The following two tabs change content below.

nostalgia's

Anlamsızlığın ortasında bir kasabanın şimdilerde kullanılmayan sözcükleri gibiydim. Anlamsızlığın ortasından bir panjurun gölgelerle yıllardır süregelen savaşıydım. Anlamsızlığın ortasındaki dünyanın "noktasın sen" kabullenişlerinde bir bedbaht direnişçiydim. Oysa sözcük benim. Her akşam gölgemle güneşim öpüşüyor bahçelerimde, dünyada bir nokta olmayı kabul edilebilir kılan sonsuzluğa hoyrat bir selam verir gibi,

Latest posts by nostalgia's (see all)

“Ne yapıyorsun?” der gibi bakıyordu. Hep -gibi yapacak kadar korkardı oluştan. Bazen varlığının tek yanı buymuş sanırdım. Fütursuzca korkmak.
“Merak etme yazmayacağım” dedim. Elbette inanmadı. Benim için karanlık toplamış döndüğündeyse tüm vazoları kaldırmıştı. Hâlâ sabahtı anlaşılan hâlâ düşünmemem gerekiyordu. Uzaklaşacağı her halinden belliydi yine de bekliyordu. Bitişler bugün de meselesi olmamış bugün de rutinine gömülmüş ve yine beni anlamamıştı.

Bizi sonsuza kadar saklayacak mısın dünya?

Kimi zaman üzgün kentlere düşüyor yolum, dizi kanıyor ama ağlamıyor. Sonsuza kadar bu yerden gidebilir ve sonsuza kadar buraya varabilirim. Kalamam hayır kalamam. Biraz rüzgar gerek. Olduğum yer neresi bilmiyorum. Tanımadığım yüzlerden tanıdık bakışlar çala çala evi bulabilirdim belki. Aramıyorum. Kendimi durduğum yerde birkaç cümle birikintisine basmış buldum. Karşıdaki evin tırabzanından çocukluğum bakıyordu.Sırılsıklam bir ürpertiyle duydum sesimi. “Büyümeyi isteyen sen miydin?” diye soruyordu. “Merak etme yazmayacağım” dedim. Umursamadı. Kaçmak istedim, olmadı. Kalemimin kağıda bıraktığı izin peşine düşmüş hayalet subaylara ilişti gözlerim. Kalemim diyebilirken kağıdı kağıt olarak bırakmıştım. Yine yapmıştım. Her şey burada başlıyordu ve bunu kimse bilmeyecekti. Dengesiz yenikliğimin avcunda son bir kez döndüm tırabzanlara. Elleri ojeli oyuncağım öylece yatıyordu bense çoktan gitmiştim.

Son bir kez diye başladığım ne varsa bitmedi. Bitmeyecek dediklerim takdire şayan. Duyuyorsunuz değil mi? Dinlemek istemeyeceğiniz ne varsa duyuyorsunuz. Böylesi bir akşamda yıldızların koluma girmiş olması gerekirdi. Sanırım bana küsmüşler…

Çocukluğum nerde?

Güzel bir pencere yarattım kendime. Ardında dünyanın hiçbir yeri görünmüyordu. Görünen neydi, önemsiz. Tüm bu telaşın ötesinde bir manzara edinmiştim. Yine de vazolarım hâlâ yoktu. Peşinde eylemsizliği seçtiğim bir ben vardım bir de o malum oyuncağım.

“Merak etme yazmayacağım” haydi gel.

Sana Pollyanna’nın da üzülebildiği masallar anlatırım, isyankar bir mutluluğu taşırız pileli eteklerimizde. Sonrasında daha çok koşarız, yorulup yine dünkü tebessümü takarız. Asla alışmayız. Alışamayız. Direniş salıncağında sallanırız tutunmadan hatta gün güzel başlamışsa ayağa dahi kalkarız.Belki o zaman senden eksilttiğim yılları bulabiliriz.

“Merak etme yazmayacağım”. Buraların ateşi söndü ne de olsa. Düşünmeme kızacak bir düş kalmadı. Dünya bölünmüş uykular kadar davetkar değil. Artık keman da çalmıyorum, bana ait hiç nota yokmuş bir filmde gördüm. Sanırım hepsi biraz sancıydı. Hayır, acısız geçti farkına dahi varılmadı.

Sabah oldu. Biri kargamın kafesini açmış. Siyah tüylerin anlattığı şeye bakıyorum : O geldi.
Elinde en sevdiğim şeker duruyor, neden yemiyor? Tam bir şey söyleyecek oluyorum , gülüyor. Topladığı karanlıkları kitabımın arasında bulmuş. Dizlerime yatıyor. Başlıyorum, kuşkusuz yırtıyoruz herkesin mutlu mesut yaşamaya devam ettiği sayfaları.
-Bir varmış bir yokmuş…Zamansızlığın acizliğinden dertli insanların galaksisinde yörüngeye aykırı bir gezegen varmış. Bu gezegende zamana aidiyet yokmuş..-

“Sus!” diyor büyük bir panikle.”Sus…” Ellerime bıraktığı anahtara bakıyorum.Meğer karanlıklar solarsa masallar ışıksız kalırmış. Vazolarımızı masaya diziyoruz. Gözlerimizde kadifemsi bir mahcubiyet beliriyor. Bu gece masal olmayacak. Tereddütsüz suluyorum, içimde bir çocuk doğuyor.

“Merak etme yazmayacağım.” yıldızlar koluma giriyor ve ben dokunulmamış şekerimi açıyorum …

Paylaş
Önceki İçerikHiçliğe
Sonraki İçerikGidiyorsun | Kafanı cama yaslayarak*

Anlamsızlığın ortasında bir kasabanın şimdilerde kullanılmayan sözcükleri gibiydim.
Anlamsızlığın ortasından bir panjurun gölgelerle yıllardır süregelen savaşıydım.
Anlamsızlığın ortasındaki dünyanın “noktasın sen” kabullenişlerinde bir bedbaht direnişçiydim. Oysa sözcük benim. Her akşam gölgemle güneşim öpüşüyor bahçelerimde, dünyada bir nokta olmayı kabul edilebilir kılan sonsuzluğa hoyrat bir selam verir gibi,

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın