The following two tabs change content below.
uyanneo

Latest posts by uyanneo (see all)

Uyandı. Orta Asya’dan hediye aldığı takkesini kafasına geçirdi ve Pink Floyd kolyesini taktı. Arka planda John Lennon çalıyordu. Dişlerini fırçalayıp evden çıkmadan önce bayatlamış kurabiyelerden birkaç tanesini midesinin yankılanan acı dolu çığlıklarını susturmak için atıverdi. Ardından telefonunu kulaklığa bağladı ve mistik Doğu müziklerini açtı. Haftalardır evden çıkmadığı gibi sabaha karşı uyuyup akşam üzeri uyanıyordu ama garip bir şekilde bu büyük gün erkenden kalktı. Öğlen güneşi kumları kavuracak kıvamdaydı. Sayısını unuttuğu günlerden sonra sokağa çıktığında ciğerlerine dolan arabaların ve çöplerin, sahte bakışlar atan insanların, duygularından çoktandır bihaber olan birkaç terk edilmişin, yanan kombilerin ve her tarafı işgal etmiş doymuş yağda pişirilip hazırda bekletildikten sonra mikrodalgaya atılarak servis edilen hazır gıdaların kokusu doldu. Gözlerini iyice kısmıştı çünkü tanıdık yüzler yanından otobüs yolculuğundaki yol kenarı ışıkları gibi geçiyordu ve o hiçbirini bugün göremeyecekti, görmemeliydi. Müzik değişti, Pink Floyd başladı, Marooned. Ve o his tam olarak midesinde ortaya çıktı. Terk edilmişlik. Her zaman iddia ettiği tezi üzerinde biraz daha düşündü hızlı adımlarla son hedefine ulaşırken. Gözlerinin altı uyku düzensizliğinden morlaşmıştı ve başının ön kısmı ağrıyordu. Terk edilmişliğini düşündü. Dünya tuvaline ince bir fırça ucunun hafif bir darbeyle bıraktığı çizgi olduğunu anımsadı. Dünya geniş ve tamamen senkronizasyon içerisinde olan ama hiç ilerleyememiş bir tabloydu. Kan ve nefret içeriyordu her zaman, her santimetre karesinde kan vardı. Bunun farkında olan bir terk edilmişti o ve hayatının son dönemlerinde çaresiz küçük bir çocuk olduğunu hissediyordu. Onun tezine göre bazı insanlar çocukturlar, çocukluk yaştan bağımsız bir olgudur. Bir dönem değildir. Bazı insanlar, yaşama aşkına sahip bazı insanlar, sevme aşkına sahip bazı insanlar, müzik aşkına sahip bazı insanlar ve sadece bazı insanlar… Herkes değildi, tıpkı Homo-neanderthalensis’lerin içinde yaşayan Homo-sapiens-sapiens’ler gibi. Sadece o insanlar içlerindeki insani duyguların kökeni olan çocuklara sahip çıkıp onların eriyen büyük çarklar içerisinde büyümelerini engellemiş, onları korumuşlardır. Ve bu insanlar daima kendilerini aldatmaya karşı çıkmışlardır, gerçeğin tıpkı yakıcı oksijenin ciğerlere dolması gibi doğrudan beyinlerine aktarılmasına destekçi olmuşlardır. Bu sebeple yaptıkları, yaşadıkları her şey basittir. Daha düzgün bir ifadeyle sahteleştimek için bin bir türlü kılıf uydurup üstünü makyajlamadıkları için basit görünür. Tıpkı 1 ile 2’inin arasındaki farkın sonsuz olduğunu kimsenin görememesi gibi.

Sahile gelmişti. Bir insana verilebilecek en büyük cezanın aslında Sisifos’a verildiği gibi sonsuza kadar ulaşılamayacak ya da ulaşılsa bile yinelenecek bir hedef değil, son hedefe ulaşmasını sağlamak olacağını düşündü. Son hedef, varlığın son amacı, amaçsız bir varlığa dönüşmenin eşik noktası bu olurdu işte. Bu sahil onun amaçsız bir varlığın eşik noktasında olma kavramını düşünerek bir aydınlanma yaşamasını sağlamıştı. O sırada Pink Floyd’dan Sysyphus( Part 2) çalıyordu, zaten tesadüflere inanmazdı. Yaşadığı da tesadüf değildi, cebinden silahını çıkartıp hedef aldığı homo-viden’e doğrulttu. İzleyici insan, bugünün büyük ruhunun hala farkına varamamıştı, anı göremiyordu, saniyelerin kokusunu almakta her zaman aksaklıklar yaşamak üzere programlanmış et ve kemikten oluşan bir diğer robottu o ve izledi.

Silahı doğrulttuğu anda onun aklı ise milyarlarca farklı kavramın Matrix’in Zion’unda açılan delikten fırlayan bir sürü avcı makine gibi doluşup duraksamaksızın hareket halinde olması durumundaydı. Son hedefine ulaşmanın ve bunca homo-viden’in içerisinde amaçsızca yaşamanın anlamlandırılamaz ihtimalini anımsadı. Silahı kendi şakağına dayadı ve tetiği tereddüt etmeksizin çekti. Bedeni elektrik akımını bıraktı, kalbi müziğine son verdi, uzayında açılan kara delikten her bir alyuvarları uzay aracı gibi kullanırcasına fikirler fırladı, kumsal donuverdi ve ardından yangınlar çıktı, güneşin kavurduğu kumlar sahip oldukları tüm ısıyı doğaya geri saldılar.

Homovidenler kazandı. Çünkü onlar hep kazanmıştı, o ise hep kaybetmişti. Terk edilmiş hissini içinde taşıdığı her an yalnızlığı duyuyordu, yalnızlığın oluşturduğu yalnızlaşma süreci ile kendini iyice soyutlamaya başlamıştı ve senelerdir yalnızlaşmadan kaynaklanan ölüm çığlıkları kafatası içerisinde oradan oraya çarparak yankı yapıyordu. En sonunda o da dışarı çıktı.

Yalnızlık, algıyla alakalı bir kavramdır. Her insan yalnız doğmuştur ama sadece bunun farkında olanlar yalnızdır ve gerçeği doğrudan görebilme cesaretinde bulunanlar yalnızlaşır. Bu süreç homo-sapiens-sapiens ve homoviden ayrımının temelidir.

” As soon as you’re born they make you feel small
By giving you no time instead of it all
Till the pain is so big you feel nothing at all
A working class hero is something to be
They hurt you at home and they hit you at school
They hate you if you’re clever and they despise a fool
Till you’re so fucking crazy you can’t follow their rules
A working class hero is something to be
When they’ve tortured and scared you for twenty-odd years
Then they expect you to pick a career
When you can’t really function you’re so full of fear
A working class hero is something to be
Keep you doped with religion and sex and TV
And you think you’re so clever and classless and free
But you’re still fucking peasants as far as I can see
A working class hero is something to be
There’s room at the top they’re telling you still
But first you must learn how to smile as you kill
If you want to be like the folks on the hill
A working class hero is something to be
If you want to be a hero well just follow me 

John Brack- Self

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın