The following two tabs change content below.
enjolras
İstanbul - Neo-Beat 'Diyelim ki sadece gerçekliğin sınırlarını deniyordum.Neler olacağını merak ettim.Hepsi bu.' twitter.com/enjolrasx
enjolras

Latest posts by enjolras (see all)

NOUVELLE VAGUE

6356711_orig-001

V, bir matematikçiydi. 13 yaşından itibaren ismini kullanmayı terk etmiş, kendine V adını vermişti. Böylece denklemlerde kolayca kendinden bahsedebiliyordu. f(v)x=f(x)v gibi. V’nin hayatla kurduğu ilişki matematikseldi. Bu yüzden hayatında duygulara yer yoktu. Bu yazı, başından –oldukça- garip olaylar geçen V’nin öyküsüdür. Ya da hayatının bir döneminde karanlıkla yüzleşmiş herkesin öyküsü…

METRODA BULANTI

V metroda zaman geçirmeyi severdi. Bazen metronun ilk durağında biner, son durakta herkes metrodan indiğinde o inmez, birkaç tur boyunca gidip gelirdi. Karmaşık düşüncelerin metroda netleştiğini düşünüyordu, bir de çişini yaparken. D’yle de metroda karşılaştı. Elinde Sartre’ın Bulantı’sını tutuyordu D. Çantasında “aşk örgütlenmektir” yazıyordu. V, D’nin doğrudan ona baktığını fark etmişti. Hiçbir şey yokmuş gibi gözünü boşluğa dikse de göz ucuyla karşısına her baktığında D’nin ona yönelen iri gözlerini ve Godard’ın bir filminden anımsadığı kısa küt saçlarını görüyordu. Başta bunun sadece bir rastlantı olduğunu düşünmüştü. Ancak son denemesinde D ona apaçık gülümsemişti. Gözlerini hiç ayırmadan V’ye bakıyordu. Bu oyun, yaklaşık 10 dk. boyunca sürdü. Sonra D trenden inmek için ayağa kalktı, inerken ona gülümsedi. V de onunla inip inmeme konusunda kararsızlık geçirdi. 3 sn. içinde karar vermesi gerekiyordu. İnmeyi seçti ve zamanda bir kırılma yaşandı.

large-001

ÇILGIN KALABALIKTAN UZAK

D de tıpkı V gibi topluma karşı bir bulantı duyuyordu. Bu nedenle şehri terk etmeyi seçtiler. V masaya bir harita koydu ve gidilebilecek en ıssız yeri seçmesini istedi D’den. “Böyle olmaz” dedi D. “Seçimi biz değil, kozmos yapmalı.” Gözlerini kapattı ve parmağını gelişigüzel haritanın üzerine koydu. Ve oraya gittiler. Aylardan mayıstı ve neredeyse hiç paraları yoktu. Bu yüzden ormanda, bir çadırda kalmaları gerekti. Günler plansızca geçiyordu. Bazı günler 6 saat boyunca hiçbir şey yapmadan gökyüzünü izliyorlardı. Gökyüzü meditasyonu diyordu D buna:
-Uzak yıldızlarda da, şu an bizim yaptığımız gibi gökyüzünü izleyen canlılar var mıdır dersin?
-Eğer varsa, şu an göz göze geliyor olmalıyız, dedi V.
-İki insan aynı şeyi hissettiğinde, kalp atış hızlarının birbirine yaklaştığını biliyor muydun?
Elini kalbinin üzerine koydu D:
-Şu an çok hızlı. Ya sen?
-Bilmiyorum, dedi.
Oysa yalan söylemişti. İtiraf edemezdi, aylardır hiçbir şeyin onun son hızda atmasını yavaşlatamadığını. D’nin gözlerine baktığında, bunu anladığını okudu. İlk andan bu yana içindeki her şeyi okuyormuş gibi, aynı dikkatli ifadeyle bakardı D. Ve bir süredir, karşısında onun iri gözlerini bulmayı seviyordu.

csg_j0kweaathvc

SİMÜLASYON TEORİSİ

Sonra şehre geri döndüler. V, simülasyon teorisi üzerinde çalışıyordu. Bazen günlerce ara vermeden… İlginç alışkanlıklar geliştirmişlerdi. Mesela artık kullanımdan kalkmış olan MSN’in eski bir sürümünü indirip birlikte olmadıkları zaman oradan yazışıyorlardı. “Bazı şeyleri sadece burada anlatabileceğimi hissediyorum” demişti D.

Ve V, bir gün şöyle demişti D’ye:

-Bir simülasyonda yaşıyor da olabiliriz. Düşünsene, burada bu sokaklarda yürürken bir anda her şeyin kurgu olduğunu fark ediyorsun. Her gün gittiğin süpermarket, akşam yudumladığın bira ya da The Beatles’ın en çok sevdiğin parçası…

D, V’yi baştan sona dikkatle dinledikten sonra şöyle demişti sadece:
-Kendini bu kadar yormamalısın tatlım. Neden sokağa çıkmıyoruz. Belki biraz sarhoş oluruz. Biraz dans ederiz. Biraz da bütün bunlardan uzaklaşırız.
Sokağa çıktılar. D, sımsıkı V’nin elini tuttu:
“Birbirimizi kaybetmekten korkuyorum” demişti.

Sonra duvarda bir afiş gördüler. “Nouvelle Vague: Ever Fallen in Love” yazıyordu.D afişi görür görmez bir çığlık attı. Nouvelle Vague en sevdiği gruptu ve bir saat sonra sahne alacaktı.

peace_fest_chicago_2010_by_movingmirrors-001

NOUVELLE VAGUE

Konsere yetişmeleri için oldukça uzun bir süre boyunca koşmaları gerekmişti. D’nin sevinci gözlerinden okunuyordu. V, onu daha önce hiç bu kadar mutlu görmemişti. Üzerinde 60’lardan fırlamış gibi görünen bir giysi vardı D’nin. Nouvelle Vague sahnede “Dance with Me”yi çalarken, bir çocuk gibi heyecanla dans etmesini izledi. Öpüp öpmeme konusunda kararsızlık geçirdi –belki de en doğru andı- ya da bunu zamana bırakabilirdi –gün doğumunu göreceklerinin garantisi yoktu- bu yüzden ona yaklaştı. Kısacık kestirdiği saçlarını, gülümsemesini ve bordo rujunu fark etti. Metroda bu gülümsemenin peşinden gitmeyi seçmese, şu an burada olmayacaktı. “Gerçek adını hiç sormadım” dedi V.”Bana söyler misin.”

“Bana Duygu diyebilirsin” dedi D bir çırpıda.
-Gerçek adın mı?
-Ne fark eder ki.
Karşısında Duygu’nun iri gözlerini ve gülümsemesini gördü.”Haydi biraz daha dans edelim, dedi Duygu. Sahnenin önünde dans eden diğer insanların arasında kayboldular. Hepsi gülümsüyordu.Güzel bir andı ve her şey gibi bitecekti.

Konuşmak anlamsızdı. Sesin hızı sn.de 343 metreydi ve kuracakları hiçbir cümle hissettiklerinin hızını yakalamayacaktı.

p03gtspj-001

KAYIP OTOBAN

Uzun bir yolculuğa çıkmaya karar verdiler. Duygu’nun üzerinde hiç çıkarmadığı, “Nouvelle Vague” yazan bir tişört vardı. Tam kalbinin üzerine bir dövme yaptırmaya karar vermişti Duygu. Üzerinde “Open your heart. I’m coming home” yazacaktı. Haritaya bakarak birbirlerine uzun öyküler anlattıkları günlerden birinde Minnesota’da Cosmos isimli bir yerleşim yeri olduğunu keşfetmişlerdi. Yolculuğu orada sonlandırmaya karar vermişlerdi. Dünyanın sonu varsa eğer, başka bir yer olamazdı.

Issız bir asfaltta kayboldukları bir gün, 8 saat boyunca otobanın kenarında yürümeleri gerekmişti. Otoban boyunca zaman zaman sıçrayarak yürümesini izlemişti Duygu’nun… 60’larda Fransa’da bir sanat hareketi başlamıştı: Yeni Dalga(La Nouvelle Vague). Bu akımın sinemadaki en büyük temsilcisi Godard’dı. Godard’ın en ışıltılı starı ise Anna Karina. Duygu, Anna Karina’ya bayılıyordu.Ve o an, onun filmlerinin birinden fırlamış gibiydi.

Saatlerce yürüdükten sonra gece saatlerinde ıssız bir benzinliğin cafesine geldiler. İki tane portakal suyu istedi V. Ve V, tekrar onun Nouvelle Vague yazan tişörtüyle göz göze geldi.Gördüğünü gördü Duygu.Hiçbir şey demeden bakıştılar. ”Bu benim favori saten tişörtüm” dedi.”Bana şans getiriyor.Şimdi biraz portakal suyu içelim.”
V düşünceliydi.
-Ne düşünüyorsun tatlım,dedi Duygu.İstersen burada günler geçirebiliriz. Burası dünyanın karadeliği olabilir bizim için.
-Tişörtü düşünüyordum.
-Hangi tişört?
-Üzerinde olan. Gözümü alıyor.
-Çıkarabilirim istersen.
Masadan kalktı ve “çişimi yapmam gerek” dedi V.Benzinlik WC’sinin aynasında kendine bakarken, kendini bir an için tanıyamadı. Neden burada ve tarihin bu sayfasında olduğunu sordu kendine. D’yle V’nin buluştuğu bütün denklemlerde çözüm kümesinin tanımsız olduğunu biliyordu.

Geri döndüğünde, Duygu “Ever Fallen in Love”ı söylüyordu.
Tekrar masaya oturdu ve içmek için masadaki portakal suyunu eline aldı. “Birlikte yola çıkmak, Before Sunset’i izlemek, kamp yapmak, kaybolmak, aşık olmak, seks yapmak, uçmayı denemek, Tom Waits dinlemek, çılgınca dans etmek… Bunların hepsi güzel olabilir. Ama birlikte portakal suyu içmek hepsinden üstün” dedi Duygu.

Her insanın hayatında birkaç dönüm noktası olur ve toplamda bunlar birkaç saniye sürer. Geriye kalan 250 milyar sn. anlamsız bir boşluktur. Bu anın, o anlardan biri olduğunu ikisi de fark ediyordu.

Cafede durmaktan sıkıldıklarında, otobanın kenarındaki bir yere oturdular. Arabaları izlemek için.
”Adımın neden Duygu olduğunu sormadın” dedi Duygu.(Gerçek adının bu olmadığını ikisi de biliyordu)
-Neden?
-Çünkü her insan tamamlanmak ister. Ve sen duygulara inanmadığını söylemiştin.
V, Duygu’nun ellerini tuttu. Siyah ojesini gördü.
“Siyah oje, siyah düşler, siyah yaşamlar” dedi Duygu. Ve ilk karşılaştıkları an olduğu gibi gözlerini dimdik V’ye dikerek: “Şu an ne yapıyoruz sence” dedi.
-Birbirimizi tanımaya çalışıyoruz.Sanırım senden bahsediyorduk.
-Beni anlatmak için sana geçmek gerekiyordu
-Özgür hissediyor musun
-Hayır. Biraz çıplak.
-Sevgi güzel şeydi. Ama unutuldu
-Bu kadar konuşma yeter, otobanda Nouvelle Vague dinleyip ölelim mi?

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın