The following two tabs change content below.
uyanneo

Latest posts by uyanneo (see all)

image

 

 

Sorunlar. Aslında sadece sorun değil, sıkıntılı süreçler. Problemlerin kademe kademe oluşum, farkına varma, patlak verme ve çözülüm süreçleri. Aşılamayacak dert yok, en kötü aşma; ölüm. Zaman, çok izafi. Bazen duruyor bile, farkında olmadan. Tek mesele, anı yakalamakta. Adeta Quidditch’teki snitch gibi, altın top: an. Anı yakalamak, muazzam derece, tarif edilemeyecek bir yaşantı hissi. Roma- Pisa treninde Jack Kerouc’u görmek. Floransa’da galeride Berna’ya rastlamak. Venedik sokaklarında Damla’nın önünden geçmesi. Pantheon’un önünde Pink Floyd konseri. Hiç tanımadığın iki insanda evreni keşfetmek, özlediklerini görmek. Odana gelen yabancının sinir olduğun çocuğun ruhundan parçalar taşıması. Ve Geltendorf treninde ruhunu teslim ediş, iki güneşe doğru yükselip evrende kaybolmak. Ve kısa süreli yok oluş. Sonsuz bir karadelik içerisinden gelen birkaç İspanyolca, İngilizce açıklama. Evrenin kullanma kılavuzu. Asla unutulamayacak yıldızlar. Asla aşınmayacak yollar. Münich’te Somni 451’e denk gelmek ve Hae Joo Chang’e dönüşmek. Ve Roma’da Robert Frobisher! Yolda erimek, yola akmak, yola karışmak, asfaltın siyahlığı ve güneşin asfaltta kırılarak yüzüme tüm tarihi vurması. Boşluk. Büyük bir değişim. Kafka’dan Dönüşüm ve sırtına her seferinde gelen bir elma. İkinci Ludwig. An, o an ve şuan. Sonsuzluğa akıp giden her bir göz kırpması, ruh parçası, piyano sesi, gitar teli, adımlar, topluklu ayakkabılar ve terlikler, saç teli, şampuan ve ışıklar. Gözler, aslında iki adet yoldur. Ve insan kimin gözünde yolun sonunu göremezse işte evrende o an kaybolur. Ve size bir sır vereyim, bu müthiş dehşet insanın içini huzursuzluk ve mutluluk ile kaplar. Taşar bu his. Öyle ki sanki etrafınızdaki herkes sizin gibi sanarsınız. İnsan yıllar yollar yalanlar sonra bir kişinin gözlerinde bile sonsuzluğu görürse, gözlerinden piyano notalarını duyarsa, gözlerinden bluesa kendini kaptırırsa, gözlerinde Tibet’ten getirilmiş bir beyaz lotus görürse, gözlerinden kendine sonsuz bir uçuruma atlarsa, o zaman işte ayak parmağından kafatasına kadar zamanın ağırlığını hisseder. Zaman, kanımızda eriyor. Hissetmiyoruz, sakince zehirliyor bizleri ve adına yaşlılık diyoruz. 9.47 Torino treni.

Ben kaybettim. Yanlış zamanda olmaktan, yanlış noktada olmaktan, yanlış bedende olmaktan, yanlış kafada olmaktan ya da belki hiçbirinden de değil, yanlış anda olmaktan. An, anı kaybettim. Düşürdüm. Güneşten Plüton’a yürüyordum ve an cebimdeydi. Düştü. Nerede düştüğünü anlayamadım. Bedenime dönebildiğimde yoktu. Tonlarca yük gördüm. Ama an yok oldu.

Ve biz, katlettik o anlarımızı çünkü onları sonsuz yapmaya çalıştık. AN SONSUZDUR. Şuandır ve şuan ve şuan ve şuan, bunların her biri şuan bile değildir. Çünkü şuan, şuan ile tarif edilemez. Büyük bir sonsuzluk, 1 ile 2 arasından da büyük, pi’den bile! An, pi’de bir yerlerde, ben anı düşürdüm. Ama kalan herkes onu farkında olmadan katletti.

Anımı odalı bir trende unuttum. Ve şuan yerde olduğunu görebiliyorum. Tren ise Matrix’in dışına çoktan çıktı. Neo’ya…

 

 

 

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın