Ölü Şarapçı

The following two tabs change content below.
Bella El Sabha

Bella El Sabha

İstanbul- neobeat
Bella El Sabha

Latest posts by Bella El Sabha (see all)

Sonu gelmez bir son hazırladım bu gece yine kendime.
Hasret kalarak yaşamaya devam ettim bir yudum şaraba.
Senaryoların içinden geçtim iyi bir sona ulaşmak için.
Ayın karanlık tarafında yıldızlarla dans ederken, bir yudum daha aldım kusmuğumdan.
Bütün yolları denedim cennetsel bir dünya da.
Dünya nimetleri o kadar güzeldi ki ben hepsine yetişmek isterdim.
Ne yazık ki bir doğum günü gibidir ölüm günü.
Yaşarken yüzüne alkış tutan insanlar, sadece doğum günü yaparlar bunu.
Sen ölünce her şey hemen her yerde bitiverir anlamsızdır gerçekleşenler.
Bir uçtan bir uca gitmek istersin de dünya da sonsuza kadar kalabileceğini düşünürsün.
Sadece gerçekler karşısında ciddi olan insanın en büyük gizli rüyasıdır ölüm.
Yavaş yavaş gider bu yolda gizliden, bir düş içinde ölüme doğru.
Neden diye sormanın anlamsızlığı içinde ben o geceleyin elimde şarap şişesiyle;
Sonsuz bir gidiş için sığındım bir toprak parçasına.
Ölü bedenlerin üzerine düştüm ve kemirdim kendi bedenimi.
Ev diye adlandırılan yerde beynimi yerken oda da bulunan bütün aynalar bendim.
Düğünlerin, gerdek gecelerinin anlamsızlığını bırakıp kendime baktım.
Ayna da kendi kendime o kadar güzel göründüm ki bi ara otuzbir çekmeye karar verdim.
Sarhoş değildim, ama olma yolunda koşmak istiyordum buna ihtiyacım vardı.
Aşk içinde yanıp tutuşuyordum aslında, ben kimsenin bilmediği bir yerdeydim.
Buraya ev dediklerini duymuştum o kadar, bi* şarapçı için zaman ve mekan nedir ki?
Vazgeçenlere soruyordum içimden; Neden bu kadar kırılgansınız? Sahneyi değiştirin.
Olmadı rol yapmayı bırakıp oyunculuktan istifa edin, kendiniz olmaya başlayın.
Ben evde öyle şarap içerken;
Kutsal melek rah geldi geceye.
Bir dilek tut dedi sabaha karşı.
Uyudum ben son şerab kadehinin histerikliğiyle.
Ulumalar oldu o gece de. ve ilerleyen zamanlarda,
Rah uludu, uykum uludu, ölüm uludu, köpekler uludu.
Bölündü her bir hücrem gece yeline karışarak,
Son bir sefer vardı sabaha karşı, yelkenler açılmıştı.
Rah geldi uykuma, kaydı benimle sonsuzluğa, susup gitmesini bekledim.
Gitmedi, bekledi bir gece daha, bekledi ve sonra ki gece rah ölmüştü.
Ve bütün bunlar bir düştü.
Yıldızlarla kayan rah
Aya sarılan rah
Mavi değirmenin kapısında ki rah.
Kutsal melek
Kanatsız ve düşsel rah
Öldüren, insan kanına hasret Rah.
Rah için tütsü yaktım, kokladım ve uykuya daldım bir kez daha, tekrar geldi düşsel olarak uykuma.
“Sen kimsin” dedi ve çekip gitti o anda.
İşte o an, işte o an sıkışıp kaldım ben o an’a
Tam o anda saat “yaşlandım artık” diye haykırdı.
Üzülmüştüm çünkü zamanı yiyerek ondan beslenerek saçmaca yaşamak ona ağır geliyordu sanki.
Zaman şimdi bizi affetmeyecek.

IMG-20150720-WA0022

(Ölüm)

Evet doğruların içinde o kadar hata yaptık ki soğuk bir rüzgar ve kemikler vardı.
Ölüm o kadar güzel ki sonsuzluğa açılan bir kapıydı.
Mavi neon ışıklar, kanatlı insanlar, ayyaş ruhlar, sırt çantalılar, uzun adamlar, imamlar, askerler, başkanlar…
Hepsi oradaydı.
Ben ölüydüm sayıklayan bir ölü.
Bunu düşünmenin hayal kırıklığıyla hareket etsemde ellerim şarap şişesine sımsıkı sarılıydı.
Ve o bahsettikleri tanrıyı görmek için kalbim dışarıya fırlayacak gibiydi.
Kutsal saçmalıkları fısıldayan bir meleğe yürüyeyim derken eşcinsel olduğunu öğrendim.
Yürümek için gelmemiştim oysa buraya.
Eğer burası cennet ise, güzel huriler nerede?
O tatlı şaraplar nerede?
Ve şimdi uyanmıştım.
Tanrıya seslendim:
-Beni alıp gözlerin yapar mısın?
Sessizlik hakimdi.
Tabut açıldı. Aldılar beni .
O an Sonsuz aşkın ızdırabından geçip giderken tembel aç ve sefil limanlarda kayboldum.
Sonra gömdüler beni.
Oysa ki; hayalimde kendimce bir son senaryo hazırlamıştım.
Yağmur yağacaktı, ben toprak kokusunu içime çekerek, o yağmur taneciklerini yüzümde hissederek, ve gözlerimle gökyüzünü seyrederek, hiç duyulmamış o şarkıyı dinleyerek yavaşça ruhumu salacaktım.
Ama olmadı. Eğer insan kendi sonunu hazırlamaya cesaret edebilseydi, çok güzel sonlar vardı.
Sıraya dizildik,ve ben görmesinler diye elimde ki o şarap şişesini saklıyordum.
Atmaya da kıyamıyordum ki dolu bir şiseydi.
Hani son yudumu alırsın kusacağını bile bile.
Arada yudumluyordum, kutsal saçmalıkların üzerine kusmak için. Ama ne sarhoş olabiliyordum, ne şişe bitiyordu, ne de kusabiliyordum.
Öyle sıra vardı ki ne sırası olduğu belirsiz, kümelere ayrılmış dairesel çılgınlıklar.
Her meleğin elinde bir kadeh şarap mavi ve beyaz beni kesiyorlardı sanki hepsi.
Gözleri parıldıyordu hepsinin bana baktıklarında heyecanım tavan yapıyordu.
Dünya üzerine doğru giden bir ışık ve ışığın içine girmiş kümeler.
Sonsuz bir ışık kümesinin içinden gelen bir parça ışık beni takip ediyordu,
O an o kadar saçmaydı ki; bi an ben bir melek olduğumu bile düşündüm.
Sağdan soldan gelen hahamlar vardı, bana “filistinli misin?” dediler.
Bir sürü de müslüman vardı, yine bana “haham mısın?” dediler.
Hristiyanlar da “muhammed sen misin?” dediler.
Ben hepsine evet dedim. Çünkü öyle bir paralel evrenin bilmem hangi gezegeninde tanrı ile çok önemli bir toplantıya girecektim.
Bekçiler bizleri bekliyordu ama, kimseye kötülüğümüz yoktu.
Şarapçılara ev sahipliliği yapardık.

IMG-20150720-WA0025

Artık yavaş yavaş geriye doğru dönüyordum.
Ne melek, ne vahiy, ne tanrı, ne peygamber, ne de kutsal kitap kalmıştı artık.
Kendisini zincirlere bağlayan şeytanı gördüm, bana gülümsüyordu.
Kesinlikle çok iyi bir arkadaş olduğumuzu biliyordum, gülümsemesinden anladım.
Artık haykırmak istesem de bulutların yanına yaklaşmıtık, arkamda ki beni tutan seksi melek;
Beni bulutlardan aşağıya attı uçuyordum, elimde ki şişe gitti, sonra basınç göğsümden girerek orgazm olmamı sağladı. Hiç bir yerde bulamayacağım bütün bu güzellikleri orada bi an hissettim.
Bu geceye bu kadar mezar, bu kadar karanlık, bu kadar histeriklik yeterdi.
Seslerin kesilmesi için köpekler bağırıyordu.
Niceleri gelip geçmişti, sabaha kadar gelenler gidenlerin arkasında bekliyordu.
Yokluk içinde kaybolmak isteyen insanların neşesine diyecek yoktu.
Ezan sesi saba makamında çalıyordu. Ulumar gerçekleşti en histerik o saatte.
Uluyanlar köpeklerdi. Ezanın müziğine eşlik ediyorlardı.
Artık güneş doğmuştu. Ben kafamı kaldırmak isterken, atağımla beraber kafamı tahtaya çarpmam bir oldu. Evet o an öldüğümü anladım. Ama bütün bu yaşananlar neydi? Rüya mı?
Ya da gerçek mi?
Bu saçma cümleleri okuyan kişiye kalmış.
Ve ben;
“Ben insan değilim. Bu bir rüya ve ben yakında uyanacağım. Çok soğuktu ve benim kanım her zaman donmuştu.”

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın