The following two tabs change content below.

nostalgia's

"bir prenses ya da bir anarşist olmaktan çoktan vazgeçmiştim"

Latest posts by nostalgia's (see all)

Umulan geniş zamanlar mı? Sevgiyi söyleme çirkinliğinin dar vakitlere özgü olmadığını söyleyememiş şair. Söylemek istememiş. Hep öyle olmaz mı zaten? Nerede kabullenmeye aykırı şey varsa yasaklı kelimelerle donanır. Kendini kandırmak da demiyorum buna. Öyle olmasına duyulan delice ve yer yer çaresiz isteklerin yapabildiği sayılı cesaret barındıran eylemlerden. Kabullenmek acınası bir kılıkta, inkarsa bazen kendi kendine satranç oynayan arkadaşsız çocuk adeta. Yenen de yenilen de o değil. En yerinde olan özümsemek sanırım.Senden bir parça haline getirip benliğinle o başa çıkamadığını odaya kilitleyip anahtarını sıkıca tutmak. O anahtarları tutabildiğin açtığında da seni tek parça halinde kucaklayabildiğin kadar sensin, demeyeceğim. Hepsini unut. Sen her halükarda sensin. Bunu değiştiremeyecekler. Unutturmalarına izin verme.
Yorgunluk anımsıyorum.
Üstelik dinlenik olmanın verdiği yorgunluk acıtıyor da.

Tekdüzelikten nefret ediyorum. Sabah uyandığımda mutlu kalkmak için bir sebep aramaya çalışmaktan ve bunu her bulur gibi olduğumda ondan daha da uzaklaşmaktan nefret ediyorum.Kendimi geleceğe ait hissedememekten, geçmişi yaşadığımı hazmedememekten ve şu ana dahi yabancı kalmaktan, çok sevdiğim bir şarkıyı defalarca dinledikten sonra asla aynı zevki alamamaktan, yarım kalmış filmlerden, arasında can çekişen ayraçlar yetiştirdiğim kitaplardan, bana daha da alışmasınlar diye insanları kırabilmeye alışmaktan, aksatmadığım akşamüstü uykularımdan, saatlerime planlar kurmaktan, Pavlov’un köpeğinden hallice yaşamaya düzen denmesinden, hayata hazırlamak için hayattan koparan ironiden, hazırlandık sandığımız hayatın geçiyor oluşundan,gülümsemelerin ardındaki yapaylığı farketmekten, aynı kelimelerle kaç farklı cümle kurabiliriz denemesi yaparcasına sıradanlaşmış diyaloglardan, ön arka ayırt etmeksizin her an yargılamaya açık mahkeme kılıklılardan, statülerin kişilik meselesi sayılmasından, otobüsten rastgele el sallayan çocuğa tebessümü çok görenlerden, ölüm denince içi cız etmeyenlerden, yağmuru kasvet sananlardan, kışın sıcağı yazın soğuğu sevenlerden, kurumuş yaprağa basmak için fazladan bir adım atmayanlardan, rüyalarımı anlatma hevesimden, devinim halindeki başkalıkların git gide bana benzemesinden,ne düşündüklerini önemsemekten,ben olmakla değil yalnızca olmakla ilgilenenlerden, çıkarın maske imgesiyle dillendirilişinden, zorunda olmanın kaçınılmazlığına yeniklikten, takım bile tutamamaktan, ne de olsa anlamayacaklar desem de kendimi anlatırken bulmaktan, aslında bir bakıma tamamlanmamış bu tablonun bütününü görmekten belki görüp de gösterememekten, değiştirmek istediği hiçbir şey olmayıp tüm bunları lüzumsuz memnuniyetsizlikler kisvesinde görenlerden tüm kalbimle nefret ediyorum.

Nefret… Nef-ret.

Sanırım durma vakti zira içinde bulunduğum boşluk kavramları yüzeyselliğine hapsediyor. İçim konuşuyor :”kabus bitti, uyan.” Uyanıyorum. Sessizliğin bittiği yerde her kelimeyle sarılıyoruz. Asla gürültü boyundurluğunda olmayacaklarını söylüyorlar. Naif bir misafirlik olacak. Duruyorum. Kimse bana ne yapmam gerektiğini söylemiyor, üçüncü çoğullar tedavülden kalktı diye bir haber okuyorum. Biz” diyemiyorsan, eleştiri hakkın yok diyor parantezde. Gülümsüyorum.Biraz yürüyorum, beşeriyetin doğaya uyduyu yerler görmek tuhaf geliyor. Panaromik yanılsama? Herkesin elinde çiçekler açmış, taç yapraklarını gözleriyle okşuyorlar.Ve çiçekler uykuya daldığında diğer sayfaya geçiliyor. Özgürlük- diyorum ilk defa deniz görmüş çocuk gibi bakıyorlar. Hayır, özgürler. Nasıl ki insanın bahsi geçtiğinde vücutları vardır tanımını kullanmıyorsak onlar da özgürüz demiyorlar. Şaşkınlığımı gizlemeye çabalasam da güç. Onlarla şarkı söyleyebilirim.Gece oluyor.Karanlığa aykırı tek bir şey var : dolunay. Gecenin büyüsüne inanıyorlar, işte şimdi gerçeğiz. Karanlıkta gerçekler dışında her şeyin esas duruşunu aldığını izlemek bir ayin. Hayaller soyut ve ertelenilenesi değil. Aynalarında ruhunuzu tarıyorsunuz.Derken unuttuğum kavramlar bir bir zile basıyor. Hoşgeldiniz diyorum, ellerinde bir mektup.Biri tüm kalbiyle özür diliyor.

Sahi, nefret ne?

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın