The following two tabs change content below.
enjolras
İstanbul - Neo-Beat 'Diyelim ki sadece gerçekliğin sınırlarını deniyordum.Neler olacağını merak ettim.Hepsi bu.' twitter.com/enjolrasx
enjolras

Latest posts by enjolras (see all)

 

closer_65136

Sahne 1

Gözlerime dokunuyor ve “Ne çok ortak yönümüz var” diyor. “Biliyor musun ki denizi çok severim ben. Deniz kıyısında doğdum ve deniz kıyısında büyüdüm. Hep denizle münasebetim oldu yani.”

Vera arkasını dönüyor ve elini uzatıyor. Onunla gelmemi istiyor. Kendine özgü ifadesinden etkilenip elini tutuyorum. Beni dolambaçlı yollardan geçiriyor. Binalara girip bahçelere çıkıyoruz. Labirenti andıran koridorlardan geçiyoruz. Bazı duvarlarda resimler var. Önlerinde duruyor ve ressamın adını söylüyor. Ben tanımıyorum. Soyut anlamlar çıkarıyor, bir yandan da göz ucuyla bana bakıyor.

“Sen de bak” diyor, “Benim gibi sadece bak. Görme. Görmek için kendini zorlama. Görmek zorunlu değil ki.”
Başka başka odalardan geçiyoruz. Loş ışıklı odalar, cıvıl cıvıl bahçelere açılıyor. Ziyafet sofraları, mutlu insanlar, şenlik havası, renkli balonlar… Çok farklı imgeler yan yana duruyor. Bizse durmuyoruz. Araya insanlar girdikçe bir an için elini bırakacakmış gibi oluyorum. Anlık ürperiş kendini gerçekleştirmeden, parmakları yine avucumda kalıyor.

“Gerçek saç rengin ne” diye soruyorum. Çocuksu bir ifadeyle bana dönüyor. Öyle masum ki… Dudaklarında acelece sürülmüş bir ruj var. Çoktan bozulmuş. “Sarı saçlıyım aslında” diyor ve beni sürüklemeye devam ediyor. Masumiyetine kapılıp gidiyorum. Bir süre sonra nereye gittiğimizi ve neden devam ettiğimizi unutuyorum. Odalar hiç bitmiyor. Odalar bahçelere, bahçeler koridorlara, koridorlarsa insanlara açılıyor…

”Odalar hiç bitmeyecek mi” diyorum.”Daha ne kadar devam edeceğiz?”
“İzin ver” diyor. “Bırak aksın. Böyle daha güzel değil mi.”
Neden sonra duruyor. Üzerinde beyaz bir elbise var. Pembe saçları, omuzlarına dek dökülüyor. Sarıyken nasıl olur diye düşünüyorum. Ellerinden biri gözlerime dokunuyor.

“Bana gel” diyor. “Geleceğime gel. Kurtar beni.”
-Neyden, kimden kurtarayım seni. Bana hiçbir şey söylemedin ki.
-Gel sadece, bekliyorum ben. Çabuk gel ama olur mu.
-Elimden geleni yapıyorum ben.
-Biliyorum. Duyuyorum seni. Ama çabuk gelmeye çalış olur mu.Lütfen!
Gözleri dolmuştu. Ağlıyordu. Başını göğsüme gömdü:
-Çabuk gel olur mu?

b-laver

 
Sahne 2

Sahne birden değişti.
Kırmızı. Fuaye. Odalar odalara açılıyordu. Artık öyle olduğunu biliyordum. Büyük yapının koridorlarını tanımaya başlamıştım. Onun sesini duydum.
”Gel” dedi.Ses başka odadan geliyordu. Bir aynanın önündeydi. Elleri peruğuna gitti ve peruğunu tekrar düzeltti.
-Neden bunu takıyorsun?
-Bilmek istiyor musun gerçekten
-İstiyorum, dedim. Her şeyden çok istiyorum hem de.
-Susuzluğum geçmiyor. İlacımı da almadım.
-Ne kullanıyorsun Vera? Getirmemi ister misin.
-Bunu söyleyemem. Kullanmamam gerekiyor. Bilirsin ya, her türlü alışkanlık kötüdür.
Konuşurken parmakları titriyordu. Ellerimi tuttu:
-İki elinle tutarsan titremesini durdurabilir misin?
Ellerini, ellerimin arasına aldım. Hareket etmemeleri için sımsıkı kavradım. Titreme durmuyordu. Yalan söyledim:
-Bak artık hareket etmiyorlar Vera.
-Gerçekten mi?

1964780_1408795432714670_1625370371_n

 
Sahne 3

Sahne yine birden değişti. Yine aynı bina, bu sefer başka bir odasındayım. Uzaktan gelen kuş cıvıldamaları yaklaştıkça yoğunlaştı ve en sonunda karşımda Vera’yı buldum. Hemen omzunda küçük bir kuş duruyordu. Vera’nın gözleri boşlukta asılıydı. Yine de geldiğimi fark etti ve dağınık bir biçimde:
“Zaman ne çabuk geçiyor” dedi. ”Onları rahatsız etme olur mu”
Kimden bahsettiğini anlamasam da “Etmem” dedim.
Köşede bir saat vardı, 03.00’ı göstermesine karşın gün aydınlıktı. Bu çelişkiye ilk başta takılsam da Vera’nın fazla dikkat dağıtıcı bulduğum ifadesinden ötürü diğer ayrıntılardan uzaklaştım.
“Biri gelecek” dedi. “Onu duyuyor olmalısın. Zaman önce yavaş gelir, sonra ilerler, sonra durmak istemezsin…” Düşünceli bir şekilde elini dudaklarına götürdü.Bu hareketi ani bir dejavu yaşattı ama anlamını çıkaramadım.
Saate takılmış olmalısın, dedi. “Saati önemseme. Önemli olan vücut saatin. Sen kaçı gösteriyorsan osun. Zaman bükülgendir.”
Birbirinden kopuk olan cümlelerinden bir anlam çıkaramadım. Kuşu eline aldı ve bana uzattı:
-Sevmek istemez misin. Sev ama canını acıtma, çok zayıf düştü son günlerde.

Konuşurken gözlerime bakmıyordu. Refleksleri odada bir başkasının olduğu algısı uyandırıyordu.
”Diğer odalardan birinde olmalılar” dedi. “Tek başına gitme olur mu.”
Gözleri en sevimli ifadesiyle tekrar kuşa döndü: O çok korkuyor.

Gerilemek zorunda hissettim. Kimlerden bahsettiğini anlayamıyordum. Diğer odayı telaffuz etmek bile dehşet vericiydi. Saati, siyah perdeyle sımsıkı kapatılmış pencereyi ve köşedeki sehpayı fark ettim.
“Saat bozuk olmalı” dedim. “Sanırım gün ortasındayız ama gece yarısını gösteriyor.”
-Uzun bir yoldan geldin. Geldiğin yerde saat farklı olabilir. Gideceğin yerde de değişecek nasıl olsa.
Nereden geldiğimi düşünmeye çalışsam da bir sonuca ulaşamadım. Her şey o sahneden başlamış gibiydi. Yarım saat öncesini düşünmek için kendimi zorlasam da hiçbir şey çıkaramıyordum.

Pencereye doğru ilerledi ve perdeyi araladı. İçeri öyle yoğun bir ışık hücum etti ki, gözlerimi kısmam gerekti. Hareketim onu gülümsetti: “Sadece ışık” dedi.
-Çok fazla ışık gözlerimi alıyor Vera.
-Biliyorum. Vampirler gibisin.
Yine de perdeyi sonuna dek araladı. Pencereyi açıp kuşu serbest bıraktı:
-Uçmayı öğrenmesi gerekiyor.
-Uçmayı bilmiyor mu?
-Hayır hiç uçmadı bugüne dek. Biraz ürkek ama öğrenecek.
-Uçmayı yeni öğrenecek bir kuş için dışarısı fazla tehlikeli değil mi?
-Tehlikeli tabii, muhtemelen ölecek.

Bunu söylerken çaresizliğini tekrar anımsadığını belli eden bir ifadeyle bana baktı:
-Beni nereye götüreceksin?

Geriledim ve acı çekmeye o an başladım.150 saniye öncesinin görüntüsü zihnimde 1930’lardan kalan videolar gibi titriyordu. Kareler normalden çok daha hızlı hareket ediyor, içinde olduğumuz sahnenin gerçek olduğundan emin olamıyordum:
-Sarı saçlıyım aslında demiştin.
-Evet, bir zamanlar. Çok eskiden.

Hemen yanına gittim ve ellerini tuttum. Elleri çok soğuktu. Üşüyor olmalıydı. ”Üşüyorsun” dedim. Gözlerini hızlıca birkaç defa kırpıştırdı ve “Ağlıyorum aslında” dedi.

 

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın