The following two tabs change content below.
enjolras
İstanbul - Neo-Beat 'Diyelim ki sadece gerçekliğin sınırlarını deniyordum.Neler olacağını merak ettim.Hepsi bu.' twitter.com/enjolrasx
enjolras

Latest posts by enjolras (see all)

 

n04f0

-Az önce kötü bir düş gördüm.Her şeyi birbirine karıştırdı.Şu an onun susuzluğunu içiyorum.

Ellerini dudaklarına götürdü: Dudaklarım çatlamış gibi. Düş boyunca derin bir susuzluk duyuyordum.Yine bu evin içindeyim.Şişedeki sudan içmek aklıma gelmiyor.Musluktan bardak bardak içiyorum.Susuzluğumu doyurmuyor. Suyun dindiremediği, feci bir yakıcılık hissi. Ateşi yutmak gibi bir şey.

Bir şeyler söylemesi için 27’ye baktı.

27 “Düşleri yorumlamak hakim olduğum sanatlardan birisi değil” dedi.”Hem sen psikoloji öğrencisisin. Herhangi birinden daha çok şey söylersin bu konuda”

-Biliyorum, belki arkasında yatan derin anlamı bile görebilirim ama kendimi zorlamak istemem. Bilinçli bilinçsizlik hali en karanlık psikolojik evrelerden birisini gösterir.Şimdi içtenlikle istersem eğer, bana su getirebilir misin.

27 beklentiyi garipsese de mutfağa gidip bir bardak su getirdi.Vera bardağı sahip olduğu en önemli şeymiş gibi elinde tuttu, hafifçe çevirdi ve doya doya içti.

Bardağı yanındaki sehpaya koyduktan sonra yine eski ifadesine döndü: Anlamsız bir ilaç istiyorsan, ilacın farmakolojik özelliklerinden bağımsız olarak, hep aynı saatte içiyorsan-ilacın bir etkisinin uyanması gerekmiyor ya da ihtiyaç duyulmasının da- o saat geldiğinde vücudun onu ister.Nedenini bilmeden de ister. Gerekmese de ister.

27, Vera’nın neyi anlatmak istediğinden emin değildi.Bu yüzden söylediklerini anlamlandıramadı.Vera devam etti:

-Gerekliliklerin nasıl ortaya çıktığı konusunda düşündüm. Ya da diyeceğim o ki hiç düşünmedim, şu an konuşurken aklıma ne geliyorsa onu söylüyorum. Bu konuşma Padoil tarzı bir konuşma değil, fark etmişsindir.

-Kesinlikle, alışıldık tarzda değil.

-Bilinçli olarak yapıyorum bunu.Aslında söylemeliyim ki üslubumun kaynağını da biliyorum. Bunu sana açıklayamam.Sen nasıl olsa yakında bu kaynağı bulacaksın.Padoil’den ne zaman ayrılıyorsun?

-Ayrılmayı düşünmüyordum.

-Düşünmüyorsun. Bu da kararından emin olduğunu gösteriyor.Eğer ikilem içinde olsaydın, vazgeçme olasılığın da olurdu. Gideceksin, Dukay’a gideceksin değil mi?

27 doğrudan bir cevap beklendiğini hissetmediği için hiçbir şey söylemedi.

“Uzun müzikler” dedi Vera.”Ne garip ifade yarattım.Ama uzun müzikler işte… İstemeden başlatıldığında ve kendimi o müziğin içinde bulduğumda, elimde onu durdurma yetisi yoksa, zorla vurulan bir enjektör gibi, kanıma karıştığında, parçalarına ayrışarak…

Dudaklarını ısırdı: Ne diyorum ben!

Cümleleri kuran kendisi değilmiş gibi cümlelerini ayıpladı.Ayıpladığı anda sustu: Geleneği, adetlerinizi, durgunluğunuzu …….

Koltuktan kalkıp 27’nin yanına oturdu: Söylediklerimi ayıplamıyorsun değil mi? Bir başkasının yanında konuşamam bunları.

-Anlıyorum.Söylediklerinde haksız değilsin. Bağlantı kurmak sana olanaksız gelecek ama bütün bunlar bana siyah albatrosu ve kraliçeyi anımsatıyor.Gözlerini kapat dersem kapatacak mısın Vera.

-Kapatacağım.Ne olacak ondan sonra.

603663_10152248017602278_1446704186_n

-Bir kraliçesin.Karmaşık kaldırımların ortasında yürüyorsun.Dünyanın en önemli şehrinde. Dünyanın kaderinin belirleneceğine inandığın şehirde. Cebinde sadece 5 dolar var. Bir sandviç alabilirsin. Küçük boyda alırsan, yanında bir de kutu Cola. Birkaç şişe su, sokak satıcılarından, tropik meyveler… Ama müzik satın almadan da veriliyor.Afişler görüyorsun, ışıltılı tabelalar… Hepsi kendi evresinde, kendi halinde gülümsüyorlar. İçinde yitip gidebileceğin bir tiyatro oyununa bilet; geceleri kimsenin takılmadığı sinemalardan birinde, sevgilinle baş başa izlediğin romantik bir film. Film ne kadar saçma da olsa ağlamaktan bazen kendini alamıyorsun.En klişe sahnelerin ortasında gözyaşların süzülüyor.

-Ağlıyoruz ve neden ağladığımı bilmiyorum.Ağlıyorum, bütün insanlığın yerine. Geçmişte yaşanmış milyonlarca trajedi için.Ve ne zaman geleceği görmek istesem, içimde uyanan öykü için. O trajik öykü için. 3. sınıf apartman dairelerinde gördüğümüz 3. sınıf düşleri yakma pahasına. Nasıl başladı? O ilk anı anımsıyor musun.Bayağılığın parmaklarına nasıl bulaştığını. Sen onu çıkaracak bir aseton bulamazken, kirlettiğini seni.

-Kraliçeyi görüyorsun, aynanın içinden. Bakan ve bakılansın. Baktığını gören, gördüğüne bakan.Dönüşlü kipler gibi cümleleri üst üste yazamam.Yaptığın her şeyden etkileniyorsun. Anı içerken, bir sigara gibi tüketiyorsun da… Senden sonra hiçbir şey aynı kalmıyor.Karmaşık kaldırımların ortasındasın.

-Hangi dükkanın önündeyim.

-Klasik pizzalar satan, kalabalık bir pizzacının… Aynı kaldırımda yoldan geçenlerin karakalem resmini yapan bir sokak sanatçısı da var. Tanıtıcı panoda John Lennon duruyor, Jim Morrison, Chaplin, Marlon Brando, Hepburn…

-Bütün o ışıltılı isimler… Ne yazık ki karakalem bir resmin içindeler.Ulaşılabilir bir evrende hangi şarkı çalıyor o an.

-The Mercy Seat çalıyor. Johnny Cash söylüyor bu sefer.

-Ama ben kraliçeyim değil mi?Elbisem çamurlu kaldırımlarda kirleniyor mu peki.

– Dokunuyor.Sen kirlendiğini umursamıyorsun.Umursamazsan kirlenmez de zaten değil mi?

-Hiçbir şey olmaz.Algılarımı kapatırsam, ne acı ne de mutluluk olur.Ulaşılmaz olurum.

Bu cümleleri coşkuyla söylemişti.Coşkusu içine sığmadı, heyecanla koltuktan kalktı.Bir balerini taklit ederek parmak uçlarında yürüdü: “Siyah kuğuyu alkışla.İlk kez sahneye çıkıyor. Heyecanlı, birazcık da korkuyor.Üstesinden gelecek.”

Odanın ortasında balerinler gibi parmak uçlarında birkaç tur atıp kendini koltuğa bırakıyor.Bu sefer 27’ye daha yakın, ellerini tutuyor: Bu şarkı içimi deşiyor.Neden bilmiyorum.Kraliçeler güçlüdür değil mi.

-Ulaşılmazdır.İnsanların arasında yürüyorsun.İnsanlara çarpa çarpa bir yol açıyorsun kendine.

-Dün gece yürürken biz de öyle yapmıştık. Şehrin o mahşer kalabalığında ilerlerken…

-Önümüzde 2 seçenek vardı.Ya olabildiğince basit olacaktık.Öyle dolaysız olacaktık ki, göremeyeceklerdi bizi. Ya da onlardan ve her şeyden daha karmaşık. Kaybolacaklardı bizde.

Vera o gece her açıdan inişli çıkışlı görünüyordu.Ani coşkulanışları, hemen ardından gelen melankolik tepilerle gölgeleniyordu.”Susuzluğum geçmiyor. İlacımı da almadım.”

-Ne kullanıyorsun Vera? Getirmemi ister misin.

-Bunu söyleyemem.Kullanmamam gerekiyor. Anlarsın ya, her türlü alışkanlık kötüdür.

Konuşurken parmakları titriyordu.27’nin ellerini tuttu.”İki elinle tutarsan titremesini durdurabilir misin?”

27 Vera’nın ellerini, ellerinin arasına aldı. Hareket etmemeleri için sımsıkı kavradı. Titreme durmuyordu.Yalan söyledi: Bak artık hareket etmiyorlar Vera.

-Gerçekten mi?

O an Vera ayak parmaklarından saç tellerine değin umuttu.Kendini hareket etmediklerine inandırdı:

-Ben artık kraliçeyim.Caddede yürüyorum.Caddelerin kraliçesi. Sonsuz coşkulu siyah kuğuyum. Orada olsam da beni göremiyorlar.

-Onları görebiliyorsun ama onlar seni göremiyor Vera. Her ayrıntı önemli bir şeyin olacağını gösteriyor. Aynı caddelerde. Senin şu an üzerinde yürüdüğün. Geleceğin orada şekilleneceğini ve milyarlarca yıllık varoluşun orada en son formuna, en yüksek formuna ulaşacağını biliyorsun. Orada olacak. Klasik pizzacının dilimle pizza ve Cola sattığı kaldırımda. Sokak satıcılarının işgalinden iyice daralan, insanların birbirine çarpmadan yürüyemediği…

-Siyah kuğu gibi yürümek istiyorum.O iğrenç karmaşanın ortasında hiç bozulmamış müziğin yükselişiyle.

-Tarihe,coğrafyaya ve semptomlara lanet ederek.

-Tanrı semptomların belasını versin. Gördün mü kraliçeyi?
Balkona gelir misin benimle.

Odadan açılan küçük balkon, kardan ötürü bembeyazdı.Vera çıplak ayakla çıkmak istedi.Soğuk zemine ilk adımı atar atmaz ürperdi.”Tahmin ettiğimden daha da soğukmuş” dedi.

27’nin ayakkabı giymesi için ısrar etmesi gerekti.Beyaz zeminden ötürü, gece aydınlıktı.Çok az ses duyuluyordu.Vera: “Sanki herkes oyunun dışına itilmiş de, bu dünyada sadece biz kalmış gibiyiz.Bunu düşünmek sana ne hissettirirdi?”

-Garip bir hayatımız olurdu.Bir süre sonra sıkılmaz mıydın.

-Sıkılmazdım.Küçüklüğümden beri bu düşü içimde kuruyorum.

27 çok erken yaşta hayatı tanımış görünen Vera’nın, küçükken nasıl bir kız olduğunu canlandırmaya çalıştı. Gözünün önünde hiçbir görüntü oluşmadı.”Bana küçüklüğünden bir fotoğraf gösterir misin?”

-Bütün sihri yok eder. Beni hep böyle, küçük bir kız çocuğu gibi anımsamanı istiyorum. Eğer bir gün aradan uzun yıllar geçerse, beni yine burada, bu balkonda, çıplak ayakla kara basarken düşün olur mu.Mutlu ve üşüyen küçük bir kız çocuğu olarak…

*Üzerinde çalıştığım romanın taslaklarından bir parça

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın