yaşayamıyor, yıkılıp dikilmekten bile sıkılıyor, güçlü kalmaktan bıkıyor. İnsan, zaaflarını en mükemmel şekilde kapattığında, zaafsızlık onun için bir zaaf oluyor ve belki de kapatması onu daha beter ediyor.

barış şişeleri

Yol, yol arayıştır demiştim hep. Arayış büyük bir kavram ve çok şeyi içine alabiliyor. Doğruya olan arayış, gerçeğe olan arayış ama yol bu değil. Yol insanın kendinden kendine yaptığı bir ilerleyişli arayıştır. Sanki kabuktan öze inmek gibi. Bu yüzden uzun yolda yalnızlık çok önemlidir. Uzun yolun amacı bireyin kabuktan öze inmesine ve orda kendini bulmasına zaman tanımaktır. Çünkü uzun yol günümüz günlük koşuşturmasından uzaklaşmanın en önemli yöntemlerinden biridir. Uzun yolda bireyin düşünmesi gerektiği öğretilen şeyler yoktur. Kira, notlar, hocalar, arkadaşlıkların bekası, memleket haberleri, otobüs saatleri, çay fiyatları ve diğer tüm gündelik hayatımıza dokunan kavramlar uzun yolda eriyerek karşına daha sonra çıkmak üzere kalıbında bekletilir, beynin buna özgü bir kısmı vardır. Ve uzun yola sıfırdan başlar insan, işte bu yüzden matematikte sıfırdan bire olan uzun yolculuk diğer her şeyden daha kıymetlidir. Gündelik hayat bir, beş, on, yirmidir ama asla sıfır olmamıştır çünkü insan hayata atılmıştır, bunu geriye alabilmesi mümkün değil ve başka tercih yapabilmesi için artık çok geçtir. Ama uzun yollarda yerleşiklik yoktur, yargı yoktur, aylaklık ve karakterin bilinmezliği vardır. Seni tanımayan kişilerin birkaç saatliğine seni tanımalarına ne açıdan izin vermen, seni ne açıdan sonuçladıklarını görmen, daha önce karşılaşmadığın bir durumda ne davranış sergilediğini analiz edebilmen senin uzun yolculuğunun sıfır ile biri arasındaki çizgide ilerleyişindir. İşte bu yüzden kendini gösterirken, aslında sen de ilk kez görürsün. Çünkü gündelik hayatta artık karakter yoktur, alışılagelmişlikler ve tekerrür vardır. Bu yolculuğum, hiç yapmadığım büyüklükte bir keşif seferine çıkmak oldu benim için. Kendime, içimdeki yeni kıtalara çizdim rotamı, dümende de ben ve yalnızca ben vardım. Ve hiç gitmediğim yoldan gitmek bana hiç görmediğim topraklar gösterdi, hiç yemediğim düşünce meyvelerinden tattım, hiç avuçlarıma almadığım hazinelerim oldu, zamanı durdurdum, zamanda ileriye gittim, tarihi sildim, tarihi yeniden yazdım ve bunu ben, yalnızca ben yaptım. Ve dönüşüyorum, bunu başlattım. Neye bilmiyorum, neye olmasını istediğimi sorarsan daha dingin, daha huzuru bulmuş ve hoşgörülü, yaşam dolu ve kabullenmiş birine dönüşmek istiyorum. Bunun için pratikler yapıyorum, yapmaya da devam edeceğim.

Yollar, özellikle gündelik hayattan beni koparan uzun yollar adeta karakter analizleri yapabilmem için biçilmiş kaftan. Ve bu yollardan, yerden topladığım her bir karakter çakılı benim büyük kolajım, en büyük sanatım, en büyük yazım, en büyük ürünüm, Ben’im.

Yol, çok farklı.

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın