Neo-Beat İzmir

The following two tabs change content below.
mutsuzpunk

Latest posts by mutsuzpunk (see all)

Bir heves bir heyecan ki içimdeki bastıramıyor hiçbir şey. Senelerdir hakkında birçok kitap okuduğum, gönül verenleri dinlediğim muhteşem insanlar ve bir kuşaktan bahsediyorum. Beat Kuşağı! Ve şimdi neo-beat olarak tekrar karşımda bunu tadacak olmak, aynı anı paylaşacağım tanımadığım insanlarla aynı hisseleri yaşamak mucizevi bir şey olacak.

Gittiğimizde oldukça sıcakkanlı karşılandık. Herkesin gözünde o hevesi arkasına bakmadan geçip gittiği yolları görebiliyordum.

Herkes birbirinin ismini soruyor ama yarın unutacağı için af diliyordu. Alkolün sabaha hepimizi alt edeceğini biliyorduk çünkü. Alkolsüz bir beat gecesi düşünülemezdi. Kimisi ismin öneminin olmadığını vurgulayarak isimsiz ve daha da anlaşılır bir şekilde tanıtıyordu kendisini.

The Doors şarkılarıyla başımız  dönüyor, göğe bakınca kertenkele kral’ı görüyorduk. O her yerde diyor biri, hiçbir yerde diyor öteki. Biziz, hepimiziz diye noktayı koyuyor berisi.

Hep bir ağızdan the end’i söylerken Jim’in giderken aralık bıraktığı kapıyı sonuna kadar açabilmenin gururunu yaşıyorduk.

Basamaklarını çıkabileceğimi düşünmediğim üst kattaki tuvalete gitmeyi başarabildiğimde tuvalet önünde aslında aşağıdakinden farklı olmayan bir konser olduğunu gördüm.

Aşağıda Kurt Cobain

Yukarıda Ahmet Kaya

Tuvalet önünü festivale çevrilmişti resmen. Birbirimizin gözüne bakarak bağırabildiğimiz kadar bağırıp şarkı söyledik. Anı yaşamak diye bir şey varsa sanırım bu o.

Şarkı söylemeye devam ederken sağ tarafımda yüzünü kovaya geçirmiş birini gördüm yardım etmeye gittim. İyi gelir diye soda alıp dışarı çıkardım. Kendine gelebilmesi için sohbet etmeye çalıştım.  Adın ne dedim. Kadıköy dedi. Yaşasın Kadıköy sokakları. Yaşasın dedim, güldüm. En sahici cümlelerin sarhoşlardan çıkacağına inandığımı düşündüğüm an dedi ki Kadıköy; “dönen dünyayı bir daha döndürmenin hiçbir anlamı yok” yarım saat kafa yordum bu cümleye..

İçeri girdiğimde kendimi şaman dansının orasında buldum.. Dönüyor, zıplıyor çılgınca oynuyorduk.. Daha hızlı dönmeye çalışırken kendi kendime cevap verdim Kadıköy’e “demek ki bir anlamı varmış”

Mekandan çıktığımızda İzmir sokaklarında ulumaya başladık. Soğuğu ve bu soğuğa rağmen bizdeki gücü hissedebiliyorduk. Kordon da çimlere oturduğumuzda elden ele dolaştırarak içtiğimiz şarabın hazzı anlatılamayacak kadar güzeldi.

Sokaklarda yürümeğe devam ederken bu gece henüz tanışmadığım biriyle sohbet ettim. Artık birbirimizin ismini sorma aşamasını atlatmıştık. Ama sanırım bu gece en etkilendiğim kişi o oldu. Ölmek için yaşamadığını savunması hoşuma gitmişti. Fakat yaşamak için  de yaşamıyordu. Bir şeyleri ispatlamak için yaşıyor gibiydi. Dedi ki; “affedersin ama nasılsa öküzün trene  baktığı gibi geçeceğiz dünyadan.” En büyük hayalinin Afrika’ya gidip tanrıyla konuşan şamanla konuşmak olduğunu söyledi. O kadar biz kimiz? ne yapıyoruz burada? diye soruyoruz ki kendimize. Bunun cevabının peşine düşmüştü anlaşılan.

Gün doğarken, yeni tanışmış değil de senelerdir tanıştığın dostundan ayrılır gibi vedalaştık herkesle.

Yorgunduk, uykusuzduk, ama buna değmişti.

Bu yorgunluk yolu hissetmemizi engellemedi.

Ve işte yine düşmüştük yollara.

 

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın