The Silver Beetles

The Silver Beetles

PeteBest

Art College (Sanat okulu) günlerinde John ve Stuart iki yakın arkadaştı. Stu zamanının büyük bir kısmını grubun etrafında onları seyrederek geçiriyordu. Provaları bile kaçırmıyordu. Bir müddet sonra John ve Stu, okul öğrencilerinin faydalanması bahanesiyle, okul idaresini bir kayıt cihazı ve ses yükseltici almaları konusunda ikna etmişlerdi. Böylece çaldıklarını kaydetme ve kendilerini dinleyerek geliştirmek için bir fırsat yaratmış oldular.

Stuart resim sanatı ile yakından ilgileniyordu. Yaptığı resimler ile bazı sergilere katılmış, hatta bir keresinde 60 pound ödül bile kazanmıştı. Her zaman bir müzik aleti çalmayı arzu ederdi. John’un etkisiyle bu paraya bir bass gitar satın aldı. Böylece gruba katıldı. Çalmasını hiç bilmiyordu ama ona öğreteceklerine dair söz vermişlerdi. Ellerinden geleni de yaptılar. Sahneye beraber çıkıyorlardı. Stuart da çalmak için çaba sarfediyor ama pek beceremiyordu. O dönemlerde çekilen fotoğraflarda hep Stu seyirciye arkası dönük olarak görüntülenmiştir.

Çalışan kesimin ilgi gösterdiği kulüp ve derneklerde çalıyorlardı ama hala az para kazanan amatör bir grup sayılırlardı. Cavern gibi bir kulüpte çalmak ise son derece zordu. Oralarda yapılan müzik Jazz müziği idi. Sadece Jazz müziği seven müşterileri vardı. Bu yüzden çalacak kulüp bulamıyorlardı.

1959 yılında kendilerine yeni bir ad aramaya başladılar. Beatles adının tam olarak ne zaman ortaya çıktığını kimse tam olarak hatırlamamaktadır. George ve Paul sadece bir gün John’un bu fikri ortaya attığını hatırlar gibidirler. Buddy Holly and The Crickets’ e bir hayranlık duymaktaydılar. Hem müziklerini hem de isimlerini çok seviyorlardı. Özellikle Crickets adının iki manada olması onları etkilemişti. Hem bir böcek adı (küçük çekirge) hemde popüler bir ingiliz sporunun adıydı. Keşke kendilerine “Crickets” adını koyabilselerdi. John yaratıcılığın doğal bir sonucu olarak diğer böcek adlarını düşünmeye başlamıştı bile. Daha küçük yaşlarda iken bu tür kelime oyunları ile sayfalar dolusu yazılar yazmıştı. Birden aklına “beetle” (kınkanatlı böcek) kelimesi geldi. Bu kelimeyi “BEATle” olarak heceledi. Beat müziğini çağrıştıran bir kelime oluvermişti. Hem de özendikleri gibi iki anlam bir kelimeye yüklenmiş gibiydi. İşte Beatles adının en basit ve gerçek haraket noktası budur. Yıllar sonra Beatles adı ile ilgili sorulara espri olsun diye farklı farklı yanıtlar vermişlerdir. Genellikle, bir gün sihirli uçan bir halı ile pencerelerine gelen bir kişinin bunu onlara söylediğini anlatırlardı.

Kendilerine son derece beğendikleri bu yeni adı bulduktan sonra bir müddet hiç kullanmadılar. Acele olarak katılmak durumunda kaldıkları yeni bir müzik yarışması için Silver Beetles adını kullanmışlardı. 1959 ların sonuna kadar bu ad ile devam ettiler. Bugüne kadar her yarışmaya hem farklı isimlerle katılmışlar hemde davulcuları olmadan çalmışlardı. Johnny Hutch adlı bir davulcu diğer bir grup ile yarışmaya katıldığı halde iyilik olsun diye onlara eşlik etmek istedi. O zamananlar Liverpool’daki en iyi üç davulcudan biriydi. Silver Beetles ile çekilmiş bir fotoğrafta en arkada sıkılmış bir şekilde otururken görülebilir. Aynı fotoğrafta doğal olarak Stu. da arkasını dönmeye çalıştığı için kısmen görünmekteydi.

Bu kez yarışmada (seçmelerde) başarılı olmuş ve iki haftalık bir İskoçya turnesi kazanmışlardı. Johnny Gentle adlı bir müzisyenin arkasında çalacaklardı. Silver Beetles bu turnede çok önemli bir unsur değildi. Fakat bu güne kadar elde ettikleri ilk düzgün anlaşmalı profesyonel icraatları olacaktı. Her ne kadar kısa ve üçüncü sınıf olsa da gerçek bir turneydi. Silver Beetles olan adlarını küçücük de olsa posterlerde görmek onları heycanlandırıyordu.

İskoçya turnesinden sonra daha fazla tecrübe sahibi oldukları halde istedikleri gibi bir seyirci kitlesi bulamadıkları bazı klüplerde çalmak zorunda kaldılar. Hatta bir keresinde bir strip tease salonunda birkaç gece çalmışlardı.

Cavern Clup’ te çalabilmek onlar için çok önemliydi. Cavern hala Jazz müzik kulübüydü. Rock’n’roll çalmayacaklarını söyleyip sahne aldılar. Üzerinde rock’n’roll çalmamaları için hatırlatmalar bulunan kağıt parçaları sahneye uzatılıp duruyordu. Eğer ancak Jazz çalacaklar ise bir sonraki parçayı takdim edebilecekleri söylenince, “Leadbelly’den eski bir eser” diyerek “Long Tall Sally” adlı beat türü bir parçayı çaldılar. Cavern idarecilerinin bu hoşuna gitmemişti. Cavern’de bir sonraki sahne gösterisi fırsatını zorlaştıracak bir davranıştı.

The Casbah

Daha iyiye ulaşabilmek için gittikleri yerlerden biri de Casbah Club idi. İskoçya’ya gitmeden önce de burada sahne almışlardı.

Mrs. Best Bu kulübün kurucusuydu. Hindistan’dan gelmişti. Boks organizatörü olan kocası Johnny Best ile ikinci dünya savaşı sırasında tanışmış, Beraberce Liverpool’a dönmüşlerdi. Büyük oğulları Pete Best 1941 doğumludur. Liverpool’da “Liverpool Collegiate” de okumaktaydı. Öğretmen olmak istiyordu. Pete Best yakışıklıydı ama utangaç bir yapısı vardı. Son derece aktif olan annesinin yanında çok sessiz davranıyordu. Okuldan eve arkadaşlarını çağırmaya başlayınca annesi onun bu soysal gelişmesini cesaretlendirmiştir. Sadece gençlerin toplanıp kahve içip müzik dinleyebilecekleri bir lokal açma fikir de bu şeklide doğdu. Daha sonra lokalde canlı müzik yapmak fikri gelişmiş, ilk müzisyenler de Quarrymen adlı bir grup olmuştur.

John, Paul ve George bir grup aradıklarını öğrenince hemen gelmişler, kulübün bir an önce açılabilmesi için dekorasyon ve boya işleri dahil hep birlikte çalışmışlardır. Hatta John Kız arkadaşı Cynthia’yı bile yardım etmesi için getirmiştir. The Casbah adını verdikleri bu kulüp 1959 Ağustosunda açıldı. İlk gece 300 kişi vardı. Quarrymen iyi bir karşılama yapmıştı. Herkes memnundu. Casbah uzun ömürlü olacak gibi gözüküyordu. Bilhassa okulu bırakarak show dünyasına girmek isteyen Pete için çok önemli deneyimler olacaktı. Annesi böyle düşünüyordu. Quarrymen gecede 15 shilling alıyordu. Pete bu sıralarda trampet çalmasını öğreniyor, kendisini geliştiriyordu. Quarrymen ile beraber Casbah’ da çalışmaya başlayan Ken Brown, daha sonra Casbah’dan ayrılıp Pete Best, ile beraber Billy Barlow ve Chas Newby adlı müzisyenlerle beraber “Blackjacks” adlı bir grup kurdu.

Bu sıralarda Quarrymen de daha iyi anlaşmalar yapmak için The Casbah’dan ayrılmıştı. İskoçya’ya gittiler. Adları Siver Beetles oldu. Blackjacks ise hemen sonra The Casbah’ın daimi grubu olarak ünlendi.

Ağustos 1960 da Paul McCartney Pete Best’i arayarak hala bir davul takımına sahip olup olmadığını sordu. Pete yeni bir takım almıştı ve onunla gurur duyuyordu. Paul Hamburg da iyi bir iş bulduklarını, kendilerine katılmak isteyip istemediğini soruyordu.

Pete Best: “Alan Williams’ın kulübü ‘Jackaranda’ ya gittim. Grubun yeni elamanı olan Stu.’yu ilk kez orada gördüm. Davulcu için seçmeler yapılıyordu. Beni beğendiler. Hamburg’a gidecektik.”

Alan Williams aslında Silver Beetles’ın İskoçya turnesinin arkasındaki adamdı. Onları organizatör Larry Parnes ile o tanıştırmıştı. Daha sonra Hamburg’a gitmelerine de önayak oldu. (Alan Williams’ın Hamburg’a yolladığı ilk Liverpool’lu müzisyenler Derry and The Seniors adlı bir gruptu. Daha sonra Hamburg için başka Liverpool kökenli grup aranınca sırayı Silver Beetles almıştı).

Mrs. Harrison George’un yaşının onyedi ve ilk kez yurt dışına çıkacak olmasından dolayı Hamburg macerasından ürküyor fakat bunun ne kadar önemli bir fırsat olabileceğini hissettiği için engel olmak istemiyordu. George değil ama John ve Paul okula devam etmek durumundaydılar. Jim McCartney okul meselesinden dolayı Hamburg planına karşıydı. Fakat Alan Williams’ın sayesinde ikna olmuştu. En büyük savaş Mimi’ye karşı verildi. Zaten George ve Paul’ün sürekli etrafta olup John’un aklını çelmelerine kızıyordu. John eskiden beri teyzesine doğruyu anlatmadığı için Mimi bu müzik macerasının ulaştığı boyutlardan haberdar değildi. John’un derslerden ziyade zamanını orada burada müzik çalarak harcadığını duyunca bir araştırma yapmaya karar verdi. Kısa bir süre için Cavern’de çalarlarken john’u orada buldu. Ortamı hiç beğenmemişti. Kalabalık ve çığlıklardan sahneye yaklaşıp onu aşağı indirememişti belki ama soyunma odasında sabırla bekleyip sıkı bir şekilde John’u azarlamıştı. Bu azardan sonra John’un okula gideceğini sanırken John müzik çalmaya devam etti. Mimi ona iş bulmaya çalıştı, John sabah 9 akşam 5 işinde çalışmayacağını haykırdı.

Mimi ve John

Mimi durumu kabullenmeye başlamıştı. Bu Hamburg macerası ortaya çıkınca John hem istediği gibi bir iş, hemde okuldan uzaklaşmanın yolunu bulmuş oluyordu. Hatta Cynthia’dan bile ayrı kalmayı göze almıştı.

Mimi John’un büyük bir coşkuyla Hamburg’da haftada nasıl 100 pound kazanacaklarını anlatarak kendisini de heyecanlandırmak istediğini hatırlıyor.

 

Kaynak: Beatles-TR

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın