Saturnized-Part 2

The following two tabs change content below.
enjolras
İstanbul - Neo-Beat 'Diyelim ki sadece gerçekliğin sınırlarını deniyordum.Neler olacağını merak ettim.Hepsi bu.' twitter.com/enjolrasx
enjolras

Latest posts by enjolras (see all)

SATURNIZED-PART 2

Yeni bir terim doğdu: Saturnized. Anlamı:
-Sürekli sarhoşluk hali, baş dönmesi.
-Hiçbir yere ait hissetmemek.
-Yabancılaşma.
-Gitme isteği.

Saturnized-Part 1: http://beatkusagi.com/saturnized/

Her şey, bu kadar basit olmasa: bu kadar karmaşık bir ayrılığımız olmayacaktı.

Milyarlarca yıl önce yeniden karşılaşmıştık seninle. Yaşadığın yere “Kozmos” deniliyordu. Bense başka bir evrendeydim. Şimdi tüm bunları anımsamıyoruz. Açıkçası çok da önemi yok. Eski bir kitapta şöyle deniliyordu: “Sözcükler insanların kendini gizlemesinin bir yoludur.” –belki bunu ben de yazmış olabilirim- 24 saat aralıksız konuştuğum bir gecede fark etmiştim bunu. Şu an hiçbir şey anımsamıyorum…

Yıllar önce, henüz uzay ve zamanın ortaya çıkmadığı dönemlerde, başka bir evrende tekrar karşılaşmıştık seninle. Sen Satürn’e gitmek istiyordun ama Satürn daha var olmamıştı ve ben bir şarkı yazmıştım Satürn’ü anlatan: “Come with me darling, come with me. You’ll be flying with a little help from me” Ve sen sözlerini çocuksu ve davetkâr bulmuştun -şimdi bunu anımsamıyorsun. çünkü milyarlarca yıl önceydi-. Aslında ne çocuksuydu ne de Freudcu psikolojinin ilkelerine göre uçmayı seksle özdeşleştiriyordu. Sıkışıp kaldığımız bu evrende Kerouac’a Yolda’yı yazdıran his neyse, onu anlatıyordu işte.

Bir zamanlar, zaman makinesini bulmaya çalıştığımı anlatmış mıydım sana. İki insan defalarca karşılaşmış olabilir ve muhtemelen ilk karşılaşmamız Big Bang’den önceydi. İnsan ve zaman henüz oluşmamıştı. Henüz müzik dinlemediğim yıllarda -11 yaşındayken- bir gün Düş Sokağı Sakinleri’ni dinlemeyi planladığımı anlatmış mıydım sana. Söylediğim bunca anlamsız şeyin ortasında en azından buna da değinmiş olmalıyım. Ve sen de o yıllarda benim gibi olmalısın. O yıllarda da dolunay en parlak haliyle bütün yıldızları gölgede bırakırken -hala şiir yazabiliyordum- anlamsız birçok şeyin içinde olurdum. Yaşadıkça profesyonelleşiyor insan…

KADIKÖY’DE BİR VOTKA

Yıllar önceydi. Devin,Kadıköy’deydi. Bugsy’le ilginç bir şeyler görmek için Yengeç Pub’a girdiler.Kırmızı gözlerini aldı. Umay Umay “Orospu Kırmızı”yı yeni yazmıştı. “Umay Umay, kitabı burası için yazmış olmalı” dedi Bugsy. Playlistte 70’lerin progressive rock parçalarından biri çalıyordu. Mekanda tanıdık yüzler vardı. 18 yaş sınırından dolayı diğer mekanlara giremeyen liselilerle –Devin ve Bugsy o yıllarda henüz yeni 18 olmuşlardı- burada defalarca toplanmışlardı ve Devin biraz votkaya ihtiyaç duyuyordu.

Bara gitti ve sık geldiği için –planlamadan arkadaş olduğu barmaidden- biraz votka istedi. Sonra 2. Sonra 3. Sonra 4… 40 dk. içinde içtiği 4 votkadan sonra kırmızı daha da anlamlı göründü. Ayrım gözetmeden en yakındaki masaya oturdu. Masadakilerin hiçbirini tanımıyordu.Ve şunları söyledi:
-Siktiğimin Kadıköy’ünden gideceğim. Lakin burayı seviyorum.

Tam karşısında dili tutulmuş gibi duran, genç hipsterla göz göze geldi ve devam etti:
-Bir kırmızı koltukta yatarken, Meneviş’ten Glorya’ya sokakta bir votka. Kadıköy evinde Jacques Brel çalmakta…
Hemen yanında oturan pembe saçlı kız: “Bu Bandista’dan” diye heyecanla atıldı.
Bu sırada, Sweet Child O’Mine çalmaya başladı. Şarkıyı duyar duymaz Devin ayağa kalktı. Mekanın kırmızı ışığı önce gözünü aldı, kalabalığı yararak yolunu bulmaya çalıştı. Sonra biraz sendeledi. Arkalardan ona seslenen birisini duydu. Geri döndüğü anda kız dudaklarına yapıştı. Şarkı çalmaya devam ediyordu:

“Now and then when I see her face
She takes me away to that special place
And if I stared too long
I’d probably break down and cry”

“Sen?” diyebildi sadece. Antik Roma döneminden kalmış bir kolye gözünü alıyordu. Orada, Kolyeli Kız karşısında duruyordu.

KIZILAY’DA JAMAIS VU

Zaman hızlanıyordu. Hayatı yavaş çekime almak için Kızılay’da, Lost Pub’a girdi. Barmen geldiğinde siparişi otomatiğe almasını istedi.Bu önündeki Tuborg bittikçe, hiçbir şey sormadan yenilenmesi anlamına geliyordu.
Sahnede Murat Yılmazyıldırım vardı. “Bir Yaz Şarkısı”nı çalıyordu:

“Hep aynı şarkılardı gecelerde dolaşan
Hep bir çocuk ağlardı yine de sevişirdik
Belki değildi mutlak mutlu olabilirdik
Belki değildi mutlak mutlu olabilirdik
Yarınlarda, yarınlarda”

Mekandaki diğer yüzlere baktı. Gri şehrin hüzünle karışık umutsuzluklarını, aşırı alkolle ya da aşkla ya da devrimle ya da kaybolmuşluklarıyla yenmeye çalışan bu insanlar… Defalarca karşılaşmıştı onlarla. Yolları yine kesişecekti. Geçmişe dair bir şey içinde büyüyordu, büyüyordu…

Konser bitince Kurtuluş’a gitti. Meydanda bir barikat kurulmuştu. Niçin kurulduğunu bilmese de alışkanlık gereği barikata katıldı. Biber gazı gözlerini yaşarttı. Aşırı doz biber gazı, alkolün etkisini hemen yok ediyordu. Sonra Siyasal’ın önüne çekildiler. Burada, sakalı Dostoyevski’yi anımsatan, 12 Eylül döneminde üniversiteden kovulmuş birisi, el yapımı kolyeler satıyordu. Hiç düşünmeden birini satın aldı. Kimin için aldığını sordu, Dostoyevski. “Gelecekte birine vereceğim. Ama henüz onu tanımıyorum” dedi Devin.

TEXAS’TAKİ MEZUNİYET BALOSU

Onu caddenin ortasında gördü. İlk kez karşılaşacaklardı –belki gerçek adını bile henüz bilmiyordu-. Bir şeyin hayatını değiştireceğini ilk görüşte anlarsın bazen. Bu bazen bir şarkıdır, bir şehir ya da bir insan. Zaman makinesiyle, başka bir andan bu ana gelmiş gibiydi. Göz göze geldiler. Elini uzatmak ya da öpmek konusunda kararsızlık geçirdi. Bu sırada kız ona sımsıkı sarıldı ve öptü. Saçlarının uçlarını yeşile boyatmıştı(mavi ya da sarı da olabilir). Kolyesini gördü. “Antik Roma ya da Hitit dönemlerinden kalmış gibi sanki” dedi.
“Bilmiyorum, belki gerçekten de öyledir” dedi Kolyeli Kız.
Zaman hızlanıyor, dedi Devin. “Oysa bu gezegende her şey yavaş çekimde yaşanıyor. Ama biz hızlı olmalıyız.”
-Süreci daha da hızlandırmalıyız, dedi Kolyeli Kız. Ve ne olacaksa, olacaklara izin vermeliyiz.Belki beni öpmelisin…

-Önce sana bir şey anlatmam gerekiyor, dedi Devin. “Her şey yıllar önce, Texas’ta bir mezuniyet balosunda başladı. Aynı liseye gidiyorduk. Son 2 yılda defalarca karşılamıştık seninle. Koşullar konuşmamıza izin vermemişti. Ve orada, okulun son gününde göz göze geldiğimizde konuşmamız gerektiğini anlamıştık. Sen L.A.’de bir üniversiteye gidecektin. Bense Boston’a. Her şeyi bir yıl erteleyip benimle gelmeni istemiştim senden.İkimizin de sevgilisinin olması bütün bu olayları daha da karmaşıklaştırıyordu. Ve bunu konuşurken, tanışmamızın üzerinden 5 dk. geçmişti.

-Bu şekilde anlatınca bütün bunlar gerçekten yaşanmış gibi. Her şey çok tanıdık geliyor, dedi Kolyeli Kız.
-Sadece 5 dk.lık bir etkileşime dayanarak, hayatının önceki 17 senesini bir yana bırakmanı istemiştim. Ve elimi uzatmıştım sana.
-Tutabilirdim o an, tutmalıydım da.
-Yıllardan 1954’tü. Rock’n’Roll çılgınlığı başlamak üzereydi.
-Ve ben biraz seviştikten sonra bu soruyu tekrar sormanı istemiştim senden.Sense, üzerindeki her şeyi çıkarabilirsin, ama kolyen hariç demiştin. İnsanlar o yıllarda henüz saçını maviye boyatmıyordu.
-Ya da Kubrick “2001: A Space Odyssey”i henüz çekmemişti. Ve biraz sevişirsek belki fikrin değişir demiştim.
-Sweet Child O’Mine henüz yazılmamıştı.Ya da biz henüz doğmamıştık.Ve biraz seviştikten sonra fikrim değişmişti.Her şeyi bırakıp yola çıkmaya karar vermiştim seninle.
-On the Road yazılsa da henüz basılmamıştı. Beat Kuşağı doğmuş ama henüz tanınmamıştı.
-Ve yağmurlu bir günde ilk kez öpmüştün beni.Ya da biz henüz tanımlanmamıştık.
-Bütün bunlar gerçek olabilirdi. Ya da henüz hiç yaşanmadık!

HAVE YOU EVER SEEN THE RAIN

Yağmurlu bir Haziran günüydü.Uzun bir yolculuğa çıkmaya karar vermişti Devin. Arabaya atladı ve onu da almak için yanına gitti. Nereye gittiğini sordu, Kolyeli Kız. “Sadece gideceğiz” diye karşılık verdi Devin.
-Hiçbir şey almadan mı?
-Alacağımız her parça eşya, sadece geçmişin üzerimizdeki etkisini artıracak.
-Yağmur var, saçımın bozulmasını istemiyorum, en azından bir şemsiye almalıyım, dedi Kolyeli Kız.
-“Bazı insanlar yağmuru hisseder, diğerleri ise sadece ıslanır.” dedi Devin.Kolyeli Kız’ın yüzünü astığını görünce gülerek: “Ben demiyorum. Bob Dylan diyor” diyerek devam etti.

Bunun üzerine koşarak yanına geldi Kolyeli Kız. Arabaya atladı.”O zaman sadece gidelim” dedi. ”Ama biraz müzik de olsun.”

Radyoyu açtılar. Creedence Clearwater Revival çalıyordu: “Have You Ever Seen The Rain
Yağmur sağanağa dönmüştü ve yaz yağmuru yüzünden sırılsıklam olacaklardı ama bunu umursamadılar.
“Yağmurun en iyi yanı gözyaşlarını saklamamıza yardımcı olması. Sana da gerçekten geçmişi anımsamak, hüzünle karışık bir mutluluk vermiyor mu” dedi Kolyeli Kız. Devin’in gülümsemesini görünce: ”Bilmiyorum, belki de çok saçma ama bana öyle geliyor. Satürnize olmuş gibiyim.” diyerek devam etti. Sonra şarkının sesini açtılar. Birkaç sn.liğine göz göze geldiler. Ve yüksek sesle şarkıyı söylemeye karar verdiler:

Someone told me long ago. There’s a calm before the storm,
I know; It’s been comin’ for some time.
I want to know, Have you ever seen the rain?
I want to know, Have you ever seen the rain?

Paylaş
Önceki İçerikOpZen 3 Tarihi
Sonraki İçerikİşte Güneş Geliyor
enjolras
İstanbul - Neo-Beat 'Diyelim ki sadece gerçekliğin sınırlarını deniyordum.Neler olacağını merak ettim.Hepsi bu.' twitter.com/enjolrasx

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın