Okyanus

The following two tabs change content below.
uyanneo

Latest posts by uyanneo (see all)

Kaptan İzmir’den demir almıştı, birkaç saat ya oldu ya olmadı. Arkasına aldığı kuvvetli rüzgar ile yelkenleri dolgun bir şekilde hızla ilerleyebiliyordu. Köleliğe olan aykırı düşünceleri ve insanlara sonsuz saygısı ancak ekonomik olarak belirli kapasitede olması, onu bir yelkenli ile devam etmek zorunda bırakıyordu. Gelirini ikiye katlayabilseydi, yelkene destek olarak kürekçiler de alabilirdi ve böylece aykırı havalarda istediği hızla gidebilme cesaretinden kendini esirgemezdi lakin bunu başarabilmesi için içinde belki kimsenin fark etmediği bir şekilde yol aldığı koca sistemin, loncalar çarkının, vergi çarkının, kölelik çarkının, denizcilerin ve korsanlık ahlakının büyük değişikliklere uğraması gerekiyordu. Dünya 17. yüzyılına yeni yelken açmışken o çok iyi biliyordu ki Büyük Göç vesilesiyle başlayan küresel sistem emeklemeleri, her zaman bireysel eşitlik çığlıklarının acizlikler içerisinde kraldan çok kralcı olan ” güruh” tarafından etkisiz hale getirilmesini amaçlamıştı keza bunu başarıyla 10 yüzyıldır da işletiyordu. Bu cenah, azınlık olan bazı insanların bir takım insanlar üzerinde ağır baskı ve zulüm içeren işkenceler yapmasına göz yumabilecek kadar alçak ve yüreksiz korkaklar tarafından oluşuyordu. Ezen taraf, her zaman hem parayı elinde bulunduran hem de zekasını şeytani bir şekilde işletebilen az kişiden oluşuyordu. Kalan herkes, kabul etse ya da etmese de oranları değişecek şekilde her zaman sömürülüyor, eziliyor ve aşağılık muamelesi görüyordu.

Kaptanın yanında her iş için değişmeli olacak şekilde 8 çalışanı vardı, her biri alının işten %10 pay alıyordu, her işin %10 geliri gemiye harcanmak üzere biriktiriliyor kalan %10’u da kaptan şahsi gereksinimleri için kullanıyordu. Hiçbir zaman korsan bayrağı çekmemiş, başka bir ticari oluşumun gemisine dokunmamış, ticari filoların bir parçası olmamıştı. Topları çok sağlam, yelkenleri hiç hasar görmemişti ancak yalnız kovboydu bir nevi. Dolayısıyla birebir mücadelelerde büyük balık olma avantajını daime elinde bulundursa da diğer gemilerin korsanlığa yahut filo işlerine yönelmesi ve birden fazla gemiyle dayanışma içerisinde olması her zaman gücünün az kalmasına sebebiyet veriyordu.

Planı Kiklad Adalarının arasından geçerek önce Girit’e oradan Malta’ya geçebilmekti. Söylentiler öyleydi ki Cebelitarık’ı geçebilse, eğer kadınını o azgın sularda bir Tchaikovsky edasıyla dinginleştirip zapt edebilirse, İspanya ve Portekiz öncelikli Batı Avrupa kıyılarından çok rahat iş kapabileceğine inanıyordu. Aradan günler geçtiğinde Cebelitarık’a varmıştı. Limandan bakmak bile tüylerini ürpertiyordu çünkü onun hayallerini dolduran deniz, kucaklayıcı bir anneydi, sonsuz dertlerin yazılıp boşluğa atıldığı bir kara delikti, anlık varoluşsal sancıların kusulduğu ve kimsenin okuyamadığı inanılmaz bir hatıra defteriydi, kimse denizden kaçamazdı ona göre. Ama kafasındaki deniz ile gördüğünü mukayese edemedi, bir gördüğünün bin hali vardı karşısında ve orta yol yoktu. Bu büyük okyanus sonsuzuluğunda, adını sadece onu tanıyanların tarihine altın harflerle yazılmış bir hümanist olarak son nefesini verebilir yahut bu büyük manevrayı atlatıp elde edeceği güç ile bütün insanlığa hakaret olan saçmalıklara aykırı bir emsal oluşturabilirdi.

Ertesi gün kendine biçtiği bu büyük rolün deneme sınavı için elmasını ısırarak kamarasından çıktı. Mürettebatı büyük güne hazırdı ve kıyıdan ayrıldılar. Saatler ve hatta gün boyunca gittiler okyanusun iflah olmaz katil ruhu onları bir deniyor bir rahat bırakıyordu. Sanki çok geç olmamışçasına onları istemediğini göstermeye çalışıyordu. 3 gün sonra henüz istediği ufku göremediği sıralar Bertha ile tanışma faslına geçti kaptan.

Batacağını anlamış olması onu düşüncelere sürükledi, Dünya’da köleliğin asla sona ermeyeceğini, yelkenlilerin denizlerdeki en hızlı ulaşım araçları olduğunu ve Türk limanlarının birinde tanıştığı sevgili Andrea’yı düşündü. Bertha önce direği devirdi. Usulca karşılamak istiyordu kaptan, bu sebeple dümenini ve kendini sıkı sıkıya bağladı ve geminin sabit doğrultuda kalmasına çalıştı. Tüm mürettebatı çoktan gemiyi terk edip filikaya atlamışlardı. Bertha kaptanın bu hamlesine gemiyi sağdan vurarak karşılık verdi. Topların çoğu denize döküldü. Yataklar, çarşaflar, tabak çanaklar, şaraplar ve meyveler, haritalar, mumlar, kalemler, şapkalar, kıyafetler, anlaşmalar… Ortalık artık bir savaş yerini aratmıyordu. Kaptan düşüncelerine olan hakimiyetini kaybetmemek için sakin kalabilmeyi denedi ve o da Bertha’nın onu sonsuz dek sayfalarımızdan silebileceği ihtimalini göz önünde bulundurduğunu göstermek amacıyla iç cebinden hazır bekleyen mektubunu çıkardı ve bulabildiği herhangi bir şişenin içerisine koyarak sonsuzluğun kara girdabına saldı. Bertha artık iyice kızmıştı, onu ve bakanları büyüleyen kadınını yutmaya hazırlandı. İyice gerildikten sonra geminin soluna doğru ilişti ve en büyük darbesini vurdu. Kadın ortadan ikiye yarıldı ve sonsuzluğa doğru hızlandı. Kaptan, Arap limanlarında tayfasıyla muhabbetlerinde yüzünden eksik etmediği o gözleri yere bakarken attığı gizemli gülümsemesini takınmıştı. En başından beri özenle tuttuğu şapkasını önce başına geçirdi sonra yavaşça kaldırarak Bertha’yı selamladı. İyice kızmış olacak ki Bertha, kaptan selamını tamamlayamadan sağdan orta kuvvetle bir kez daha vurdu.

Ve kaptan düşüncelerinde boğuldu. Kölelik sonsuza kadar devam etti.

ship

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın