Yabancı Evren

The following two tabs change content below.
afroditgemisi

afroditgemisi

Yazmak benim için geri dönüşüm. Zihnin atıklarından büküp, bilincin sularına bıraktığım kağıt gemiler gibi yolculuğa çıkıyor. karanlık bir oda kurdum. Siyah kağıtlara siyah sözcükler karalıyorum. Merak ediyorum sadece merak, cevabı bulmak için değil bulmaca labirentinde oynamak için yazıyorum
afroditgemisi

Latest posts by afroditgemisi (see all)

Çıkmazdan çıkmazlara açılan gürültülü kapılar gibiydim. Güneşin milyonlarca açıyla yayılan ışık parçalarına bölünmüştüm, bu ışık yaşamın tüm gizlerini benim aracılığımla görünür kılıyordu. Bunu kendime yüksek sesle söylemek o kadar kolay olmadı. Paslı ağzı yenileyen sözcüklerle değil, sezgilerle ön görülen bir durumdu daha çok. Böyle durumlarda battaniyeyi saçlarıma kadar çekip görünmez olmayı diliyordum. Yok olmak ve unutulmak, battaniyenin altında siyah dünyam da çığlık çığlığa ağlıyordum… Çığlıklar beni bilinçsizce akan derin sularda boğuyordu. Dışarıda hava güneşliydi… Sokaktaki çocukların neşeli coşkularını, kuşların seslerini, rüzgârın ipeksi sarsıntısını hissedebiliyordum… Fakat bunların hiçbiri bana nüfus etmiyor, cevaplandıramadığım acılarım, karışık bir matematik problemi gibi sonuç almayan sorularla askıda kalıyordu. Sadece hissediyordum, sadece hissediyordum… Bir çeşit bitki türü ya da başka bir ülkede adını koyamadığım iklim gibiydim. Tıpkı çölde sürüngenlerin yaşadığı o kaktüsler gibi… Kimsenin uzun süre duramadığı o yer de; içimi yakan sıcak mevsim, kızıl kayalıklar, insanların buzul dünyasında üşüyordu. Yolunu kaybetmiş kalbini yiyen bir hayvan gibi tadıyordum kendimi… Burada gölgeleri düşüren ışıklar yoktu, acıyı karşılayan o doyurucu karşıtlıkta. Hep aynı yer de, o şekilsiz çukurun içinde, hiçliğin görünmeyen parmakları beni düş kılıcıyla parçalara ayırmıştı, tekrardan bütünleşmem için yapmıştı bunu. Zehirli doğum ve çığlıklar hatırlanmayacak kadar çok eskiydi… Buğdayın ve ekmeğin doyuramadığı arsız bir yara açılmıştı içimde… Siyah sular, saatler gibi akıyordu günlerin kıyılarına ve damağıma sinen tuz kokusu beni kahverengi yosunlara dönüştürüyordu… Krallığımın kırmızı ormanına yine gelmişti soğuk tanrılar… Göz kapaklarımda, mavi okyanusun derinliklerine gömülmek istiyordum… O SOĞUK VE SAHTE TANRILAR sanrılarla uyutuyordu bizleri… Yaramaz ve eğlenceli maskelerine inanmayın sakın. İki kaşının ortasında duran ruhuna batırırlar korkunun mızraklarını, benim çok canım acıdı beyaz yataklar da ve çok kaşıdım ağrıyan dizlerimi, saçlarım karanlık bir kuyuya doğru uzuyordu, bitmek bilmeyen bir çekim vardı bu uzayışta, beni içine alan sahte ışıklar midemi bulandırıyor ve serin ve o huzurlu tabutun köşesine kıvranıyordum.

burçin pehlivan

Paylaş
Önceki İçerikOpTime Machine E-Kitap Projesi
Sonraki İçeriksaplama!
afroditgemisi
Yazmak benim için geri dönüşüm. Zihnin atıklarından büküp, bilincin sularına bıraktığım kağıt gemiler gibi yolculuğa çıkıyor. karanlık bir oda kurdum. Siyah kağıtlara siyah sözcükler karalıyorum. Merak ediyorum sadece merak, cevabı bulmak için değil bulmaca labirentinde oynamak için yazıyorum