Toplum İçinde Erimek

The following two tabs change content below.
uyanneo

Latest posts by uyanneo (see all)

Hafif küfürlü. Orta uzunlukta.

Kabul ediyorum, hayat gibi kırılgan, çok geçişli biriyim ben de. Hayat durmadan bir akış içerisinde ve bu büyük nehirde savrulan alelade bir yaprağım sadece, etrafımdaki suların derinliği beni hiç ilgilendirmese de aslında oluşan dalgalanmalara baktıkça ne kadar ufak damlalardan oluşan dandik dalgalanmalar olduğunu görebiliyorum. Sürekli bir sirkülasyon içerisindeyiz; kar yağıyor ve bahar geliyor, yapraklar dökülüyor ve terliyoruz. Adeta bunu açıklamak kadar basit bir sirkülasyon içerisinde ne kadar da karmaşıklaştırılmış hayatlar yaşıyoruz oysa ki. Yanımızdan geçenlerin suratlarına bakmıyoruz, bir kişi için 5 kişiyi yarı yolda bırakıyoruz, emin olmadan suçluyoruz, aşağılıyoruz ve bazen en olmadık şeye sinirleniyoruz. Ön yargılarımızı ve egomuzu tatmin etmek için yaşıyoruz çoğu şeyi ve en önemli şeyi her zaman için unutuyoruz; diğer ışıklar sadece bizim ışığımızla kesiştiği zaman var olup kırılmadan sonraki ayrılmada yok olmuyorlar. İnsanlar sadece bizim hayatlarımıza dokundukları sürece yaşamıyorlar. Sadece bizim isteklerimizi, dertlerimizi dinlemiyor ve yalnnızca bizim nazlanmamızı çekmiyorlar. Biz onları tanıdığımız anda sıfır bir şekilde dünyaya gelip onlarla işimiz bittiğinde dünyadan * pof * diye buharlaşmıyorlar. Bir hisleri, mantıkları, yararlı ve zararlıları var. Uğraşları, yaşadıkları, aldanmaları ve aldatmaları var. Yarı yolda bırakılıyorlar, yarı yolda bırakıyorlar, insanlar biz görmediğimiz zamanlarda da yaşıyorlar. Tersten de baktığımız zaman, onlar bizim için ne kadar ” halısahalık adam” ” yatmalık kız” ” güvenlikçi abi” vasıflarından ileri gitmiyorsa, muhtemelen biz de onlar için ” ders notu istemelik çocuk” ” tam dayaklık eleman” ” kasıntı piç kurusunun teki” gibi etiketlerden ileri gidemiyoruz. Bizler, ayrı ayrı yapbozlarız ve aynı zamanda ayrı ayrı yapbozların aranan parçalarıyız. 10 kişiyle tanışıyoruz ve her birinden bir özellik alarak karakterimizi oluşturuyoruz daha sonra da çok geçmeden başkasının karakterini oluşturduğu 10 kişilik dilime giriyoruz. Hiçbir zaman oluşturduğumuz ufak bir parçayı hatırlamıyor ama her zaman bize etki eden 10’ludan konuşuyoruz.

Daha önce hiç bu kadar kırılgan olmamıştım, çok yorgunum ve zihnim fazlasyla bitkin. Düşünceler 10 geçiyorsa 1’i yazılıyor, belki hiç bu kadar düşünmemiştim dolayısıyla hiç bu kadar kötü yazmamıştım. Ama doğrudan aktarım yapmayı deniyorum. Ne kadar kıymetsiz olduğumuzu ve aynı anda ne kadar değerli olabildiğimizi gösterebilmek istiyorum. 1 ile 2 arasındaki fark 10 ile 20 arasında yokken ikisinin de sonsuz olduğunu anlatabilmek ve anlaşılabilmek istiyorum. İşte sorun orda başlıyor aslında, anlaşılabilmek için insanın belki öncelikle kendini külliyen anlaması gerekiyor ve bunu yapmayı denedikçe aslında garip damgasını yiyor insan. Garip olanlar garip değil, garip olmayanlar fazlasıyla normal.

Çok sevdiğim bir dostum, güzel şiirler saklar zihninde ve yeri geldiğince paylaşır. Patavatsız bir zamanda olsa da benimle bir şiir paylaştı ve aslında son zamanlarda belki de anlatmak istediklerime en iyi dokunan şiirlerden biriydi.

Kişi çevresinde nasıl tanınıyor nasıl biliniyor

bunu ya hiç öğrenemiyor ya da herkesten sonra öğreniyor

yalnız insanlar değil taşlar otlar ağaçlar yollar

onu nasıl biliyor nasıl tanıyorlar

kendi evi evinin kapısı sövesi gece gündüz yer gök

onu nasıl biliyor nasıl tanıyor

bunu ya hiç öğrenemiyor ya da herkesten sonra öğreniyor

kişi aslında kendini ya hiç öğrenemiyor ya da herkesten az öğreniyor

öğrendiğinde herkesten az kullanıyor.

cloud-atlas-arte-conceptual-return-por

Bizler, mükemmeli kovalıyoruz aslında yani en azından çağa yön veren %2’lik kesim bunu savunuyor ve %98 de çok güzel koyun rolü yapıyor. Mükemmel, muazzam, ütopya… Aslında en önemli noktayı atlıyoruz, ütopyanın en güzel yanı ulaşılmaz olmasıdır. Ve ona ulaşmaya yaklaştığımızı sanarken aslında koca bir distopya oluşturuyoruz, iki kıta aşan okyanusları geçen internet bağlantısı ile kardeşleri birbirine görüştürmeye çabalarken aynı oda içerisinde 3 kişi 3 ayrı ” akıllı” telefonla uğraşıyoruz. Çocuklara paylaşmayı öğretebilmek için tonlarca uğraş verirken, yanından geçip gittiğimiz dilenciden gece yataktan kalkıp ışığı kapatmaya üşendiğimiz için düğmeye fırlattığımız 50 kuruşu esirgiyoruz. İnsanlar arası iletişimin gelişmesi için toplam paranın yüzde bilmem kaçını harcarken aslında siktiriboktan sebepler dolayısıyla insanlar arası güveni yok ediyoruz. Ve güven eksikliği bir insanın belki en güçlü ve en zayıf hale gelmesine sebep oluyor. Birey, kimseye güvenmek zorunda kalmamak için yaşamla savaşıyor ve kendini muazzam seviyeye getirmeye çabalıyor. Ama bir diğer dostumun dediği gibi ” sorsan atomu parçalar ama hastayken çorba yapamıyor” hale geliyor. Güvensizlik insanın içini kemiren, soğuk bir his. Sarılmak, gülümsemek gibi şeyler nasıl ki vücudumuzu ısıtan bir etkiye sahipse insan güvensizleştikçe o kadar soğuk hissediyor iliklerinde. Ve eridiğine şahit oluyor her şeyin, her şey aslında eriyor.

İnsan en az hayat kadar garip. Ben en az hayat kadar kırılganım. Kaybeden olmak değil ama kaybeden olduğunu bilmek, hiç kolay olmuyor.

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın