The following two tabs change content below.
divasyadimahi

divasyadimahi

yarı zamanlı gezgin, yarı zamanlı okuyucu.
divasyadimahi

Latest posts by divasyadimahi (see all)

Yolculuklar, hikayeleştirme aşamaları ve hikaye

1

Çok uzaklardan geldim sevgili dostum, çok yol yaptım! Şimdi yine eski hayatımını ziyaret ediyorum kısa süreliğine ve şehrin eski sokaklarında dolaşıyorum…
Ve bildiğim hayatlar içinden en iyi olanını dün gece ziyaret ettim. İçinde bulunduğum durum ilginçti. Kendi kendime az önce yazdığım şeyleri söyleyip durdum: “Şaşırma! Çünkü bu bildiğin hayatların arasından en iyisiydi, ve şimdi onu çarpık, solmuş bir fotoğrafın köşesinden görüyorsun.”
Yollarda geçen yaşam, geri kalan her şeyi fazlasıyla soluklaştırıyor ve belki işe yaramaz hale getiriyor…
Yeniden gidilecek yerleri, uçurum gibi yükselen belirsizliği ve hayatın tatlı renklerini, birebir onun varlığının içinden gördükçe, gördüklerim beni rahatlatıyor. Biliyorum tanrıların benim için kusursuz planları var. Diğer yandan da, şehrin içinde, geçmişin izinde ve nihayetinde yapayalnızken her şey inanılması çok, çok zor geliyor. Nasıl olacak diye düşünüyorum, sebepsizce, kafamın içini anlamsız ölüm senaryolarına benzer garip sonlar dolduruyor. Yorgun sayılmam, yeniden ayağa kalktıktan sonra artık yorgunum diyemem.
Yine de birlikte seyahat ettiğimiz, birbirimizi ve öte dünyaları keşfettiğimiz insanların çoğunu yollarda, yani onların bilinmezliğinde ve tutkularında bıraktım. Gezinip duracak çok zaman var. Bu yüzden her şey iyi olacak, bundan eminim.
Kaderime, daha doğrusu bahşedilen yazgıma karşı kesin bi teslimiyet göstermek istiyorum, yine de hala onunla savaşacak ve mücadele içinde olacak bir şeyler buluyorum!
Herkes yanıbaşımda gibi. Dün akşamki eski yaşamımın izlerine dair ziyaretim sırasında, kapıyı çalmadan önce bi süre durdum ve içeriden çalan Mohsen Namjoo ezgilerini dinledim… Eski müziği duyumsadım, kadim müziği, ruhlarımızın müziğini… İran sigaraları içerken ve zaman hakkında, gerçeklik ve insaniyet hakkında düşünürken hissettiğim şey bu noktanın, beni bu ziyarete getiren tüm bu zamanın ötesinde başka bir gerçekliğin olmadığıydı. Ve daha ilerisi de hiç olmayacakmış gibi…

2- Hikayeleştirme

Yaşadığımız zamanları, yani yollarda olduğumuz zamanları, kusursuz güzellikteki Doğu’yu ve onunla birlikte süregelen hikayeleri yazıya geçirme düşüncesiyle doluyum. Yaşam yavaşladığında, yani bir noktada sekteye uğradığında, onu kağıda geçirme isteğiyle yanıp tutuşur hale geliyorum. Ama bunu yapmak için de, yaşamın her halinden elini çekmek gerekiyor sanki.
Son yazdığım hikaye nerdeyse Nisan (ya da Mart) ayına ait, ismi de “Cihat’la benim hikayem”. Şans eseri defterimde gördüm ve okudum onu. Hikaye yazdığımız zaman, zamanda kalıcı bir işaretleme yapıyoruz sanki. Bu hikayenin öncesindeki hayatı düşündüm: Sonsuzluk! Peki ya sonrası, peki ya şimdi? Sonsuzluk… Ve o hikayeden sonra da hiç hız kesmeden yaşadığımı biliyorum. Hızlıca ve çılgınlıkla, maceralarla dolu. Yeniden yollara çıktığımızı ve Cihat’la çok daha çılgın şeylere tanıklık ettiğimizi, hatta düşünceden yoksun, kendimizi bir anda hiç hayal edemeyeceğimiz güzellikteki ıssız koylarda, yarı-karanlık odalarda bulduğumuzu hatırlıyorum.
Bu uçsuz bucaksız hayali, yani uçsuz bucaksız geçmişi ve geleceği hikayeleştirmek, en azından onun üzerinden küçük işaretlemeler yapacak hikayeler yaratmak, mümkün olabilir…
Bu yüzden sık sık yaşanılanları yazmak istiyorum. Karadenizin yemyeşil varlığını ve hırçın yağmurlarla ıslanan uzun dağ sıralarını, Gürcistan’ı, şehirleriyle, kırsalıyla, suyuyla, müziğiyle ve en çok gecesiyle, Ermenistan’ın hiçliği andıran ve hiçbir yere gitmeyen uzun dağ yollarını ve o dağların arasından akan ırmakları ve o ırmakların toplandığı engin nehirleri, ve tabii ki insanlarını, ruhu doğaya ait olan, her adımında yaşamın kalbindeki enerjiyi soluyan, dağlarda, köylerde, şehirlerde gezinen insanlarını, evrensel insanlarını ve onların sonsuz ruhlarını, değerlerini Erivan’ın sokaklarını, şehrin üstüne devasa bir örtü gibi kapanan gecesiyle birlikte yaşayan, nefes alıp veren sokaklarını, barlarını ucuz hostel odalarını ve misafirperverlikle, bazen faşizan bazen hümanist, bizi karşılayan, seven, yoldaşlık eden, tüm inanılmaz insanları, ve tüm bunların ortasında paylaştığımız aşkı, ruhu ve sonsuz yaşamın güzelliğini, birleşmelerimizi ve ayrılıklarımızı, sabaha kadar dans ettiğimiz ve hayatı kusursuzca aydınlatılmış bir saflıkla, yüzlerce farklı rengiyle izlediğimiz zamanları, gün ışığını, bağlılığı ve canlılığı, hayaller kurduran, bizi bambaşka dünyaların gerçekliğine götüren, bambaşka kapıların önüne çıkaran sigaraları, güzelliği, Bor Jovi’yi ve vahşiliği, yeniden Türkiye’nin Doğu sınırlarını ve doğunun mistik güzelliğini, sonsuz, sınırsız, alabildiğince uzanan güzelliğini, bambaşka; hiç kullanılmamış kelimelerle anlatmak, sonsuz bir çabayla ve enerjiyle, her ayrıntısından bahsedecek kadar derin, açıklamak isterdim.
Fakat hikayenin devam ettiğini hissediyorum. Bu yüzden akıp giden geceden hala gözlerimi alabilmiş değilim. Yeniden durakladığımda, gerçekçi bir şekilde durakladığımda, bu sefer bütün kutsal insanların bedenlerine ve ruhlarına ve belki de ölmüşlerin kutsallığına bile selam olacak şekilde her şeyi yazabileceğim, her şeyiyle…

CEVAP VER

Lütfen yorum yapınız!
Lütfen adınızı buraya yazın