The following two tabs change content below.

nostalgia's

"bir prenses ya da bir anarşist olmaktan çoktan vazgeçmiştim"

Latest posts by nostalgia's (see all)

Kapı çaldı. Tam dört kere. Beşinciye yeltenmişti biliyorum. Çalmadı. Hepsi sustu.Adeta sesin dokunulacak bir şey olduğuna inandıracak kadar sessizdi sahne. “Metne sadık kal, metne sadık kal, metne sadık..” Tüm bunları kovmak için içimde tasvirsiz bir güç bulmuştum ki farkındalık kulağıma eğildi. Kaçacak tek yer daha da bana varıyordu evet. Uzaklaştım. Kırık bir sehpanın ayağına iliştirilmiş kağıt parçasıydım. İşlev dışı, işe yarar, mutsuz. Sanki biri beni ordan alıp yaksa dönüştüğüm dumanla kendimi şımartacaktım. Sonra küllerimin bırakıldığı yerde sehpa altında kalmaktan vazgeçmişleri ağırlayacaktım. Şu cesareti anlamlandırmışları. Ama kapıyı beş kere çalmayacaklardı. Küllerimin olduğu yerde bir başka dünden bahsedilmeyecekti ve sanki ben dumanın karıştığı havaya bakıp ağlayacaktım.

Hepsi sustu. Ardını noktalayan bir başlangıç gibi görünüyordu.Yerini yadırgayan bir yersizliğe bürünmüştü ortalık.Mor çarşafım da katılıyordu bana ilk defa. Artık kapı çalamazdı.Asla vazgeçmeyecektim. Hiçbir zaman vazgeçecek bir şey edinememiş olmamdan kimse bahsetmeyecek bense bu kurgudaki süslü rolümü giyecek, giyecektim. Ne oldu/olacak/olmakta? gibi sorularım olacak ve cevaplarına adeta tapacaktım. Burası bu kadardı çünkü. Olayların esaretinde bir tımarhane.Bıkmanın son, yorulmanın hiç olduğu bir tımarhane. Hayatta bırakırken yaşamayı yasaklayan bir tımarhane. Hepsinin sustuğu bir tımarhane. Tımarhane.

Arada bir varlığımdan söz açmaya meyledip tereddütsüz kaçacak yine metne sadık kalacaktım.Bazen iyi şeyler de yapacaktım.Hiçbir şey düşünmeden dakikalarca aynaya bakacaktım mesela. Etrafımdaki her şey silindiğinde, her şeyin anlamını yitirdiği o anda anlam deneni bulacağım diye ödüm kopacaktı. Göremiyordum ve bu büyük bir iftihar konusuydu. Evrenin sessizliğinde bana biçilen görev duymaktı. Duyacak, yapacak ve tekrar duyacaktım. Gerisi? Elbette aykırı elbette tehlikeli.

Hepsi sustu.Görev listeme attığım her çizik ruhuma kör bıçaklardan farkısız saplanıyordu. Dayanılmaz bir şeyler vardı burada. Bu ben olamazdım ki kimse de sen busun demiyordu. Konuşmanın yasak elma olup düşünmenin söz konusu dahi olmadığı yerde sahiden hissetmeyi yazmalı mıyım duvarlara?

Küçükken ne kadar seviyorsun dediklerinde “duvar kadar” derdim. O zamanlar duvar benim için büyük meseleydi. Şimdi? Daha büyük. Duvarlar mesafe koymuyor sanıldığı gibi veya korumuyor kırılganlığınızın aleladeliğini. Duvarlar konuşuyor. Duysanıza. Duysam ya.

Hepsi sustu. Sahne yıkıldı. Işıklar söndü. Metni son bir kez okudum. Kuşkusuz son tekrar sanmışlardı. Hep sanarlardı. Bunu da özlemeyeceğim dedim. Bunu da.

Sessizce indim sahneden. En ön koltuğa oturdum. Hepsine bağırdım. UYANIN!

Uyandım. Kalktığımda rolümü buldum başucumda. Hiçbir oyuna ait değildi. Dışarı çıktım. Görüyordum ve bu gördüğüm tüm duyuşlara değerdi.Güneş almayan bütün duvarlarda “uyanın!” yazıyordu. Her ön koltukta biri daha metni yırtıyordu.Aynaların örtüsü balkonlara asıldı.Bir süre daha böyle devam etti.
Sonunda ne mi oldu?

Hepsi sustu, hepsi.

Paylaş
Önceki İçerik3 Buradan Taşındı*
Sonraki İçerikPangea Dergi 2. Sayı
"bir prenses ya da bir anarşist olmaktan çoktan vazgeçmiştim"

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın