The following two tabs change content below.
EnginYILMAZ

EnginYILMAZ

EnginYILMAZ

Latest posts by EnginYILMAZ (see all)

news-78f4988fc6fca6657caaAbazan ve beş parasız olduğum bir dönemdi… Ucuz içkilerden midem allak bullak olmuştu. Sağlıklı ve düzenli beslendiğim de söylenemezdi. Söylenebilecek tek şey; hâlâ yazabildiğimdi. Ama yazmanın da bir anlamı yoktu. Para, kadın ve içki sıkıntılarımı çözmüyordu.

Yapmayı istediğim ve olmak istediğim bir yer yoktu. Belki yol… Sürekli yollarda olmalıydım. Ama yola çıkabilecek kadar gücüm ve isteğim yoktu.

Ucuz şarabımın üzerinde sinekler uçuşurken kapıya bakıyordum. Öyle boş boş kapıyı izliyordum. Bir kadının çıkıp gelmesini bekliyordum. Herhangi bir şeye çözüm olmayacağını biliyordum, abazanlığımın dışında tabii. Yalnızlık güzeldi ama mutlu etmiyordu beni.

Her gün öğlene doğru uyanıp, bir şeyler atıştırınca yazmaya, içmeye ve klasik müzik dinlemeye başlıyordum. Sarhoş olunca mastürbasyon yapıyordum. Tekrar yazmaya oturuyordum. Şiirler ve öyküler akıyordu. Yalnızken çok güçlü oluyordum. Sokağa çıktığımda tüm gücüm eriyip toprağa akıyor, buhar olup gökyüzüne uçuyordu sanki. İnsanlar enerjimi tüketiyorlardı. Bu yüzden içki almak dışında sokağa çıkmamaya özen gösteriyordum.

Sineklerinde bazen benimle birlikte sarhoş oldukları oluyordu. İçkimi paylaşıyordum onlarla. Onlarda benimle bir şeyler paylaşıyorlardı muhakkak ama ne olduğunu bilmiyordum. Kadınlar hakkında yazıyordum… Uzun zamandır bir kadınla yatmamıştım ama kadınlar hakkında yazıyordum ve en iyi yazılarımdı bunlar. İnsanlardan uzaklaşınca görebiliyordunuz çünkü gerçek yüzlerini. Aslında ne kadar çirkef, aşağılık, çıkarcı, yalancı, riyakâr ve ölümcül olduklarını ancak onlardan uzak olduğunuzda görüyordunuz. O zaman içkinizin bittiği günlerin bile gelmemesi için dua ediyordunuz.

Kapı çalındı… Açmakla açmamak arasında kararsızdım. Işıkların kapalı olmasına rağmen evde olduğumu bilebilecek kadar iyi tanıyordu belli ki beni, ya da ışıkların kapalı olduğuna göre kapıyı çalmaması gerektiğini bilemeyecek kadar az tanıyordu.

Kapıyı açtım. Bir kadındı gelen. Parasız ve içkisiz kaldığı zamanlarda bana gelirdi hep.

‘’Selam. İçkiye ihtiyacım var,’’ dedi.

‘’Şarap?’’

‘’Ah, elbette, mükemmel olur.’’

Mutfağa gidip boş bir bardak ve yeni bir şişe şarap aldım. Bardaklarımızı doldurdum. İkincileri ve üçüncüleri de ben doldurdum. Şarap bitmek üzereydi. Son bir şişem daha vardı mutfakta ve yeni bir şişe şarap alabilecek kadar param yoktu. Bir yerden veriyordu tanrı, başka bir yerden alıyordu işte.

Yatağa girdik. Abazanlığım iki postadan sonra geçmişti. Şarabımız bitmişti. Yatakta oturmuş klasik müzik dinliyor ve sigara içiyorduk. Hatun;

‘’Daha içkin var mı?’’ diye sordu.

‘’Son bir şişe şarap…’’

‘’İçelim?’’

‘’Ah, kesinlikle…’’

Son şişemi almak için mutfağa gittim. Bardaklarımızı tazeledim. Yarın bir iş aramak için sokağa çıkmam gerekecekti. İnsanların arasına karışmam ve yalanlar söyleyerek bir işe girmem gerekecekti. ‘Ben işime çok saygı duyarım, çok disiplinli çalışırım, asla geç kalmam, iş günlerinde asla alkol almam’ buna benzer zırvalar uydurmam gerekecekti yarın. ‘Siktir et’ dedim, içimden. Elimde olanların tadını çıkarmaya karar verdim. Zaten bunun dışında elimden ne gelirdi ki?

Hayat; bir tür tahterevalliydi. İki ucu birden ne havada olabiliyordu, ne de yerde. Havada veya yerde olması sizin elinizde de değildi. Ve tanrı adaletsizdi. Ama hâlâ şarabım ve kadınım vardı. Şimdilik…

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın