111427

“düşüncenin kendisidir, kâğıt üstündeki çarpık gölgesi değil.”

“ölümü bilerek yaşamak istiyorum. yaşamın anlamını bilmek için, ölümün anlamının karanlıkta kalmasını istemiyorum.”

“bana kitap kurdu, boş hayaller kumkuması, hayatın cılız gölgesi gibi sıfatlar yakıştırılabilir. şövalye romanları okuya okuya kendini şövalye sanan don kişot’a benzetebilirsiniz beni. yalnız onunla bir fark var aramda: ben kendimi don kişot sanıyorum.”

“hayatım, hayatımın romanıdır.”

“sen bir saksı çiçeğisin. yapraklarını birbirine sürterek varlığını duyamazsın. bir ormanda olmalıydın. ölünceye kadar yerinden kımıldamayacağını bilen bir ağacın rahatlığını duymalıydın.”

“ben iç dünyama dönüyorum. orada hayal kırıklığına yer yok.”

“yaşamamaktan yoruldum”

“sonunda hepimizi kurt kaptı tabi. insan taklidi yaptığımız için, kurtlar bizi adam sandı.”

“benimle yaşanmazmış. ne biliyorsunuz? ben kendimle bile yaşayamamışım.”

“seni tanımadan önce ağaçların çiçek açtığı ve yaprak döktüğü mevsimleri hep kaçırırdım derdi resim yapmayı sevdiğim halde denizin mavisini bilmezdim yaprağın yeşilinin her mevsimde değiştiğine dikkat etmemiştim…”

“bana kafamdaki bütün güzellikleri birleştirmek için bildiğim bütün güzellikleri seninle yaşayabilmek için neler verdiğini bir bilsen. bunu başarabilecek miyim? bütün okuduklarımı, düşündüklerimi, hissettiklerimi anlatmalıyım, onların senin gözlerindeki yansımalarını bilmeliyim. evet kendime hesap sormalıyım, evet geçmişte tek başıma güzelliğini hissedemediğim, hayır belki bildiğim fakat ifade edemediğim bütün yaşantımın içindeki birikimleri seninle, senin güzelliğinle birleştirmeliyim, evet onlarında bir hikmeti vardı, onlar da senin dışında yaşanmış değildi, her şeyin birden bire anlam kazanmasının büyüsünü sezmeliyim…”

“hayatım, ciddiye alınmasını istediğim bir oyundu.”

“bir arada olmanın kaçınılmazlığından başka bir neden yok muydu bizi yakınlaştıran?”

“hecenin çarmıhına çivilenmiş ellerim”

“büyümek, yalnız tutunanlara gerekli”

“küçüktüm ufacıktım, gerçeklere acıktım. efendim? gerçekler, mideme oturdu.”

“bat dünya bat! talih! iki gözün kör olsun da piyango bileti sat!”

“oysa mesela Selim Işık
anlatmadan anlaşılmaya aşık
yaklaşmaz hiçbir güzellik,
doğduğu günden beri kalbinde bir delik,
almak için bütün sızıları içine”

“önce kelime vardı, diye başlıyor yohanna’ya göre incil. kelimeden önce de yalnızlık vardı ve kelimeden sonra da var olmaya devam etti. yalnızlık, kelimenin bittiği yerde başladı. kelime söylenemeden önce başladı. kelimeler yalnızlığı unutturdu ve yalnızlık kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde. kelimeler yalnızlığı anlattı ve yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. yalnız kelimeler acıyı dindirdi. ve kelimeler insanın aklına geldikçe yalnızlık büyüdü, dayanılmaz oldu. ”

“bekleriz bir dahaki sefere. geliriz dedik ya uzatmayın. bir daha otele inmek yok. olur: uçakla direk size ineriz. binayı başınıza yıkarız. bir dahaki gelişinizde doğru bize inin. darılırız.”

“size sözümün eri olduğumu nasıl anlatsam? biletçi dediğim zaman biletçi, reisicumhurbaşkanı dediğim zaman da reisicumhurbaşkanı demek istediğimi, yalnız onu dediğimi, başka hiçbir şey kastetmediğimi belirtmenin hiçbir yolu yok mu? yeni bir dilbilgisi kitabı çıktı mı bugünlerde? öznenin, yüklemin filan başka bir düzen içinde yerleştirilmesini sağlayarak beni istediğim anlama kavuşturacak böyle bir kitap. ne diyorlarsa, yalnız onu demek isteyenler için geliştirilmiş düşünce ve ifade kuralları ne zaman bulunacak?”

“büyük kelimelerden her zaman kaçındı ve büyük kelimeler kullandığını gördü. küçük kelimeleri kendine yakıştıramadı; oysa küçük kelimelerle suçlandı ve kendini küçük kelimelerle savundu.”

“bütün büyük bireyler yalnızdır”

“tarih, geçmişten geleceğe uzanan, bugün gördüğümüz bir rüyadır”

“…beni yıkın artık günseli derdi üstünüze çökmeden yıkın beni yerime cam mozaik cepheli bir apartman yaptırırsınız size iki daire on bin lira da para verirler geçinir gidersiniz çok beklemeyin sonra üstümden yol geçirirler belediyeden metelik alamazsınız fena mı iki daire birinde oturursunuz birini kiraya verirsiniz üst katımda oturun alt katımı kiraya verin sağlığımda bir işe yaramadım hiç olmazsa enkazımdan birşeyler kazanırsınız eski ahşap bir ev olmak hoşuma giderdi yıkıcıya veririsiniz kalıntılarımı derdi oradan da birkaç kuruş geçer elinize adamlar gelirler kapılarımı camlarımı tahtalarımı birer birer sökerler tuğlalarım bile işe yarar işe yaramayan kısımlarımı da bir kamyona koyar götürürler o kısımlarım bile bir işe yarar bir çukuru doldurur sonra bir dozer gelir bir düzeltir al sana yeni bir arsa sağlığımda iyi kötü tarafalarımı yıkıcıların yaptığı gibi ayıklayabilseydim belki içimde oturulabilirdi fakat masrafa değmez hangi tarafımı tamir ettireceksiniz yıkıp yeniden yapmak daha ucuza gelir bununla birlikte hanımefendiciğim bende oturmanızdan çok memnundum müddei hayatımda nice baharlar gördüm en güzeli geçen bahardı seninle geçirdiğim bahar yaşamanın tabiat içinde meydana gelen bir olay olduğunu bana yeşil rengin gözünüzdeki yansımaları haber verdi…”

“… beni odama kapanmış kendimi duvardan duvara atarken düşünmeni istemiyorum böyle bir durum yok beni unutmanı istediğim halde bunu yapamayacaksan beni güzel bir durumda düşünmeni isterim onun için beni hiç görme ne demek istediğimi anlıyorsun herhalde senin için daima güzel ve bozulmamış bir bütünlük içinde kalmak istiyorum gereksiz ayrıntıların aklındaki resmi bozmasına razı değilim kötü hatıralar insanın aklından kelime olarak çıksalar bile görüntü olarak kalırlar…”

Hayat düşünceleri tutan bir hapishanedir.

Bana bir kitap kurdu, boş hayaller kumkuması, hayatın cılız gölgesi gibi sıfatlar yakıştırılabilir. Şövalye romanları okuya okuya kendini şövalye sanan Don Kişot’a benzetebilirsiniz beni. Yalnız onunla bir fark var aramda: ben kendimi Don Kişot sanıyorum.

Hiç ilerlediğimi sanmıyorum. Aynı aptal duyguları taşıyorum içimde. Bendeki başkalaşma,gelişme biçiminde olmuyor. Olduğum gibi kaldım ben. Aptallar gibi büyümedim. Biraz ağırlığım arttı o kadar.

“Ben çıkarıma bakarım” diyeceksiniz, bunun için “babamı bile tanımam” diyeceksiniz. Kimseyi tanımayacaksınız; hele hayattan çıkarı olmayanları hiç!

Hayatlarıyla yanlış olanların ölümleriyle doğru olmalarına imkan var mıdır?

Bat dünya bat! İki gözün kör olsun da, camii avlusunda mendil sat!

Alışkanlıktan başka bir şey bilmedikleri için, sizin de yokluğunuza alışacaklardır.

Nasıl yaşadım on yıl bu evde? Duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? Ben ne yaptım; kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım, kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım; kötü yazarım korkusuyla hiç yazmadım.

Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım: mürekkeple yazmışlar oysa. Ben, kurşunkalem silgisiydim. Azaldığımla kaldım.

Tarih, geçmişten geleceğe uzanan ve bugün gördüğümüz bir rüyadır. Bütün rüyalar gibi tarih de yorumlanabilir; ama görülürken değil.

Adam olmadığı için insanlığa vekalet ediyordum.

Duygularını ifade edebilmek için bakkal bakkal gibi; bahçıvan da bahçıvan gibi düşünebilseler; kendilerine yakışacak bir ifade coşkunluğuna kavuşacak zamanı bulabilselerdi, bütün şehir gereksiz edebiyattan temizlenmiş olurdu.

Onları öfkeme layık bulmuyorum. Öfkem bana ait bir şey. Yakın hissetmediğim birine nasıl gösteririm onu. Onlara da size davrandığım gibi davranmış olurum. Asıl o zaman, kötülük etmiş olurum size.

Hiç olmazsa mezar taşına yazın: burada, insanlara başka türlü hayran olan biri yatıyor.

Sen birden çökeceksin Selim. Çünkü neden? Çünkü için boş senin. Birden, kollarımın arasında için boşalacak; birden üçüncü boyutunu kaybedip bir düzlem olacaksın ve ben de seni duvarda bir çiviye asacağım.

Ben karagöz filan değilim. Herkes birikmiş bizi seyrediyor. Dağılın! Kukla oynatmıyoruz burada. Acı çekiyoruz. Kapı kapı dolaşıp dileniyoruz. Son kapıya geldik. İnsaf sahiplerine sesleniyoruz. Ey insaf sahipleri! Ben ve Olric sizleri sarsmaya geldik. Dünya tarihinde eşi görülmemiş bir duygululukla ve kendini beğenmişçesine ve kendinibeğenmişçesinesankibizdenöncebirşeysöylenmemişçesinegillerden olmaktan korkmadan kapınızı yumrukluyoruz. Dilenciler krallığının en küstah soylusu olarak kişiliğimizi burnunuza dayıyoruz…….. Sizi ağlatmaya ve burnunuzdan getirmeye geldik. Size dünyanın dörtten fazla bucağı olduğunu göstermeye geldik. Bitmez tükenmez sızlanmalarımızla ananızı ağlatmaya niyetliyiz.

‘Onlar utansın sonuçtan,’ diye kestirip attı. ‘Hangi onlar Selim?’ dedim. ‘Onlar işte,’ dedi. ‘Onlar canım. Onlar, onlar, onlar.’ ‘Öyle ya,’ dedim. ‘Onlar. Yani biz değil.’

Bir arkadaşa sahip olmak güzel bir şeydir. Ama önemli olan arkadaşsız da yaşayabilmektir.

Benim için bütün oyunlar, romanlar, hikayeler herkesin anladığından başka bir anlam taşıyor. Bütün hayat, bütün insanlık bu kitaplarda anlatıldı, bitirildi. Yeni bir şey yaşamak, yeni bir kitap tanımak oluyor benim için. Kitaplarla ve onların yazarlarıyla birlikte yaşıyorum. Önsözlerle yaşıyorum. Hiçbir yazar şaşırtmıyor beni: Çünkü hayatlarını sonuna kadar biliyorum. Gerçek dediğiniz dünyadaysa kimin ne yapacağı belli değil. Her gün şaşırtıyorlar beni.

Kitaplardan, yaşantılarım için yararlanmadığımı ve kendimi bir biçime sokamadığımı da yüzüme vurabilirsiniz. Ne yapabilirim? Kitap okumakla, manavın beni aldatmasına engel olamıyorum bir türlü. Manava inanmadığım halde beni aldatıyor namussuz. Ya inandığım dostlarımın beni aldatmasını önlemek: Büsbütün imkansız bu. Dostlarım alay ediyor benimle. Bu çocuğun sonu ne olacak, diyorlar. Hiç olmazsa kitaplardan kitaplar çıkarmalıymışım. Bunu da yapamıyorum, yazamıyorum. Kitapları işimde kullanılacak bir mal gibi göremiyorum; kapılıyorum onlara. Belki kitaplar da onlara karşı gösterdiğim aşırı ciddiyetimle alay ediyordur. Biliyorum, kitaplar da beni adamdan saymıyorlar. Fahişelerin, onlara barlarda para yediren tüccarları küçümsemesi gibi hor görüyorlar beni…

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın