Nuri Bilge Ceylan’ın Bizlere Önerdiği 5 Film

The following two tabs change content below.
mr. nobody

mr. nobody

mr. nobody

Latest posts by mr. nobody (see all)

Yönettiği “Kış Uykusu” ile Altın Palmiye’yi kucaklayan Nuri Bilge Ceylan’ın 2012 yılında sinema dergisi Sight & Sound’a verdiği “en sevdiği” filmler listesi.

1995 yılında”Koza” ile başlayan sinemasında gelin bakalım yönetmene hangi filmler ilham kaynağı olmuş.

1)L’eclisse (1962, Yön: Michelangelo Antonioni)

L’eclisse filmi, Michelangelo Antonioni’nin yalnızlık üçlemesinin önemli (Alienation Trilogy) halkalarından birisidir. Bazı kritiklere göre bu üçlemeye “Red Desert” (Il Deserto rosso / Kızıl Çöl) filmi de eklenir. Film 1962 yapımı olup başrollerini Monica Vitti ve Alain Delon canlandırmaktadır. Filmin konusu bir yazarla ilişki yaşayan çevirmenin onunla ilişkisini bitirmesi, borsa simsarı ile yeni bir ilişkiye yelken açmasını konu eder. Bu meyanda filmde, İtalya’nın geçirdiği ekonomik mucize, kapitalizm, yabancılaşma, iletişimsizlik, insan ilişkilerinin metalaşması ve öznelerarası ilişkilerdeki kopuş konu edilir.

Antonioni diğer yönetmenlere göre modern sinemaya -modern sinemadan kastım, Antonioni’nin sineması geçmişin sinemasından çok bilinçli bir şekilde ayrılır- daha da yakındır. Daha çok modern hayatın sesini, duyumsanmasını, ona ait özellikleri ortaya çıkarır ve ifade eder. Modern sinemanın ortaya çıkışı bir anlamda ikinci dünya savaşının getirilerinden birisidir ve yaşanılan hayat da hiçbir şekilde ikinci dünya savaşından önceki gibi değildir. Dünya savaşları düz bir çizgiden ibaret olan tarih anlayışını da sorgulatmıştır. Bu ilerleme ise Kant, Herder, Hegel ve Alman Tarih Okulu ile gördüğümüz aydınlanma düşüncesinin bir ürünüdür. Aydınlanma ise akıl, bilim, özgürlük, adalet gibi kavramların evrenselliğine inanır. Bilimin bir ideoloji olarak kullanımı, bazı toplumların üzerinde bir baskı aracına dönüşmesi, bu düşüncenin üstesinden gelinmesi gereken bir handikap olduğu gibi insanların akıl, bilim, ilerleme adalet gibi “tutamak”lara da güvenci kalmamıştır. Sinema da bir anlamda hayatın bir yansısı olduğuna göre onda da hissedilecektir. Bu meyanda, Ingmar Bergman ile birlikte modern sinemanın Avrupa’daki öncülerindendir Antonioni.

2) L’avventura (1960, Yön: Michelangelo Antonioni)

Macera 1960 İtalya – Fransa  ortak yapımı psikolojik drama filmidir. Özgün adı L’Avventura dır. Uluslararası yarışma ve festivallerde The Adventure adı ile gösterime sunulmuştur. Film 1972 yılı başında Sinematek’te Serüven adıyla gösterilmiştir.

Senaryosunu Michelangelo Antonioni ‘nin yazıp yönettiği filmin baş rollerinde Gabriele Ferzetti ve Monica Vitti oynamışlardır. 1960Cannes Film Festivali’nin açılış filmi olan L’Avventura’ya bu festivalde “Jüri Özel Ödülü” verilmişti. Bu filmden sonra yönetmen Antonioni’ye ve aktris Monica Vitti’ye de uluslararası şöhretin kapıları açılmış oldu. “L’Avventura” ve aynı yıl gösterime giren Federico Fellini’nin Tatlı Hayat’ı (La Dolce Vita) (1960) ve Jean-Luc Godard’ın Serseri Aşıklar’ı (À bout de souffle 1960) birlikte sanat sinemasında yeni bir çağın başladığını haber veriyorlardı.

Bu film Michelangelo Antonioni ‘nin II. Dünya Savaşı sonrası İtalyan burjuvasının iletişimsizliğini, boşlukta kalmalarını, tedirginliklerini, sıkıntılarını ve bir türlü mutluluğu bulamamalarını, aşklarının sürekli olmayışını irdelediği üçlemesinin ilk filmidir. Gayriresmi olarak “İletişimsizlik Üçlemesi” de denen üçlemenin diğer iki filmi La Notte (Gece)(1961) ve L’Eclisse (Batan Güneş) (1962)’tir (Bazı eleştirmenler bu üç filme Il Deserto Rosso (Kızıl Çöl) (1964)’yu da dahil ederler)

Roma’lı bir grup zengin insanın Sicilya açıklarındaki minik ve ıssız bir volkanik adaya yaptıkları yat gezisi sırasında aralarından bir kadının birden bire ortadan kaybolması ve sonrasında aramalara canla başla katılan bu insanların yavaş yavaş ilgisizleşerek kendi dünyalarına dönmeleri konu edilmektedir. Ağır tempolu bu filmin klasik bir dramatik anlatımı yoktur, ortada bir macera filan da yoktur, hatta filmde hiçbirşey olmaz. Bu nedenle Cannes’daki ilk gösteriminde filmi anlamayan bazı seyirciler tarafından önce yuhalanmıştı. Ancak eleştirmenler ve jüri üyeleri Antonioni’nin bu yepyeni üslubunun hemen farkına vararak sinemanın görsel anlatım diline getirdiği yenilikten ötürü filme “jüri özel ödülü” vermişlerdir. Film aynı zamanda “Altın Palmiye” ye de aday gösterilmişti.

Ayrıca Antonioni ve Vitti BAFTA’ya aday gösterildiler. Antonioni’ye ayrıca İngiliz Film Enstitüsü (BFI) tarafından “Sutherland Trophy” ödülü verilmiştir.

3) Shame / Skammen (1968, Yön: Ingmar Bergman)

İsimsiz bir Avrupa kentinde geçen öyküde, Jan ve Eva Rosenberg, ülkesinde iç savaş çıkması sonucu çareyi bir adaya inzivaya çekilirle. Klasik müzik eğitimi almış, keman çalarak mütevazi bir hayat süren Rosenberg’lerin hayatı, asker dolu bir uçağın yaşadıkları adaya düşmesi sonucu alt üst olur.Her iki tarafan askerlerin adayı bir savaş alanına çevirmesiyle, hayatlarını tehdit altında gören genç çift, başka bir yere kaçmaya karar verirler. Ancak yakalanarak isyancı askerlere yardım ve yataklık etmekle suçlanırlar. Çiftin eski bir dostu olan Albay Jacobi, adayı savunan ordunun başındadır ve onlara yardım edecektir… Tabi bir şartı vardır.

Film rüyalar ve hayaller üzerine kurulu. Filmin başında Jan karakterinin rüyası yaşadıklarının aksine “umut” doludur, güzeller güzeli eşi Eva ile aralarının oldukça iyi olduğunu görür .Filmin sonunda ise Eva bir rüyasını paylaşır izleyiciyle , bir kız çocuğuna sahiptir , ve kötülüğe , Ona duyduğu sevgiyle dayanabilmiştir .

4)Au Hasard Balthazar (1966, Yön: Robert Bresson)

Au Hasard Balthazar, Türkçe adıyla Rasgele Balthazar, sıklıkla bir “film ressamı” olarak tarif edilen ve sinema tarihinin en ayrıksı ve kişisel yönetmenlerinden biri olan Robert Bresson’un 50 yıllık kariyeri boyunca çevirdiği her biri ayrı bir kategoriye sokulabilecek 14 filminden 8. sidir. Filmin senaryosunu da Bresson yazmış ve her zaman olduğu gibi bu filminde de amatör oyuncularla (Bresson onlara model demeyi tercih ediyordu) çalışmıştır. Oyunculardan Anne Wiazemsky (Marie rolünde) ve François Lafarge bu filmden sonra profesyonel olmuşlardır.

Kendine özgü deneyüstücü (transcendental) ve ruhani (spiritual) sade bir üslup geliştirmiş olan Bresson koyu bir Katolikti ve bu filmi de birçok filmi gibi dinsel alegoriler içeren bir mesel olarak kabul edilebilir. Filmin baş kahramanı bir eşektir ve doğduğunda ilk sahipleri olan çocuklar tarafından bir oyun olarak vaftiz edilirken Balthazar ismi verilmiştir. Filmde Balthazar’ın doğumundan ölümüne kadar olan çileli öyküsü ve ona paralel olarak olayın geçtiği köyün ve oradaki yaşamın öyküsü ‘resmedilir’. Eşek kimisi şefkatli kimisi zalim çeşitli sahipler arasında el değiştirdikçe ve onlardan eziyet gördükçe bir anlamda yüklerini çektiği bu insanların günahlarını da çeker. Bresson’un bir hayranı olan Jean-Luc Godard’a göre “Rastgele Balthazar” bir buçuk saate sığdırılmış yaşamın ta kendisidir.

Film Bresson’a aynı yıl Venedik Film Festivali’nde OCIC ödülü kazandırmıştı. 1967′de ise kendi ülkesinde, “Fransız Sinema Eleştirmenleri Sendikası En İyi Film Ödülü” nü aldı.

5) Mirror / Zerkalo (1975, Yön: Andrei Tarkovsky)

2. Dünya Savaşı’nın karanlık günlerini anlatan film, yönetmenin kendi çocukluğundan da izler taşıdığı gibi, Rus tarihine dair ilginç göndermeler de yapıyor. Filmde çocukluğun masumiyetinin savaşın dehşetini kurban gidişi anlatılıyor.

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın